Yunus Türkoğlu
Köşe Yazarı
Yunus Türkoğlu
 

Ey Şehri Van, Ey Tuşba Şehrim!

Bulutlar örtmesin efsunlu güzelliğini, ey memleketlerin güzeli!  Urartu Medeniyetine başkentlik yapmış kadim belde. Gökyüzünden indirilmiş maviler Vangölü’nün üstüne serilmiş köpük köpük. Sen, zirvelerde kar ile boran, yaylalarda kardelen, ovalarda rengarenk çiçek, bağlarda çeşit çeşit meyvesin! Sen, zarafette Akdamar, Botan, Şamran, hüzünde Zeve, berekette zernebat ile kerhis suyusun. Ve sen mekânlara sığmayan şehirsin… Ey Şehri Van, Ey Tuşba Şehrim! Sen,  dağdan, taştan, ovadan, yayladan akan bir nehir, mis gibi kokan pamuk elma, anasından helal süt emmiş yavru, üzerlik yakılıp başında gezdirilmiş bala, teskereden kerpiç taşımış ata, murtuğanın üzerine pekmez döküp yiyen nine, Özalp’te dokunan Anadolu motifli kilim, Edremit’te sarı lalenin yaprağından düşen bir çiğ damlasısın! Akdamar’da pembe çiçek açan badem ağacı, Başkale dağlarındaki mor koyunun melemesi, Erek Dağı’nda gezinen ceylan, Memedik Boğazı’ndan esen soğuk havanın karları savurduğu üşümüşlük, Havasor Yaylası’nda kaval çalan çobanın melodisi!  Çaldıran’daki çermik sularının şifa kaynağı, Garipler Mezarlığı’nda yatan garip askerlerin unutulmuşluğu, Kuzgunkıran’ da sarı sarı açan ökse çiçeği, Hoşap Kalesi’nin yüksek burçları,  Ünseli’den Vangölü’ne bakan bir pencere, İbibik kuşunun kanadında sonsuz sevgi, Hacı Bekir Kışlası’nda nöbet tutan kahraman Türk askerisin! Ey Şehri Van, Ey Tuşba Şehrim! Dumanında sarıpapatyalar açan, ikindiden sonra Van’ın bağlarında, Lacivert akşamlarında Amik’te, Sabah erkenden İşkirt’te, bir bahar günü Ganispi Şelalesi’nde tellenen semaverde demlenen çayın kokusunda, tadında ve renginde senin muhabbetini bulurum! Adır’da, Alaköy’de demlenen çayı içerken, gökyüzündeki martıların kanat çırpışında seni sevdim. Müküs Çayı’nın berraklığındaki huzuru seninle yaşarım. Norduz yaylalarında açan kan kırmızı gelinciklerin endamına seninle vuruldum. Van Kalesi’nin burçlarındaki ahengi, tarihi, heybeti seninle tanırım…  Ey Şehri Van, Ey Tuşba Şehrim! Sen benim on yedi yaşım, o tadına doyulmaz günlerim, İğde çiçeği kokulu anılarım, melikan çomağının kulağımın dibinden geçerken çaldığı ıslık, kuzine sobanın üstünde kaynayan çaydanlığın çıkardığı melodisin. Dut ağacındaki sığırcığın söylediği şarkısın!  İlkbaharda şoratanlardan şırıl şırıl akan saman sarısı yağmur suyu, damlarda kurutulan sütül eriklerin tadı, rüzgârda salınan çivit kokulu çamaşırlardaki beyazlık, öküz arabasının aheste ahesta gidişi, şile’nin, keledoş’un, asude’nin ve cılbır’ın unutulmaz lezzeti,  Merhum Ahmet Arif’in “Bu dağ Mengene Dağı’dır Tan yeri atanda Van’da…” dizelerinden süzülen hüzünlü şiirisin! Ey Şehri Van, Ey Tuşba Şehrim! Sen bana: Sevgi tadında, sevda tadında, aşk tadında, horhor suyu tadında, Merhum Atakan Çelik’in “Giderem Van’a doğru…”  türküsü tadında, yağmurdan sonra Kalecik’in üstünde beliren gökkuşağı tadında, sonbaharın üşüten soğuğunun göğsüme ve yüzüme vurup geçerken Kale’nin tepesinden Vangölü’nü seyredişim tadında, lapa lapa kar yağarken pencereden dışarıyı izleyişim tadında güzellikler verdin! TRT Binası’nın arkasındaki göz alabildiğine uzanan çayırların üstünde futbol oynarken yere düştüğümde aldığım çimen kokusu tadında, Eblangenis Çayı’nın sükûneti tadında,  itfaiyenin Cumhuriyet Caddesi’ni sulayışı tadında, mellaki armut, yeşil alça tadında, sıcak tandır ekmeği ve otlu peynir tadında, tekgöz kedinin bakışındaki saflık tadında, Şamranaltı’nın şirinliği tadında duygular verdin! Ey Şehri Van, Ey Tuşba Şehrim! Sen içimde; Vangölü’nün coşkun dalgaları, Erek Dağı’nın erişilmez dorukları,  Artos Dağı’nın eteklerinde açan keven çiçeğinin rengi, Canik tuzunun berraklığı, Erçek Gölü’nün zarif Flamingoları,” Dokuzum durak, onum orak, on birim minare gölgesi ” deyişimdeki heyecanları verdin! Çoravanıs’da coşkun akan dereler, Amik’te yapılan piknikler, kokladığım leylaklar, Molla Kasım’da açan mor sümbüller, Engil çayının nazlı aktığı zamanları, ayaz gecelerde pırıl pırıl parlayan yıldızlar altında toprak damdaki karları süpürüşümdeki mutluluğu, tazının son sürat Haçort’a doğru koşuşundaki asaleti, fırfıramın vınlayarak dönüşünde hissettiğim mutlulukları bıraktın… Ey Şehri Van, Ey Tuşba Şehrim! 2 Nisan Kurtuluş ve Dünya Vanlılar Günün kutlu olsun.  Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde bahsettiği, Van’ın karaçörek otlu, rezeneli ve anasonlu somunundan olsa da bugünün anısına dağıtsaydık, ama yok! Ne yapalım, bizde onun yerine nefis Van pastasını konu-komşu, hısım-akrabaya dağıtabilir, bu güne vurgu yapabiliriz! Hoşça kalınız…
Ekleme Tarihi: 01 Nisan 2021 - Perşembe

