Kültür Haber Girişi: 04.02.2021 - 09:01, Güncelleme: 04.02.2021 - 09:01

Mavi Şehrin Kalemleri

 

Mavi Şehrin Kalemleri

Mavi Şehrin Kalemleri
SENSİZ OLACAKSA OLMASIN ŞEVKET SULHAN Dalıp gidiyorum bu aralar Yakınlara, uzaklara… Şehir mi tenha, yüreğim mi? Gecede karanlık yorgun Sensiz olacaksa olmasın   Vakit Ekim, kapıda Kasım Hasret yara açmış goncasında Ümit perdesinde bir buket Yağmuru dansa kaldırma niyeti Sensiz olacaksa olmasın   Dünyanın bir ucundan bir ucuna Kanat çırpsam ne çıkar Ne çıkar zarafetin yoksa Gözlerim sana ait değilse Sensiz olacaksa olmasın   Gönlümün kahrını neden çeker gözlerim Söyle, neden gurur gönlüne düşman Umut, aşk ve geçmiş sancılı! Üçü de ihanettir şahsına Sensiz olacaksa olmazsın   Yüreğim ve ben Bizden gideni aldık sorguya Üç sualin üçünün yanıtında Gönlüm bir kuşun kanadında Sensiz olacaksa olmazsın   UNUTMA/ MAĞRUR ADAM ÖZAY SAĞLAM En son yangının külünden doğmuş/ en son korun çocuklarıydık biz/ mağrur adam Unutma O dağın oğullarıydık Kimi üç ağaç gibi dimdik/ üç kişi Kimi dört fişek/ yaralı Kimi beşi bir yerde/ bin parçaya bölünmüş/ sınırsızdık/ unutma Biri Mamak Biri Diyarbakırken Birimiz İstanbul Birimiz gurbeti/ hasreti yazan Birimiz alacağın olsun senin/ ta Ankara’ydık “Çocuklar gibi şendik” üç ağaçta/ unutma/mağrur adam Gençliğimizi yemeden daha Ankara Tüketmeden bizi/ o şehir bu şehir Olmadan o onulmaz gurbet/ bu hasret Sanma ki unutuldun Sanma ki unuttum Sanma ki unutuldunuz Unutmak ahmak yüreklerin/ harcıdır/ kârıdır mağrur adam Var mı ki/ biz de o yürek Kimin ne yüreği varsa/ kendine olsun o yürek Bize/ bir şiir yürek gerek/ mağrur adam Varsın elin oğlu kazma kürek olsun Susmaz Unutma Sanma ki/ susar bu şair yürek Deniz’den almıştır soluğu Aklı Che Yüreği ebrulidir Üç ağaç gibi/ üç kişiyi unutan utansın Dört fişek olmayana/ şimşek Beşi bir yerdeye vefasız olan/ kendi derdine yansın Satıldı bin kere ama/ aldatmaz bu yürek Dost bağı Gönül köprüsüdür Varsın uzaklıklar gurbeti/ gurbetler hasreti yazsın Varsın en delikanlısı bir başka dünyada kalsın Adımız perişan bir çocukluk Acıklı/ acılı bir gençlik Aldatılmış bir yetişkinlik olsun Üzülme sen mağrur/ asil/ yorgun adam üzülme Hep böyle mağrur kal Unutma Bil ki yaralarsın üzülürsen Şiirim Türküm Gazellerim var daha gelecekte Romanlarınız/ romanlarım var Sızım sızım/ sizin için yazılmış Sizsiz olmayacak hiçbir şey artık Siz ki el Arafta duran/ el Arafta olanlarsınız Kiminiz üç ağaç gibi dimdik/ üç kişi Kiminiz dört fişek/ yaralı Kiminiz bin parçaya bölünmüş/ beşi bir yerde mağrur adam Unutma Siz ki o dağın çocukları O dağın zirvesindesiniz artık Unutma.   GURBET GAZİ ÇAKMAK Otuz beş senemi aldın götürdün, Bu beden bu yükü çekmiyor Gurbet. Umudu  hevesi  sildin  bitirdin, Özümden hüzünün çıkmıyor Gurbet.   Güneş üzerinde başka batıyor, Riyakarlar  sende  mekik atıyor, İnsanlar insanı ucza  satıyor, Kimseler kimseyi takmıyor Gurbet.   Ayar tutmam dağılmışım sarkarım, İçimde  bir  stres  senden  ürkerim, Güllerine  dokunmakdan korkarım, Gül'ün bile sahte kokmuyor Gurbet.   Yıllarca  uğrunda  akıttık teri, Görmedim yoluna konulan seri, Bulamadım sende  sözünün  eri, İnsanlar yalandan bıkmıyor Gurbet.   