Yunus Türkoğlu
Köşe Yazarı
Yunus Türkoğlu
 

Oduncu Mustafa

“Oduncu” tiplemesinin filmlerde, romanlarda, şiirlerde veyahut masallarda kaldığını biliyorum. Böyle bir meslek yok artık! Oduncu sözcüğü ısınmayı hatırlattığından mıdır yoksa geçmişten tatlı hatıralar getirdiğinden midir bilinmez ama hep içimizi ısıtmıştır! Bu yazımda mahallemizin hatırşinas ve değerli bir büyüğü olan merhum Oduncu Mustafa ağabeyin hayatına kısaca değinip geçmek, geçerken de onu rahmetle yâd etmek istiyorum. Yaz bitmek üzeredir, Ağustos ayının sonlarıdır. Havalar yavaş yavaş soğuyoır artık. Van’da kış hazırlıklarına başlanmıştır; Peynirler küplerde yere gömülmüştür! Erişteler kesilmiş, turşular tutulmuş, Van balığı tuzlanıp basılmış, kavurmalar kavrulup tenekelere doldurulup ağızları hava almayacak bir şekilde sıkıca kapatılmıştır. Toprak damlar gerekiyorsa sıvanmış ve şuratanların bakımı yapılmıştır. En önemlisi uzun kış boyunca yakılacak odunların tedarik edilip kırma işinin bir an önce halledilmesi gerekmektedir! Kalorifer, kömür, klima ve elektrikli odun kesme testerelerinin henüz hayatımıza girmediği günlerdi! Hayatımızda odun sobaları, dallı budaklı odunlar, girdebiller birde unutamadığımız oduncu veya baltacılar vardı! Daha yazın ortasında Van, Bitlis ve Hakkâri’nin dağlarından pelit ve meşe ağaçları kesilir yakacak olmak üzere odunculara getirilir satışa sunulurdu. İhtiyacı olanlar gider alır evlerinin bahçelerine dökerlerdi. Şimdi oduncu gelip bunlar güzelce kıracak ev sahibi içeriye çekip istif edecek, sonrasında kışın gelmesini bekleyecekti! Unutmayın ki soğuk kış gecelerinde gürül gürül yanan soba başında yaşanan hatıralar hepimizin unutulmazlar arasında yer almaktadır! Hanikoğlu ile Erek Mahallesi’ne giden üç yol ağzında bir ev vardı! Sokağa bakan tarafından kanal suyu akar, diğer tarafında ise hafifçe bir tepenin bulunduğu alanda; Kerpiçten yapılmış tek katlı, toprak damlı çizgi filmlerden çıkmış gibi duran Şirin mi şirin kutu gibi bir ev vardı. Sokağın karşı tarafında Edremitli Şahabettin Yapar, yan tarafında ise Şevket ve kardeşi Aydın Özek’lerin evleri mevcuttu!  Bahse konu bu evde Oduncu Mustafa ağabey ve ailesi yaşardı. Hanımı Saliha teyze, tatlı dilli güler yüzlü bir hanımefendiydi. Ellerinden öpüyorum, selamlarımı gönderiyorum. Oğlu Aydın ise gönül dostumuz çocukluktan beri can arkadaşımızdır. Mustafa ağabey Karayolları’nda görev yapardı. Eylül ayı gibi oldu mu mahallemizin en çok aranılan kişisi olurdu! Hafta sonları “oduncu gömleği” sırtında kalın kaşe kumaştan mamul pantolonu ve yeleği üstünde, Karayollarının tahsis ettiği potinler ayağında ve tabi ki baltası elindeydi. Kömür karası elmasa benzeyen bilev taşı bez kesenin içinde odun kırmaya giderdi… Odunları kırmadan önce onları göz ucuyla bir süzer sonrasında beş-on tane alır sol tarafına dizer, büyük ve ağırca olan baltasını bilerdi! Yeleğini çıkarır, gömleğin kolların yukarı doğru çevirirdi. Her şey hazırdır kıracağı sert odun ve kütüklerle bütünleşmiştir artık! Baltayı eline alır; “- Ya Allah, Bismillahirrahmanirrahim” der işine koyulurdu! En sert ve düğümlü ağaçlara bir defa vurdu mu parçalardı! İşine o kadar kendini vermiştir ki o anda dünyayı görmüyordur. Baltayı tak diye kütüğe vurdu mu adeta mutlu oluyordur. Arada baltasını bilemek, biraz nefeslenmek veya bir bardak çay sunulmuşsa onu içmek için duruverirdi. Fakat aklında zikreder gibi, şiir yazar gibi, resim çizer gibi kırılacak odunlar vardır. O, işini dünyanın en önemli görevini yapıyormuşçasına titiz ve özenle yapardı. Odunları en kısa sürede ve en verimli şekilde kırmayı kendine düstur edinmişti. Baltasını biledikten sonra iri kütüklerden birinin üzerine indirir ve çayını yudumlarken gözü yine onun üzerinde olurdu. Zira baltası onun arkadaşı gibiydi, dahası kıymetliydi hem ağır hem de tehlikeliydi! Ne olur ne olmaz birisi baltasını incelemek isterse diye gözünün önünden ayırmazdı. Eylül, Ekim ayı olunca odun kırmak hiç şüphesiz merhum Mustafa ağabeyin rüyalarına, hayallerine giriyordu. Bu işi aşk ile şevk ile yapardı. Odun kırma işi bittikten sonra baltasının omzuna atıp ev sahibiyle helalleşmek onun için çök özel manalar içermekteydi. Biraz önce karmakarışık halde duran kütüklerin, iş bitiminde boy boy kırılmış istiflenmiş olarak durması büyük bir mutluluktu! Oduncu Mustafa, alnının teri ve baltasının hüneriyle helalinden bu günkü rızkını da kazanmıştı. Bundan önceki gecelerde olduğu gibi bu gecede yastığa başını huzurla bırakıp uyuyabilirdi… Mekânın cennet olsun. Afiyet ve sıhhatiniz daim olsun.
Ekleme Tarihi: 05 Ağustos 2020 - Çarşamba