Ey Şehri Van, Ey Tuşba Şehrim!

Bulutlar örtmesin efsunlu güzelliğini, ey memleketlerin güzeli!  Urartu Medeniyetine başkentlik yapmış kadim belde. Gökyüzünden indirilmiş maviler Vangölü’nün üstüne serilmiş köpük köpük. Sen, zirvelerde kar ile boran, yaylalarda kardelen, ovalarda rengarenk çiçek, bağlarda çeşit çeşit meyvesin! Sen, zarafette Akdamar, Botan, Şamran, hüzünde Zeve, berekette zernebat ile kerhis suyusun. Ve sen mekânlara sığmayan şehirsin…

Ey Şehri Van, Ey Tuşba Şehrim!

Sen,  dağdan, taştan, ovadan, yayladan akan bir nehir, mis gibi kokan pamuk elma, anasından helal süt emmiş yavru, üzerlik yakılıp başında gezdirilmiş bala, teskereden kerpiç taşımış ata, murtuğanın üzerine pekmez döküp yiyen nine, Özalp’te dokunan Anadolu motifli kilim, Edremit’te sarı lalenin yaprağından düşen bir çiğ damlasısın!

Akdamar’da pembe çiçek açan badem ağacı, Başkale dağlarındaki mor koyunun melemesi, Erek Dağı’nda gezinen ceylan, Memedik Boğazı’ndan esen soğuk havanın karları savurduğu üşümüşlük, Havasor Yaylası’nda kaval çalan çobanın melodisi!  Çaldıran’daki çermik sularının şifa kaynağı, Garipler Mezarlığı’nda yatan garip askerlerin unutulmuşluğu, Kuzgunkıran’ da sarı sarı açan ökse çiçeği, Hoşap Kalesi’nin yüksek burçları,  Ünseli’den Vangölü’ne bakan bir pencere, İbibik kuşunun kanadında sonsuz sevgi, Hacı Bekir Kışlası’nda nöbet tutan kahraman Türk askerisin!

Ey Şehri Van, Ey Tuşba Şehrim!