Dürüst sesler göçtü kısıldı sende, Duygular  duvara   asıldı  sende, Gençlerden ümidim kesildi sende, Gönüller gönüle akmıyor Gurbet.   Gazi ne söylesin şaştı arada, Bir Fransa bir Türkiye  Sırada, Cismim üzerinde ruhum orada, Dönüp arkasına bakmıyor Gurbet.   GELECEĞİ KURTARMAK MURAT ŞENDUR Tarif edilen mutluluk Tarifi olmayan uyuşukluk demektir. Çıkarın ruhunuzu ortaya koyun, Üretin, Artık kendi düşlerinizi kendiniz yönetin. Kafanıza sokun! Beyni olmayan bir nesile gerek yok. Lânet olası tik-tok! Saatin kadranı bin yıllık sesinden tiksindi. Hareket durdurulunca ölecek zaman. Gerçeklerden saklayamaz sizi Yaratılan sanal ortam. Kaldır başını çağımın genci, Bir elinde teknoloji, Aynı elinde pubg. Yaratan insan, Kurtulmalı yaratılan topraktan çamurdan. Yeni dünya düzeni, Elleri ve gözleri hünerli Çalışan beyinlerden doğmalı. Koca bir halk Bahşedilen açlığı kuşatıp Saraylarda hırsızları boğmalı. Çağın tersine gidenler Maymuna varacak, Benim gelişen beynim Ne kadar dik tutabilirse omurgasını O kadar insan olacak! Orta çağ yalanlarını söküp atın kafanızdan, Sen o fistanlı erkek- çarşaflı kadın, Sen biat etmek için yaratılansın. Ben çırılçıplak Hür ve özgür iradeli, Kendi ellerimle geleceğimi yaratan özdeyim, Bolkondaki hırsızı taşlayan Tam otomatik bir mitralyözdeyim. Çıkarın sanatı nefes almayan salonlardan Kavgamız var yaşamaya dair, Silahlandırıp sanatı, Cehaletle  savaşacak bu şair...   GİTME HÜDAYİ AZBAY Gitme; sen gidersen, vebalini sırtlandığın yazgılar ölür kaldırımda kediler, bir kaç misket, bir topaç, ucundan koparılmış ekmeğin azizliği... matem rüzgarlarında savrulan uçurtmalar dağlanmış bir yüreğin girdabında kaybolur   Gitme; sen gidersen, kardan adamlar üşür yalnızlıklar yetiştirir bu telaş gözlerinin mercanından akarak, göğe yıldız serpiştirir bu telaş ve susar vazoda çiçek, toprağını yakarak...   Gitme; sen gidersen, susmak bilmez bu feryat kara kışlar yetişir, koynunda iklimlerin… ayrılık vakti geçti, hasret içilmez şimdi aneden, serden geçtik, yardan geçilmez şimdi… gitme, kör düğüm olmasın gönlümde ilmiklerin…   Gitme; sen gidersen, yenilenen gün eskir rüyalar kabusa çıkar, sokaklar çıkmaza bir garip heybet sarar, şehirlerde gündüzü… oysa, yaşamak güzel şey hoyratçasına bir kadın, bir deniz, bir de gök yüzü...   Gitme; sen gidersen, gurbet kokar bu diyar kıyıya vurur serüveni düşlerin silinir kumsaldan gündelik hikayeler… gitme, insan insanın en büyük meçhulüdür, insan insanın gurbetidir yar…   Gitme; sen gidersen, hafakanlar yükselir konar şu ömrümün nevbaharına el tutsa gül ezmiş avuçlarını hançerler saplanır şah damarıma... yıllar yılı tel tel yolsa da tarak, gitme, süpürgeye dönüşen, saçlarının yüzü ak…   Gitme; sen gidersen, matem tüter bu ocak ıssız kalır al yazmalı dul kadın, ağıtlara umudunu asarak. ve susar kader, bir mumun urganında acısını yakarak…   Gitme; sen gidersen, ateş düşer bacadan yer tutar semaya yükselen aminleri nasırlı avuçlara tutunurken kainat bozulmuş yeminlerde, kan kurusu bir inat… kırılmış mimiklerden yeni gülücükler saç gitme, hicabımız merhametine muhtaç...   Gitme; sen gidersen dinmeyecek bu sağnak ve zaman, o mağrur yüzüne yaslanarak yeni sürgünler yazacak, toprağın karnını yırtarak...   