Baharı karşılarken

                                
Bizim buralarda çiçekler açtı. Önce bademler pespembe, ardından erikler bembeyaz. Söğüt ağaçları ha patlattı, ha patlatacak pıtraklaşmış filizlerinden yapraklarını. Çınar ağacının gövdesinden sanki uğultular geliyor. Belli ki birden yeşertecek dallarını, budaklarını. Yeşille
Maviyi buluşturacak gökyüzünde.
Ve turunçlar. Geçen yıl meyveleri dizilmiş dallarından koparılmamış turunçlar öylece ve sanki hiç koparılmayacakçasına dururken, boncuğa benzeyen ya da gözyaşı damlasını anımsatan tomurcukları yayılmış gövdesine. Biri patladı mı, diğerleri de patlayacak ardı ardına ve yayılacak her yana turuncun o mest eden kokusu. Bizim mahallenin incecik ve henüz çok genç ve de tek iğde ağacı pusuda. Umursamıyor badem, erik ve turunç ağaçlarının çiçeklenmesini. Ansızın değişecek havadan, sert esecek yelden sakınıyor bedenini.
Akşamları okuldan çıkınca Antalya'nın namı değer Anafartalar caddesinden iç mahallelere yöneliyorum. Büyük apartmanların arasında kalmış küçük eski yapıların olduğu o sokakta aheste aheste yürüyorum. Güvenlik Mahallesi benim eski mahallem. Her sokağında, sapağında kızlarımın çocukluklarının anıları, ayak izleri var.
O sokaklardan birinde yürüyorum. Bir yanım turunç ağaçları, diğer yanım erik ve badem... Teki bile çıplak değil artık. Çiçeğe durmuşlar tepeden tırnağa. Sağıma soluma bakıp, hani kimse görmesin diye yaklaşıp ağaçlardan birine, bir minik çocuk başını okşar gibi dallarına dokunuyor, sonra da dudaklarımı kımıldatmadan ve sessiz yürek dilimle tanrıya yeni bir baharı ömrümüze kattığı için en içten dileklerimi gönderiyorum.
Aylardan Mart ya... Güven olmaz Mart diyor ömrü bereketlenmişler. Bir yanı kış, bir yanı bahardır. Hani onun için koymuşlar o yaşam birikimi içeren sözü ders kitaplarına.
"Mart kapıdan baktırır; kazma, kürek yaktırır."
Doyduğum kente bahar böyle egemen oluyor.
Ya doğduğum kent?
Henüz karı erimemiştir Erek Dağının... Süphan Dağının dorukları Mart'ta da, Nisan'da da kar ve buluttur.
Akdamar Adasını kuşatan badem ağaçları seyrine dursalar da güneydeki Artos sıra dağlarını; biliyorum ki tekmilinin dalları tomurcuk yüklüdür. Çözülürken dağların, tepelerin karı; pembeye, beyaza kesecekler her yanı. Her biri, toy düğünü gelmiş kızların gelinliğine bürünecek.
Ve sonra hiç gitmeyecek gibi duran yek beyaz, güneşin ısrarı ile paramparça olacak dağlarda... Benek benek aklı karalı renk hızla farklı renklere dönüşecek. Alacalı renk cümbüşünün içinden havalanırken keklik sürüleri, eriyen kar ve buz suları geçtiği dere kenarlarını, kar yükünü atmış yamaçları, tepeleri, vadileri yeşile dönüştürecek. Birden belirecek gökyüzünde Turna sürüleri. Van Gölü, kadim konukları allı telli Turnaları selamlayacak.
Bahar karşılarken kıpır kıpır yüreklerimiz:
"Beni bu havalar mahvetti" Dizleriyle Orhan Veli Kanık'ı anımsayacağız.
Beni bu havalar mahvetti
Böyle havada istifa etim evkaftaki memuriyetimden
Tütüne böyle havalarda alıştım
Böyle havada âşık oldum
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti
Beni bu güzel havalar mahvetti
Sonra Ahmet Arif...
Sanki tam da bugünler için yazmış Dağlarına Bahar Gelmiş Memleketimin şiirini.
Ne güzeldir o şiir... Her dizesinde özgürlük ve hasretlik olan...
Var mısınız o güzel şiiri mırıldanmaya?
Birlikte...
Kocaman bir koru oluşturarak.
Siyasi yoğunluktan arınmış tertemiz bir beyinle:
Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğrunda ölümlere gidip geldiğim
Zulamdaki mahzun resim
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin. Diye haykırmaya?
Gelsin artık bahar... Kışları geride kalsın memleketimin. Cahit Sıtkı Tarancı'nın Memleket İsterim şiirinde de dediği gibi:
Memleket isterim,
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun.
Olursa bir şikâyet ölümden yana olsun.
Bu duygularla Nevruz Bayramınız kutlu olsun diyorum.

 

Bakmadan Geçme