Dumanında sarıpapatyalar açan, ikindiden sonra Van’ın bağlarında, Lacivert akşamlarında Amik’te, Sabah erkenden İşkirt’te, bir bahar günü Ganispi Şelalesi’nde tellenen semaverde demlenen çayın kokusunda, tadında ve renginde senin muhabbetini bulurum!

Adır’da, Alaköy’de demlenen çayı içerken, gökyüzündeki martıların kanat çırpışında seni sevdim.

Müküs Çayı’nın berraklığındaki huzuru seninle yaşarım.

Norduz yaylalarında açan kan kırmızı gelinciklerin endamına seninle vuruldum.

Van Kalesi’nin burçlarındaki ahengi, tarihi, heybeti seninle tanırım… 

Ey Şehri Van, Ey Tuşba Şehrim!

Sen benim on yedi yaşım, o tadına doyulmaz günlerim, İğde çiçeği kokulu anılarım, melikan çomağının kulağımın dibinden geçerken çaldığı ıslık, kuzine sobanın üstünde kaynayan çaydanlığın çıkardığı melodisin. Dut ağacındaki sığırcığın söylediği şarkısın! 

İlkbaharda şoratanlardan şırıl şırıl akan saman sarısı yağmur suyu, damlarda kurutulan sütül eriklerin tadı, rüzgârda salınan çivit kokulu çamaşırlardaki beyazlık, öküz arabasının aheste ahesta gidişi, şile’nin, keledoş’un, asude’nin ve cılbır’ın unutulmaz lezzeti,  Merhum Ahmet Arif’in “Bu dağ Mengene Dağı’dır Tan yeri atanda Van’da…” dizelerinden süzülen hüzünlü şiirisin!

Ey Şehri Van, Ey Tuşba Şehrim!

Sen bana: Sevgi tadında, sevda tadında, aşk tadında, horhor suyu tadında, Merhum Atakan Çelik’in “Giderem Van’a doğru…”  türküsü tadında, yağmurdan sonra Kalecik’in üstünde beliren gökkuşağı tadında, sonbaharın üşüten soğuğunun göğsüme ve yüzüme vurup geçerken Kale’nin tepesinden Vangölü’nü seyredişim tadında, lapa lapa kar yağarken pencereden dışarıyı izleyişim tadında güzellikler verdin!

TRT Binası’nın arkasındaki göz alabildiğine uzanan çayırların üstünde futbol oynarken yere düştüğümde aldığım çimen kokusu tadında, Eblangenis Çayı’nın sükûneti tadında,  itfaiyenin Cumhuriyet Caddesi’ni sulayışı tadında, mellaki armut, yeşil alça tadında, sıcak tandır ekmeği ve otlu peynir tadında, tekgöz kedinin bakışındaki saflık tadında, Şamranaltı’nın şirinliği tadında duygular verdin!

Ey Şehri Van, Ey Tuşba Şehrim!

Sen içimde; Vangölü’nün coşkun dalgaları, Erek Dağı’nın erişilmez dorukları,  Artos Dağı’nın eteklerinde açan keven çiçeğinin rengi, Canik tuzunun berraklığı, Erçek Gölü’nün zarif Flamingoları,” Dokuzum durak, onum orak, on birim minare gölgesi ” deyişimdeki heyecanları verdin!

Çoravanıs’da coşkun akan dereler, Amik’te yapılan piknikler, kokladığım leylaklar, Molla Kasım’da açan mor sümbüller, Engil çayının nazlı aktığı zamanları, ayaz gecelerde pırıl pırıl parlayan yıldızlar altında toprak damdaki karları süpürüşümdeki mutluluğu, tazının son sürat Haçort’a doğru koşuşundaki asaleti, fırfıramın vınlayarak dönüşünde hissettiğim mutlulukları bıraktın…

Ey Şehri Van, Ey Tuşba Şehrim!

2 Nisan Kurtuluş ve Dünya Vanlılar Günün kutlu olsun. 

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde bahsettiği, Van’ın karaçörek otlu, rezeneli ve anasonlu somunundan olsa da bugünün anısına dağıtsaydık, ama yok! Ne yapalım, bizde onun yerine nefis Van pastasını konu-komşu, hısım-akrabaya dağıtabilir, bu güne vurgu yapabiliriz!

Hoşça kalınız…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Burhan İÇGÜLEÇ
(10.04.2021 18:34 - #72289)
Van ile ilgili dolu dolu bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.