İTİBARSIZLAŞTIRILAN ERDEMLER ESMA GÜLAÇAR Duyarlı olmanın acizlikle, iyi niyetliliğin ahmaklıkla, cömertliğin savurganlıkla, dürüstlüğün patavatsızlıkla, hoşgörünün saflıkla sıkça karıştırıldığına tanık oluyorsunuzdur. Peki bu kavramlar neden karıştırılır?  Bu ve bunun gibi pek çok kavramın daha olumsuz kavramlarla özdeşleştirilerek zayıflatıldığını, değersizleştirildiğini görebiliyoruz. Ortaya koymaya çalıştığımız erdemler bir şekilde basitleştirilip itibarsızlaştırılıyorsa orda durup düşünmek gerek. Dikkat edin özellikle aile /akraba ilişkilerinde  Kurnazı, yalancısı ve sinsisi akıllı, eli sıkı ve cimrisi akıllı, bencili akıllı diye nitelendirilirken doğruları ortaya çıkaran, yalan söyleyemeyen, içten pazarlıklı olmayıp hüsn-ü zan ile hareket eden saf ve ahmak olabiliyor. Unutmayalım  ki doğruları yaşayıp yaşatmak için gösterdiğimiz çaba, doğruları ezip geçerek yaşamaya alışmış kişileri rahatsız edecektir. Belki de bu yüzden  bu yaftalara çokça maruz kalacağız. Ama şunu unutmayalım ki gerçekten güçlü bir duruş sergilediğimizde uzun vadede bu kavramların bize yakıştırılması mümkün olmayacaktır. Bu bizim elimizde.  Dürüstlüğü patavatsızlıkla, cömertliği savurganlıkla, yardımseverliği ahmaklıkla karıştırmayıp davranışlarımızda  keskin sınırlarla bunu  belirlememiz gerekiyor. Nasıl mı? Öncelikle dürüstlükten başlayalım. Dürüstlük hayatımızda yalana yer vermemektir evet ama bu her doğrunun her zaman her yerde söylenmesi, çok ve  boş konuşmak gerektiğini göstermez. Dürüst insanlar yalancıların aksine doğruları gizlemekte çok zorlanırlar. Çünkü bu durumda kolay, basit  ve yanlış olanı yani yalanı seçmezler. Bu durumda yani gerçeğin zarar vereceği durumda  yalan olmayan alternatifleri doğruların yerine kullanabiliriz durumu düzeltmek için. Doğruluktan şaşmadığımızda sorunlarımızın  beklediğimizden çok daha kolay çözüldüğünü göreceğiz. Ama en önemli kazancımız da  vicdanımızın huzuru olacaktır.   Gelelim suistimale en çok açık olan  bir erdem olan  iyi niyetliliğe bunun paralelinde hüsn-ü zan' a. Etrafımız iyi niyetinden kaybettiklerini düşünenlerin yazıp çizdikleri özlü sözlerle  dolmuş taşmış durumda.  İyi niyetin  suistimal edilmesi karşısında oluşan yıpranmanın iki önemli  nedeni ise; yapılan yardımların karşılığını sadece Allah'tan beklemek gerektiği gerçeğini içselleştirememe, ve insanların gerçek yüzüne vakıf olamamadır. İnsanlara  yaptığımız yardımların   her aşamasında kendimize ne çok şey kattığımızı, ahiret azığımızı doldurduğumuzu düşündüğümüzde hem kendimizi muhteşem hisseder hem de yardım ettiğimiz kişilerin tepkilerine daha az odaklanmaya başlar ve bunu önemli bir  vazife olan kulluk vazifesi şuurunda yapmış oluruz. Tabi iyi niyetimizden istifade ederek bizi sömürmeye çalışanları görebilmek için insanları daha kolay tanıyabilme, gerçekçi değerlendirebilme, gözlemleme ve çok yönlü düşünebilme özelliklerimizi geliştirmemiz gerekir. Ama en önemlisi de duygu ve mantık ikilisini dengeleyerek gerektiğinde HAYIR diyebilmeyi öğrenmektir.    