Köşe Yazıları Haber Girişi: 07.05.2022 - 09:13, Güncelleme: 07.05.2022 - 09:13

GÜLLÜ NENE VE TANDIR EVİ

 

GÜLLÜ NENE VE TANDIR EVİ

Ümit Kayaçelebi yazdı...
Çocukluğum, gençlik yıllarım daha doğrusu hayatımın büyük bölümü Eski Ziraat Banka Sokağındaki iki katlı toprak kerpiç evde geçti. Evimiz iki katlıydı yanında da yine bize ait tek katlı bir evimiz vardı. Ayrıca evimizin arkasında da bir buçuk dönümlük bir bahçemiz vardı. Bahçemizde üzüm asmasının sarıp sarmaladığı yaz günlerinde serin serin oturduğumuz kamelyamız iptidai de olsa bizim için o tahta kerevetlerde oturmak unutulmaz bir haz verirdi bize. Yanında Makarayla parğaç, parğaç ihtiyaç halinde su çektiğimiz ve içimine doyum olmayan o bakır tasta buz gibi kuyu suyunu yudumlamak ne kadar da  hoştu. Bir yanda soğan maydanoz turp tere otu gibi cana şifa derde deva yeşilliklerin olduğu kerdiler ve onları ezmemek için itinayla o tumplarda nasılda korka korka yürürdük. Bahar ayları gelende akasya ağacımız leylak ağacımız öyle tatlı kokular neşrederdi ki o kokuyla mest olurduk. Bahçemizde elma, armut, kiraz, vişne, ceviz, dut, vişne erik, alça, alo, ayva ağaçları bize yaz da yetiyordu kış da. Hoştu hayatımız güzel güzel komşuluklarımız vardı akrabalık ilişkilerimiz had safhadaydı. Daha akrabanın akrep ilan edilmediği yıllardı. Herkes karınca kararınca kendi geliriyle namerde muhtaç olmadan hayatını idame ettiriyordu. Dedem Ziya Bey 2.Mektepten Başmuallim olarak tekaüt olup ayrıca bir de önden kolla çalışan devrin külüstür kamyonlarından birine de sahiptik. Şoförümüzde Bir zaman Akgün Arar bir zaman da Cevdet Okuldaştı.Babam  rahmetli zaten karayollarında çalışıyordu hal ve gidiş olarak fevkalade bir aileydik. Ayrıca Haçortta buğday tarlalarımız vardı ipek yol da yonca tarlalarımız vardı hasat zamanı yoncayı nakite çevirerek alırdı. Dedem ama buğdayı alıp değirmene götürüp un ettirip bizim iki katlı evin kilerinde büyükçe tekneye unu boşaltır ve zaman zaman ev ekmeği de yapılırdı bizim hanede. Ekmek yapmak için herkes de olduğu gibi bizde de bunun için yapılmış bir tandır evimiz vardı. Bu tandır evimiz iki bölmeden ibaret bir yerdi girişi biraz dar ama tandırın olduğu bölüm alabildiğine genişti. Orada rahat rahat ekmek yapılıyordu. Tandır evi tandır yandığı zaman ister istemez is pis olduğu için her sene kireçle badana yapsak bile yine orası burası simsiyah oluyordu haliyle. Tandır evimiz tam dut ağacının dibinde olup olgunlaşan dutlar hep tandır evimizin damına dökülüyordu ve biz oradan topluyorduk. Tandır evimizin yakacak bölümüne Çalı, çırpı, kesilmiş ağaç parçaları Fışgı (Hayvan Gübresi) ona şeşme de derdik diğer ismiyle. işte tandırda hep bunlar yakılırdı. Tandır evimizin iki penceresi bir de tam tandırın üzerinde bir parğaç genişliğinde iptidai bacası vardı. Yaz aylarında açık olurdu kış aylarında üzerine bi parğaç bırakırdık içeriye kar yağmur girip de tandıra zarar vermesin diye. Hemen hemen bahçesi olan birçok evde tandır vardı büyüklü küçüklü. Çünkü her ne kadar çarşıdan ekmek alsak da bizim her yıl sonunda buğday tarlasından gelen buğdayları un olarak kullanmak zorundaydık. Ekmek yapmak öyle de kolay değildi haliyle bunun içinde zahmet ve emek gerekiyordu. Bir gün sonra ekmek yapılacaksa gün evvelinden hamur tutmak ve onun dinlenmesi gerekiyordu. Bizim halimiz vaktimiz yerindeydi çok şükür bu sebeple de ekmek yapma işinde bize yardım edecek bir keveni gerekiyordu. Keveni demek ekmek yapan hamurunu tutan pişirendi. Keveni derdik geveni derdik ama neticede ekmek yapan kadın demekti. Bizim mahalle de devri zamanında İran’dan muhacir olarak gelmiş yaşlı gariban yardıma muhtaç mutlaka himaye edilmesi bir vesileyle de olsa onda bir nakti ve ayni yardımda bulunalım diye dedem Güllü Neneyi bize çağırarak keveni olarak çağırdı o da kabul etti. Güllü Nene biçare külbaş kimsenin bakmadığı sahip çıkmadığı saçı başı dertten çileden ağarmış evladı Ayalin sahip çıkmadığı için dedem ona keveni bahanesi ile hep yardım etti ölünceye kadar. Bize ekmek yapmaya geldiğinde iki gözü iki çeşme ağlardı çilekeş bir neneydi. Rahmetli gün evvelinden gelirdi hamuru annemle birlikte tutar ve ertesi gün şafakla erkenden gelirdi. O gelinceye anacığım çalı çırpı şeşme ne bulduysa tandırı yakardı. Ne kadar itina gösterse de tandır tütsülerdi ilk anda ortalık dumana boğulurdu.  