Oduncu Mustafa

“Oduncu” tiplemesinin filmlerde, romanlarda, şiirlerde veyahut masallarda kaldığını biliyorum. Böyle bir meslek yok artık! Oduncu sözcüğü ısınmayı hatırlattığından mıdır yoksa geçmişten tatlı hatıralar getirdiğinden midir bilinmez ama hep içimizi ısıtmıştır!

Bu yazımda mahallemizin hatırşinas ve değerli bir büyüğü olan merhum Oduncu Mustafa ağabeyin hayatına kısaca değinip geçmek, geçerken de onu rahmetle yâd etmek istiyorum.

Yaz bitmek üzeredir, Ağustos ayının sonlarıdır. Havalar yavaş yavaş soğuyoır artık. Van’da kış hazırlıklarına başlanmıştır; Peynirler küplerde yere gömülmüştür! Erişteler kesilmiş, turşular tutulmuş, Van balığı tuzlanıp basılmış, kavurmalar kavrulup tenekelere doldurulup ağızları hava almayacak bir şekilde sıkıca kapatılmıştır. Toprak damlar gerekiyorsa sıvanmış ve şuratanların bakımı yapılmıştır. En önemlisi uzun kış boyunca yakılacak odunların tedarik edilip kırma işinin bir an önce halledilmesi gerekmektedir!

Kalorifer, kömür, klima ve elektrikli odun kesme testerelerinin henüz hayatımıza girmediği günlerdi! Hayatımızda odun sobaları, dallı budaklı odunlar, girdebiller birde unutamadığımız oduncu veya baltacılar vardı! Daha yazın ortasında Van, Bitlis ve Hakkâri’nin dağlarından pelit ve meşe ağaçları kesilir yakacak olmak üzere odunculara getirilir satışa sunulurdu. İhtiyacı olanlar gider alır evlerinin bahçelerine dökerlerdi. Şimdi oduncu gelip bunlar güzelce kıracak ev sahibi içeriye çekip istif edecek, sonrasında kışın gelmesini bekleyecekti!

