Yunus Türkoğlu
Köşe Yazarı
Yunus Türkoğlu
 

Eski Büyük Camii

Uzun ve zorlu bir kış geçti, okullar artık tatile girdi, giriyor. Van’da yaz mevsimi başladı ve biz çocuklar için en güzel mevsim! Kuran kursları bizim için ayrı bir keyif ayrı bir neşe belki de oyun oynarken öğrenmeydi!  Çocukluk günlerinin unutulmazları arasında ilkokul yılları ve yaz tatillerinde okunan Kuran-ı Kerim kursları vardır. Bu yıllardaki sınıf öğretmenimizi, okul müdürümüzü ve kuran kursu hocamızı unutamayız! Bu güzel insanlar hayatımızda silinmez izler bırakırlar. Gönlümüzün en müstesna yeri onlara aittir. O günleri hatırladıkça gözlerimiz buğulanır ve içimiz mutlulukla dolup taşar. İleriki yaşlarda sergilediğimiz tutum ve davranışlarımız, çocukluk yıllarında aldığımız bu eğitimin dışa vurumudur. Sınıf öğretmenimiz ve Kuran kursu hocalarımız geleceğimizi şekillendiren mimarlardırlar. Onları sevgi ve saygıyla selamlıyorum… Annelerimizin beyaz patiskadan diktiği ve içinde elifba cüzlerinin olduğu kılıflar boynumuzda asılı olduğu halde,  mahallenin bakkalı İdris ağabeyin dükkânının önünde sabah arkadaşlarla toplandıktan sonra Eski Büyük Cami’ne doğru yola koyuluyoruz. Bu durum haftanın beş günü ve Ağustos ayı ortalarına kadar devam edip gidecekti... Pırıl pırıl güneş gökyüzünde parlarken, akasya ve leylakların kokusu kanaldan akan suyun şırıltısına karışıp, gökyüzündeki kuşların kanat çırpışı biz çocukların neşesine eşlik ederken, sanki bizim kulaklarımıza şunları fısıldıyor gibiydiler: Ne mutlu; Allah’ın kelamını öğrenmeye gidiyorsunuz, inanın imreniyoruz sizlere! Ey çocuklar;“Meleklerin yere serdikleri kanatları üzerinde” ilim yuvasına doğru Rahmet dalgalarının nuruyla yürüyorsunuz! Sizin attığınız her bir adım;” Cennette babalarınızın başına konulacak gözleri kamaştıran taçlara sebeptir!”    Çalık ve Dere Sokak’a giden yolları geçtikten sonra Kışla Caddesi’ne çıkıp tahta köprüyü aşıyoruz. Sol tarafımızda Ordu Evi var. Sağ taraftan yolumuza devam ediyorsak Vehbi amcanın bakkal dükkânına uğrarız. Sol tarafta isek Cemal-Kemal Özcan’ların tarihi dükkânlarına uğrar biraz kırık leblebi ile çiğdem alma molası verdikten sonra yolumuza devam ederdik.      Cumhuriyet Caddesi, Çarşı Karakolu derken Eski Büyük Cami’nin önündeyiz. Biz erken geldik daha hocamız gelmemiştir. Kuzey tarafındaki büyükçe ahşap kapıdan camiye giriyoruz. Cüzlerimizi camiye bırakıp hemen dışarıdaki şadırvanda abdestlerimizi alıp içeriye giriyoruz. Hocamız gelmeden önce biraz koşup oynamalı ve bu anı değerlendirmeliyiz. Her zaman olduğu gibi üst kat, alt kat, sütunlar arasında epeyce zıplayıp oynadıktan sonra nihayet hocamız geldi.    Hepimiz büyük bir sessizlik ve hürmet içinde rahlelerimizi alıp hocamızın önünde yarım ay şeklinde dizilip otururduk.    Evet ders başlıyor…   “Besmeleler, elif, be, te ve tabi ki peltek se! Tenvin; iki üstün, iki esre, iki ötre tabi ki cezim ile şedde”   “Fatiha, İhlâs, Kevser, Adiyat ve tabi ki Tehiyyat! Med harfleri, İhva, izhar ve tabi ki kalkale!  Bu sesler “Eski Büyük Cami”nin duvarlarında mihrabında, minberinde ve tavanında çınlayıp duruyordu!    Çocuk sesleri; okulları, camileri, evleri ve bahçeleri hep şenlendirmiştir. Onlarsız bir dünya düşünülemez! Onlar hayatımızın tadıdır, tuzudur vesselam…    Bu sesler içinde ayrı bir yeri olan “Sala” sesi bizi daha çok etkilerdi veya beni etkilerdi!    Hüseyin Hocamızın sesi çok güzeldi, o dönemi yaşayanlar hatırlayacaklardır. Bazen ders esnasında hocamızı çağırırlardı, gider sala okurdu. Hocamız salaya başlayınca ben dersi bırakır onu dinlerdim. Bir ben değil bütün çarşı esnafı işi-gücü bırakır bu yanık sesi dinlerdi!”   Bu sefer “Hüseyni Makamı”nda okunan sala sesi Van’ın semalarında yankılanıp dururken, gönüllerimiz hüzne gark olurdu!   Teneffüs olunca, arada bir hocamız sokağa çıkmamıza izin verirdi. Caminin batı tarafında hep tatlı dil ve güler yüzleriyle hatırladığım iki kardeş İsmail ve Erkan ağabeylerin dükkânına gidilir birer gazoz içilirdi. Sağ olsunlar, çoğu zaman sokağın esnafları bunların ücretlerini öderlerdi. Vakit olursa Foto Süphan’ın vitrinindeki siyah beyaz fotoğraflara bakardık. Biraz daha vakit olursa, gezinirdik. Gezerken dükkânlar ve tarihi evleri inceleme fırsatım olurdu! İlgimi çeken bu yapılardan biride Caminin yukarı tarafındaki Kebapçı Ali Çakmakcı’ların iki katlı tarihi Van eviydi. Unutulmaz anılarımızın olduğu bu ev mevki ve yapı olarak Van’ın en güzel evlerinden biriydi!     Dinlenme faslı bitince yeniden derse başlardık, hocamız ödevlerimizi verir sonrasında cüzlerimizi alır evlerimize doğru yola koyulurduk.    Sağlıcakla kalınız.  “Tedbiri elden bırakmayınız
Ekleme Tarihi: 04 Haziran 2020 - Perşembe