Ortalık durulunca annem yere  cecim serer bir yanda hamuru açar künt yapar verirdi. Güllü neneye. Güllü nene maharetliydi kolay kolay hamuru tandıra düşürmezdi. Lavaş ekmekleri tandıra mazraka ile yapıştırırken kolay kolay şaşmazdı. Biz balalar kenarda durup seyrederdik ama bize asla ve asla ne lavaş ne taptapa ne de çöçe vermezlerdi. Bunun sebebi de ekmeğin bereketi kaçar diyeydi. Ancak tandıra ekmek küntü düşerse Güllü nene bize verirdi. Burada bu tandırla alakalı biraz malumat vereyim ki tandır evininde ne olduğu bilmeyenler tarafından iyice anlaşılsın. Tandırın kenarları biraz kalın olurdu ve her zaman bir çaputla cidarları iyice silinirdi ki ekmekler temiz çıksın. Tandırın dibinde bir boru kutrunda tandırın hava alması için bir havalandırma deliği olurdu ki biz buna külve derdik. Tandır yanmadığı zaman da bu külveden haşarat girmesin diye külve kapatılır ve ekmek pişirilen gün külve açılırdı . Ekmeğin bırakıldığı ağaç dallarından örülü yuvarlak şeyin üzeri bezle kaplanır ve buna mazraka derdik. Tandırı coşturmak ve karıştırmak için bir kalın sopa kullanılırdı ki buna da Kösevi denirdi. Lavaş, Taptapa, Çörek, çöçe içinde tutulan ölçüye künt denirdi ve bunu yapanlar da ölçüyü kendileri tayin ederlerdi. Ez cümle bir ekmeklik hamur diyeyim olsun bitsin. Tandırın kenarında ağaç dallarından örülü yayvan sele ye bir örtü serilir ve çıkan tandır ekmekleri bu seleye sıra sıra bırakılırdı. Ekmeğin sonunda da halka taptapalar çöçeler onlarda ayrı bir seleye bırakılar ve ekmek yapma işi bittikten sonra seleler evimizdeki kilere bırakılırdı. Ekmek yapma işi hitamında kündirek, oklava bakır leğen vs. malzemeler toplanır yıkanır temizlenir ve bir dahaki ekmek yapma için kilere giderdi. Tandır yanmış sımsıcak boşa gitmesin diye üzerine bazen el genişliğinde bir demir bırakılırdı ki biz buna ğeçirdek derdik. Kalın ğeçirdeğin üzerine bir kazan  su bırakılırdı ve bu kazan kaynadıktan sonra o yıllarda evlerde şofben termosifon olmadığı için kaynayan kazandaki su ile ev halkı yettiği kadar hamam ihtiyacını giderirdi. Bazen üzerene yuvarlak bir sac bırakılır ve hala ısı süren tendire yemek de bırakıldığı olurdu. Bu arada ekmek yapılırken birisi de ekmek yapanlara semavarden çay servisi yapardı. Bele keyifli keyifli ekmek yapılırdıki keşke sizde görseydiniz (Görmeyenler) o gün öğlen yemeği de aradan çıkar ve  keveni Güllü bacıyla yemek yendikten sonra böylelikle o haftaki ekmek yapma işi de sona ererken Güllü neneye harcırahı verilir yapılan ekmeklerden verilir ve  ayrıca bağ bahçeden toplanan meyve sebzeler kilerden bir erzağı annem elime tutuşturur Güllü nenenin evine kadar onu götürür ve dönerdim. Herkes gönlü bol insanlardı vermekten kimse korkmazdı ki! Güzel günlerdi o zamanlar hatır gönül zirvedeydi. İnsanlar birbirine sahipti. Rahmetli dedem ve babam da Güllü neneye ölünceye kadar sahip çıktılar  maddi ve manevi olarak yardım ettiler. Biz çocuklarda Güllü neneyi bir nenemiz gibi sevdik ve hürmette kusur etmedik. İşte bu gün Güllü nene aramızda yok artık tandır evleri de kalmadı keveniler de. Olsun biz yinede o günleri bu gün andık ve ölenleri de hayırla yad ettik. Ruhun şad mekanın cennet olsun Güllü nene.
Ümit Kayaçelebi yazdı...

