Penceremizdeki orkestra

Reenkarnasyona inanır mısınız? Yani öldükten sonra bedendeki ruhun bir başka canlının bedeninde geri dönmesine…

Eğer bu kuram doğruysa mutlaka benim bedenimdeki ruh bir hayvanın ruhu olarak geçmiş…

Neden mi?

Hiçbir hayvanla en küçük bir çatışmam yok… Neredeysem oradalar… Karıncalar, kelebekler, arılar, sokak köpekleri, kedilerle sanki akraba gibiyiz. Her sabah sesleriyle uyandıran kumrular balkonlarımızın eksilmeyen canlıları.

Bazen düşünüyorum da anam, babam adımı koyarken gaipten bir ses mi fısıldadı kulaklarına:

"Bu adı koyun!" Diye.

…….

Geçen gün nereden uçup gelmişse gelmiş bir cırcır böceği çocuklarımın panjur aralığına konuk olmuştu.

O ne ses… Bir zamanların gece bekçilerinin saatte bir çaldıkları düdük gibi gün karardığında ötmeye başlıyordu. Saatte bir değil elbette. Bir tutturdu mu en az yarım saat!

Hani tek nota ve tizlik olunca rahmetli Zeki Müren'in sesi olsa yorar, usandırır insanı.

Fark etti ki odanın ışığı açıldığında sesini kesiyordu Ağustos Böceği. Ya da pencerenin kenarına tıkırtı yaptığınızda… Ama bir süre sonra başlıyordu tek kişilik orkestrasıyla ortalığı çınlatmaya.

Hadi bakalım dedim araştırdım yanık sesli hayvancığı. Öğrendim ki ömürleri üç haftalıkmış. Çıkardığı ses de bedenindeki tüylerin sürtüşmesinden oluşuyormuş. Ve bu sesi yalnızca dişi Ağustos Böcekleri çıkarıyormuş. Amaçları da etrafta varsa dişi Ağustos Böceği onlarla temasa geçmekmiş.

Bu tuhaf bir cırcır böceğiydi. Benim bildiğim cırcır böcekleri yaz sıcağında ses çıkarırdı. Hem de gündüz. Bizim ki güneş battıktan sonra alıyordu sazını eline ve başlıyordu uzun havalara, bozlaklara…

Kızıma:

-Merak etme ömrü üç hafta. Bak bir hafta gelip geçti. Hem evleri cadde üzerindeki insanların araçların çıkardığı motor, klakson seslerinden neler çektiğini düşün de teselli ol. Doğayı öylesine hızla ve acımasızca tahrip ediyoruz ki bir gün gelecek seni rahatsız ettiğini düşündüğün cırcır böceğinin sesini bile özleyeceksin. Dedim.

Ses etmedi kızım.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Batı balkon tarafından dolanıp, cırcır böceğinin yuvalandığı panjurun olduğu tarafa el feneriyle bakıyordum. Köftehor sesini hemen kesiyor ancak içeri girdiğimden beş on dakika sonra yeniden başlıyordu çığırmaya.

Bir iki gün sonra ses kesilmişti. Ancak hesaplarımıza göre daha üç haftanın bitmesine günler vardı.

-Galiba çatladı! Dedim. Bizimkiler muzırca güldüler.

Kafama takıldı ya araştırıp, gözlem yapıyorum.

Sonunda fark ettim ki Temmuz ayında yuvalarından uçup giden kumrulardan biri gelip  cırcır böceğinin olduğunu düşündüğümüz panjurun yakınındaki  balkona farklı bir yuva oluşturarak yumurtaya yatmış.

Demek ki bizim arsız Ağustos Böceği yaşam alanı tehdit altına girince başka bir yere pılısını pırtısını toplayıp göçüp gitmişti.

Cırcır Böceği penceremizde tek başına orkestra görevi yaparken vatanları Suriye'den göç eden Suriyeliler, Avrupa ülkeleri tarafından (acıma duyguları ayaklanmış olmalı ki) kabul edilmeye başlanmıştı. 

Ülkemizin güneydoğusunda Cizre ve Şırnak'ta ise yaşam alanlarına Ağustos Böceklerinin sesleri yerine silah sesleri egemen olmuş, birçok noktada can tehlikesi gerekçesiyle sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti.

Mevsim güze dönmüş, harman yerleri bereketle taçlanmışken… Bağlar bozulup, ürünler kış hazırlıkları için pazarlara taşınmışken… Kazançların ise; sözü kesilmiş, nişanı yapılmış gençlerin toylarına, derneklerine, oğlan çocuklarının sünnet törenlerine dönüşmesi gerekirken; silah seslerinin ve ağıtların manasına akıl ve mantık erdirmek ne kadar zordur değil mi?

Söyle Ağustos Böceği! Yürek yangını göremeyen, uy havarları duymayanlara ateş böceklerinin ışığıyla, senin sesin mi gerek?

Bakmadan Geçme