Dört bir yandan saldırıya uğrayan bir diğer erdemimiz cömertliktir. Dinimizde ne çok  övgü ile bahsedilen bir erdem bu oysaki. Bir hadis- i şerifte : "Cömertlik, dalları dünyâya uzanan cennet ağaçlarından bir ağaçtır. Kim onun dallarından birine tutunursa, bu onu cennete götürür. Cimrilik ise, dalları dünyâya uzanmış cehennem ağaçlarından bir ağaçtır. Kim de, onun dallarından birine tutunursa, bu da onu cehenneme çekip sürükler!..” Ancak çağımızda ihtiyaç sahiplerine doğrudan ulaşarak yardım etme yolu daralmış durumda. Buna bağlı olarak bir aracı vasıtasıyla yardım göndermek güvenilir kabul edilmemeye başlanıyor. İstemeye ictinab eden fakirleri bulmak zorlaşırken, Dilenciler zengin, çocuklar istismar ürünü denerek sadaka kültürü de bir darbe alıyor. Bu durumda en doğrusu gerçekten ihtiyaç sahiplerini arayıp bulmak ve ihtiyaçlarını imkanlarımız elverdiği ölçüde ve devamlı bir şekilde giderebilmektir. Tabi en güzel yardımın sürekli vermekten ziyade ihtiyaç sahibinin düzenli kazanç elde edebilmesini sağlamak olduğunu da unutmamak gerekir. Hoşgörü de yine  maalesef sıkça suistimal edilen veya yanlış nitelendirilip yaftalanan  yitik erdemlerimizden bir tanesi. Neye ne kadar tolerans gösterdiğimize çok dikkat etmeliyiz. Hayatımızda kırmızı çizgilerimizi aşabilecek, taviz verilmesiyle zararlar doğuracak durumları hoşgörmemeyi öğrenmeliyiz. Eğer sürekli kusurları örtme adına hataları ve sorunları görmezden gelip polyannacı bir tutum takınırsak sorunları çözümsüz bırakır ve görmek istemediğimiz acı gerçeklerle er geç yüzleşiriz. Bu, hayata olumlu yönünden bakmayı yanlış yorumlamanın bir neticesidir. Yaşamın olumlu yönlerine odaklanmak bize daha iyi gelir. Ama bu hayatı tüm yönleriyle gerçekçi değerlendirip sorunları çözmekten alıkoyacak boyutta olmamalıdır. Ayrıca bu tutum bizim hoşgörümüzden dolayı üzerini örttüğümüz sorunlara bakarak gerçekte sorunu göremediğimizi düşünenlerin suistimaline de açık hale gelir. İnsanların bizi ahmak zannedip kendilerince bize karşı  entrikalar çevirmeleri biliyorum fazlasıyla sinir bozan bir durum. Ama asıl yanılanların,  komik ve acınacak  duruma düşenlerin onlar olduğunu görmemiz bile bazen öfkemizi dindirebilir. Aksi halde insanların çirkin davranışlarını anlamlandırma çabası çok daha yıpratıcı olur. Ezel ve ebedi yok sayıp anlık düşünen insanlar öfkelerine çok çabuk yenik düşerler. Çok büyük bir hesaplaşmanın, muazzam bir ceza ve ödülün varlığını içselleştirmiş olanlar insanların insan oldukları için yaptıkları hatalar için kendilerini heba etmezler. Aksine onlar için üzülürler. Görüldüğü gibi pek çok erdem bunun gibi pek çok engele takılarak değersizleştirilmektedir. Toplumsal işleyişin sağlıklı yürüyebilmesi için dengeli bir biçimde kullanılması gereken bu erdemler itibarsızlaştırıldığı an ise toplumsal çöküş, toplumsal şiddet kaçınılmaz olacaktır.    Gız sen Van’ın neresınnensen Mehmet Serin Vanlimisan yoğsa başka yerlimi Soyun sopun söyle belli mi İskele Caddesi galadibimi Söyle gız sen Van’ın neresınnensen   Kaşların yay, kirpiklerin ok gibi Kıyamaz inanki bu sebi Haraba Mehlemi yoğsa Erek mi Söyle gız sen Van’ın neresınnensen   Bu güzellik sana nereden geldi Kaleden mi yoksa Van Gölü’nden mi Sığke suvağımi mercimekden mi Söyle gız sen Van’ın neresınnensen   Edremit, Gevaş mi, Muradiye’mi Şahbağımi yoksa Kalecığdenmi Dere Mehlesimi Şamran Altimi Söyle gız sen Van’ın neresınnensen
Mavi Şehrin Kalemleri