Çocukluğum, gençlik yıllarım daha doğrusu hayatımın büyük bölümü Eski Ziraat Banka Sokağındaki iki katlı toprak kerpiç evde geçti. Evimiz iki katlıydı yanında da yine bize ait tek katlı bir evimiz vardı. Ayrıca evimizin arkasında da bir buçuk dönümlük bir bahçemiz vardı.

Bahçemizde üzüm asmasının sarıp sarmaladığı yaz günlerinde serin serin oturduğumuz kamelyamız iptidai de olsa bizim için o tahta kerevetlerde oturmak unutulmaz bir haz verirdi bize. Yanında Makarayla parğaç, parğaç ihtiyaç halinde su çektiğimiz ve içimine doyum olmayan o bakır tasta buz gibi kuyu suyunu yudumlamak ne kadar da  hoştu.

Bir yanda soğan maydanoz turp tere otu gibi cana şifa derde deva yeşilliklerin olduğu kerdiler ve onları ezmemek için itinayla o tumplarda nasılda korka korka yürürdük.

Bahar ayları gelende akasya ağacımız leylak ağacımız öyle tatlı kokular neşrederdi ki o kokuyla mest olurduk. Bahçemizde elma, armut, kiraz, vişne, ceviz, dut, vişne erik, alça, alo, ayva ağaçları bize yaz da yetiyordu kış da. Hoştu hayatımız güzel güzel komşuluklarımız vardı akrabalık ilişkilerimiz had safhadaydı. Daha akrabanın akrep ilan edilmediği yıllardı.

Herkes karınca kararınca kendi geliriyle namerde muhtaç olmadan hayatını idame ettiriyordu.