Unutmayın ki soğuk kış gecelerinde gürül gürül yanan soba başında yaşanan hatıralar hepimizin unutulmazlar arasında yer almaktadır!

Hanikoğlu ile Erek Mahallesi’ne giden üç yol ağzında bir ev vardı! Sokağa bakan tarafından kanal suyu akar, diğer tarafında ise hafifçe bir tepenin bulunduğu alanda; Kerpiçten yapılmış tek katlı, toprak damlı çizgi filmlerden çıkmış gibi duran Şirin mi şirin kutu gibi bir ev vardı. Sokağın karşı tarafında Edremitli Şahabettin Yapar, yan tarafında ise Şevket ve kardeşi Aydın Özek’lerin evleri mevcuttu! 

Bahse konu bu evde Oduncu Mustafa ağabey ve ailesi yaşardı. Hanımı Saliha teyze, tatlı dilli güler yüzlü bir hanımefendiydi. Ellerinden öpüyorum, selamlarımı gönderiyorum. Oğlu Aydın ise gönül dostumuz çocukluktan beri can arkadaşımızdır.

Mustafa ağabey Karayolları’nda görev yapardı. Eylül ayı gibi oldu mu mahallemizin en çok aranılan kişisi olurdu! Hafta sonları “oduncu gömleği” sırtında kalın kaşe kumaştan mamul pantolonu ve yeleği üstünde, Karayollarının tahsis ettiği potinler ayağında ve tabi ki baltası elindeydi. Kömür karası elmasa benzeyen bilev taşı bez kesenin içinde odun kırmaya giderdi…

Odunları kırmadan önce onları göz ucuyla bir süzer sonrasında beş-on tane alır sol tarafına dizer, büyük ve ağırca olan baltasını bilerdi! Yeleğini çıkarır, gömleğin kolların yukarı doğru çevirirdi. Her şey hazırdır kıracağı sert odun ve kütüklerle bütünleşmiştir artık! Baltayı eline alır;

“- Ya Allah, Bismillahirrahmanirrahim” der işine koyulurdu!

En sert ve düğümlü ağaçlara bir defa vurdu mu parçalardı! İşine o kadar kendini vermiştir ki o anda dünyayı görmüyordur. Baltayı tak diye kütüğe vurdu mu adeta mutlu oluyordur.

Arada baltasını bilemek, biraz nefeslenmek veya bir bardak çay sunulmuşsa onu içmek için duruverirdi. Fakat aklında zikreder gibi, şiir yazar gibi, resim çizer gibi kırılacak odunlar vardır. O, işini dünyanın en önemli görevini yapıyormuşçasına titiz ve özenle yapardı. Odunları en kısa sürede ve en verimli şekilde kırmayı kendine düstur edinmişti.

Baltasını biledikten sonra iri kütüklerden birinin üzerine indirir ve çayını yudumlarken gözü yine onun üzerinde olurdu. Zira baltası onun arkadaşı gibiydi, dahası kıymetliydi hem ağır hem de tehlikeliydi! Ne olur ne olmaz birisi baltasını incelemek isterse diye gözünün önünden ayırmazdı.

Eylül, Ekim ayı olunca odun kırmak hiç şüphesiz merhum Mustafa ağabeyin rüyalarına, hayallerine giriyordu. Bu işi aşk ile şevk ile yapardı. Odun kırma işi bittikten sonra baltasının omzuna atıp ev sahibiyle helalleşmek onun için çök özel manalar içermekteydi.

Biraz önce karmakarışık halde duran kütüklerin, iş bitiminde boy boy kırılmış istiflenmiş olarak durması büyük bir mutluluktu!

Oduncu Mustafa, alnının teri ve baltasının hüneriyle helalinden bu günkü rızkını da kazanmıştı. Bundan önceki gecelerde olduğu gibi bu gecede yastığa başını huzurla bırakıp uyuyabilirdi… Mekânın cennet olsun.

Afiyet ve sıhhatiniz daim olsun.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.