Eski Büyük Camii

Uzun ve zorlu bir kış geçti, okullar artık tatile girdi, giriyor. Van’da yaz mevsimi başladı ve biz çocuklar için en güzel mevsim! Kuran kursları bizim için ayrı bir keyif ayrı bir neşe belki de oyun oynarken öğrenmeydi!  Çocukluk günlerinin unutulmazları arasında ilkokul yılları ve yaz tatillerinde okunan Kuran-ı Kerim kursları vardır. Bu yıllardaki sınıf öğretmenimizi, okul müdürümüzü ve kuran kursu hocamızı unutamayız! Bu güzel insanlar hayatımızda silinmez izler bırakırlar. Gönlümüzün en müstesna yeri onlara aittir. O günleri hatırladıkça gözlerimiz buğulanır ve içimiz mutlulukla dolup taşar. İleriki yaşlarda sergilediğimiz tutum ve davranışlarımız, çocukluk yıllarında aldığımız bu eğitimin dışa vurumudur. Sınıf öğretmenimiz ve Kuran kursu hocalarımız geleceğimizi şekillendiren mimarlardırlar. Onları sevgi ve saygıyla selamlıyorum…

Annelerimizin beyaz patiskadan diktiği ve içinde elifba cüzlerinin olduğu kılıflar boynumuzda asılı olduğu halde,  mahallenin bakkalı İdris ağabeyin dükkânının önünde sabah arkadaşlarla toplandıktan sonra Eski Büyük Cami’ne doğru yola koyuluyoruz. Bu durum haftanın beş günü ve Ağustos ayı ortalarına kadar devam edip gidecekti...
Pırıl pırıl güneş gökyüzünde parlarken, akasya ve leylakların kokusu kanaldan akan suyun şırıltısına karışıp, gökyüzündeki kuşların kanat çırpışı biz çocukların neşesine eşlik ederken, sanki bizim kulaklarımıza şunları fısıldıyor gibiydiler:

Ne mutlu; Allah’ın kelamını öğrenmeye gidiyorsunuz, inanın imreniyoruz sizlere!