Dedem Ziya Bey 2.Mektepten Başmuallim olarak tekaüt olup ayrıca bir de önden kolla çalışan devrin külüstür kamyonlarından birine de sahiptik. Şoförümüzde Bir zaman Akgün Arar bir zaman da Cevdet Okuldaştı.Babam  rahmetli zaten karayollarında çalışıyordu hal ve gidiş olarak fevkalade bir aileydik.

Ayrıca Haçortta buğday tarlalarımız vardı ipek yol da yonca tarlalarımız vardı hasat zamanı yoncayı nakite çevirerek alırdı. Dedem ama buğdayı alıp değirmene götürüp un ettirip bizim iki katlı evin kilerinde büyükçe tekneye unu boşaltır ve zaman zaman ev ekmeği de yapılırdı bizim hanede.

Ekmek yapmak için herkes de olduğu gibi bizde de bunun için yapılmış bir tandır evimiz vardı. Bu tandır evimiz iki bölmeden ibaret bir yerdi girişi biraz dar ama tandırın olduğu bölüm alabildiğine genişti. Orada rahat rahat ekmek yapılıyordu.

Tandır evi tandır yandığı zaman ister istemez is pis olduğu için her sene kireçle badana yapsak bile yine orası burası simsiyah oluyordu haliyle. Tandır evimiz tam dut ağacının dibinde olup olgunlaşan dutlar hep tandır evimizin damına dökülüyordu ve biz oradan topluyorduk.

Tandır evimizin yakacak bölümüne Çalı, çırpı, kesilmiş ağaç parçaları Fışgı (Hayvan Gübresi) ona şeşme de derdik diğer ismiyle. işte tandırda hep bunlar yakılırdı. Tandır evimizin iki penceresi bir de tam tandırın üzerinde bir parğaç genişliğinde iptidai bacası vardı. Yaz aylarında açık olurdu kış aylarında üzerine bi parğaç bırakırdık içeriye kar yağmur girip de tandıra zarar vermesin diye.

Hemen hemen bahçesi olan birçok evde tandır vardı büyüklü küçüklü. Çünkü her ne kadar çarşıdan ekmek alsak da bizim her yıl sonunda buğday tarlasından gelen buğdayları un olarak kullanmak zorundaydık.

Ekmek yapmak öyle de kolay değildi haliyle bunun içinde zahmet ve emek gerekiyordu. Bir gün sonra ekmek yapılacaksa gün evvelinden hamur tutmak ve onun dinlenmesi gerekiyordu. Bizim halimiz vaktimiz yerindeydi çok şükür bu sebeple de ekmek yapma işinde bize yardım edecek bir keveni gerekiyordu.

Keveni demek ekmek yapan hamurunu tutan pişirendi. Keveni derdik geveni derdik ama neticede ekmek yapan kadın demekti. Bizim mahalle de devri zamanında İran’dan muhacir olarak gelmiş yaşlı gariban yardıma muhtaç mutlaka himaye edilmesi bir vesileyle de olsa onda bir nakti ve ayni yardımda bulunalım diye dedem Güllü Neneyi bize çağırarak keveni olarak çağırdı o da kabul etti.

Güllü Nene biçare külbaş kimsenin bakmadığı sahip çıkmadığı saçı başı dertten çileden ağarmış evladı Ayalin sahip çıkmadığı için dedem ona keveni bahanesi ile hep yardım etti ölünceye kadar.

Bize ekmek yapmaya geldiğinde iki gözü iki çeşme ağlardı çilekeş bir neneydi. Rahmetli gün evvelinden gelirdi hamuru annemle birlikte tutar ve ertesi gün şafakla erkenden gelirdi. O gelinceye anacığım çalı çırpı şeşme ne bulduysa tandırı yakardı. Ne kadar itina gösterse de tandır tütsülerdi ilk anda ortalık dumana boğulurdu.  Ortalık durulunca annem yere  cecim serer bir yanda hamuru açar künt yapar verirdi. Güllü neneye. Güllü nene maharetliydi kolay kolay hamuru tandıra düşürmezdi. Lavaş ekmekleri tandıra mazraka ile yapıştırırken kolay kolay şaşmazdı. Biz balalar kenarda durup seyrederdik ama bize asla ve asla ne lavaş ne taptapa ne de çöçe vermezlerdi. Bunun sebebi de ekmeğin bereketi kaçar diyeydi. Ancak tandıra ekmek küntü düşerse Güllü nene bize verirdi.