Ey çocuklar;“Meleklerin yere serdikleri kanatları üzerinde” ilim yuvasına doğru Rahmet dalgalarının nuruyla yürüyorsunuz!
Sizin attığınız her bir adım;” Cennette babalarınızın başına konulacak gözleri kamaştıran taçlara sebeptir!”
   Çalık ve Dere Sokak’a giden yolları geçtikten sonra Kışla Caddesi’ne çıkıp tahta köprüyü aşıyoruz. Sol tarafımızda Ordu Evi var. Sağ taraftan yolumuza devam ediyorsak Vehbi amcanın bakkal dükkânına uğrarız. Sol tarafta isek Cemal-Kemal Özcan’ların tarihi dükkânlarına uğrar biraz kırık leblebi ile çiğdem alma molası verdikten sonra yolumuza devam ederdik.  
   Cumhuriyet Caddesi, Çarşı Karakolu derken Eski Büyük Cami’nin önündeyiz. Biz erken geldik daha hocamız gelmemiştir. Kuzey tarafındaki büyükçe ahşap kapıdan camiye giriyoruz. Cüzlerimizi camiye bırakıp hemen dışarıdaki şadırvanda abdestlerimizi alıp içeriye giriyoruz. Hocamız gelmeden önce biraz koşup oynamalı ve bu anı değerlendirmeliyiz. Her zaman olduğu gibi üst kat, alt kat, sütunlar arasında epeyce zıplayıp oynadıktan sonra nihayet hocamız geldi.
   Hepimiz büyük bir sessizlik ve hürmet içinde rahlelerimizi alıp hocamızın önünde yarım ay şeklinde dizilip otururduk. 
  Evet ders başlıyor…
  “Besmeleler, elif, be, te ve tabi ki peltek se! Tenvin; iki üstün, iki esre, iki ötre tabi ki cezim ile şedde”
  “Fatiha, İhlâs, Kevser, Adiyat ve tabi ki Tehiyyat! Med harfleri, İhva, izhar ve tabi ki kalkale! 
Bu sesler “Eski Büyük Cami”nin duvarlarında mihrabında, minberinde ve tavanında çınlayıp duruyordu!
   Çocuk sesleri; okulları, camileri, evleri ve bahçeleri hep şenlendirmiştir. Onlarsız bir dünya düşünülemez! Onlar hayatımızın tadıdır, tuzudur vesselam…
   Bu sesler içinde ayrı bir yeri olan “Sala” sesi bizi daha çok etkilerdi veya beni etkilerdi!


   Hüseyin Hocamızın sesi çok güzeldi, o dönemi yaşayanlar hatırlayacaklardır. Bazen ders esnasında hocamızı çağırırlardı, gider sala okurdu. Hocamız salaya başlayınca ben dersi bırakır onu dinlerdim. Bir ben değil bütün çarşı esnafı işi-gücü bırakır bu yanık sesi dinlerdi!”
  Bu sefer “Hüseyni Makamı”nda okunan sala sesi Van’ın semalarında yankılanıp dururken, gönüllerimiz hüzne gark olurdu!
  Teneffüs olunca, arada bir hocamız sokağa çıkmamıza izin verirdi. Caminin batı tarafında hep tatlı dil ve güler yüzleriyle hatırladığım iki kardeş İsmail ve Erkan ağabeylerin dükkânına gidilir birer gazoz içilirdi. Sağ olsunlar, çoğu zaman sokağın esnafları bunların ücretlerini öderlerdi. Vakit olursa Foto Süphan’ın vitrinindeki siyah beyaz fotoğraflara bakardık. Biraz daha vakit olursa, gezinirdik. Gezerken dükkânlar ve tarihi evleri inceleme fırsatım olurdu! İlgimi çeken bu yapılardan biride Caminin yukarı tarafındaki Kebapçı Ali Çakmakcı’ların iki katlı tarihi Van eviydi. Unutulmaz anılarımızın olduğu bu ev mevki ve yapı olarak Van’ın en güzel evlerinden biriydi! 
   Dinlenme faslı bitince yeniden derse başlardık, hocamız ödevlerimizi verir sonrasında cüzlerimizi alır evlerimize doğru yola koyulurduk.
   Sağlıcakla kalınız.
 “Tedbiri elden bırakmayınız

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.