Burada bu tandırla alakalı biraz malumat vereyim ki tandır evininde ne olduğu bilmeyenler tarafından iyice anlaşılsın.

Tandırın kenarları biraz kalın olurdu ve her zaman bir çaputla cidarları iyice silinirdi ki ekmekler temiz çıksın. Tandırın dibinde bir boru kutrunda tandırın hava alması için bir havalandırma deliği olurdu ki biz buna külve derdik. Tandır yanmadığı zaman da bu külveden haşarat girmesin diye külve kapatılır ve ekmek pişirilen gün külve açılırdı .

Ekmeğin bırakıldığı ağaç dallarından örülü yuvarlak şeyin üzeri bezle kaplanır ve buna mazraka derdik.

Tandırı coşturmak ve karıştırmak için bir kalın sopa kullanılırdı ki buna da Kösevi denirdi.

Lavaş, Taptapa, Çörek, çöçe içinde tutulan ölçüye künt denirdi ve bunu yapanlar da ölçüyü kendileri tayin ederlerdi. Ez cümle bir ekmeklik hamur diyeyim olsun bitsin.

Tandırın kenarında ağaç dallarından örülü yayvan sele ye bir örtü serilir ve çıkan tandır ekmekleri bu seleye sıra sıra bırakılırdı.

Ekmeğin sonunda da halka taptapalar çöçeler onlarda ayrı bir seleye bırakılar ve ekmek yapma işi bittikten sonra seleler evimizdeki kilere bırakılırdı.

Ekmek yapma işi hitamında kündirek, oklava bakır leğen vs. malzemeler toplanır yıkanır temizlenir ve bir dahaki ekmek yapma için kilere giderdi.

Tandır yanmış sımsıcak boşa gitmesin diye üzerine bazen el genişliğinde bir demir bırakılırdı ki biz buna ğeçirdek derdik. Kalın ğeçirdeğin üzerine bir kazan  su bırakılırdı ve bu kazan kaynadıktan sonra o yıllarda evlerde şofben termosifon olmadığı için kaynayan kazandaki su ile ev halkı yettiği kadar hamam ihtiyacını giderirdi.

Bazen üzerene yuvarlak bir sac bırakılır ve hala ısı süren tendire yemek de bırakıldığı olurdu.

Bu arada ekmek yapılırken birisi de ekmek yapanlara semavarden çay servisi yapardı. Bele keyifli keyifli ekmek yapılırdıki keşke sizde görseydiniz (Görmeyenler) o gün öğlen yemeği de aradan çıkar ve  keveni Güllü bacıyla yemek yendikten sonra böylelikle o haftaki ekmek yapma işi de sona ererken Güllü neneye harcırahı verilir yapılan ekmeklerden verilir ve  ayrıca bağ bahçeden toplanan meyve sebzeler kilerden bir erzağı annem elime tutuşturur Güllü nenenin evine kadar onu götürür ve dönerdim. Herkes gönlü bol insanlardı vermekten kimse korkmazdı ki!

Güzel günlerdi o zamanlar hatır gönül zirvedeydi. İnsanlar birbirine sahipti. Rahmetli dedem ve babam da Güllü neneye ölünceye kadar sahip çıktılar  maddi ve manevi olarak yardım ettiler.

Biz çocuklarda Güllü neneyi bir nenemiz gibi sevdik ve hürmette kusur etmedik.

İşte bu gün Güllü nene aramızda yok artık tandır evleri de kalmadı keveniler de.

Olsun biz yinede o günleri bu gün andık ve ölenleri de hayırla yad ettik.

Ruhun şad mekanın cennet olsun Güllü nene.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.