SENSİZ OLACAKSA OLMASIN

ŞEVKET SULHAN

Dalıp gidiyorum bu aralar

Yakınlara, uzaklara…

Şehir mi tenha, yüreğim mi?

Gecede karanlık yorgun

Sensiz olacaksa olmasın

 

Vakit Ekim, kapıda Kasım

Hasret yara açmış goncasında

Ümit perdesinde bir buket

Yağmuru dansa kaldırma niyeti

Sensiz olacaksa olmasın

 

Dünyanın bir ucundan bir ucuna

Kanat çırpsam ne çıkar

Ne çıkar zarafetin yoksa

Gözlerim sana ait değilse

Sensiz olacaksa olmasın

 

Gönlümün kahrını neden çeker gözlerim

Söyle, neden gurur gönlüne düşman

Umut, aşk ve geçmiş sancılı!

Üçü de ihanettir şahsına

Sensiz olacaksa olmazsın

 

Yüreğim ve ben

Bizden gideni aldık sorguya

Üç sualin üçünün yanıtında

Gönlüm bir kuşun kanadında

Sensiz olacaksa olmazsın

 

UNUTMA/ MAĞRUR ADAM

ÖZAY SAĞLAM

En son yangının külünden doğmuş/ en son korun çocuklarıydık biz/ mağrur adam

Unutma

O dağın oğullarıydık

Kimi üç ağaç gibi dimdik/ üç kişi

Kimi dört fişek/ yaralı

Kimi beşi bir yerde/ bin parçaya bölünmüş/ sınırsızdık/ unutma

Biri Mamak

Biri Diyarbakırken

Birimiz İstanbul

Birimiz gurbeti/ hasreti yazan

Birimiz alacağın olsun senin/ ta Ankara’ydık

“Çocuklar gibi şendik” üç ağaçta/ unutma/mağrur adam

Gençliğimizi yemeden daha Ankara

Tüketmeden bizi/ o şehir bu şehir

Olmadan o onulmaz gurbet/ bu hasret

Sanma ki unutuldun

Sanma ki unuttum

Sanma ki unutuldunuz

Unutmak ahmak yüreklerin/ harcıdır/ kârıdır mağrur adam

Var mı ki/ biz de o yürek

Kimin ne yüreği varsa/ kendine olsun o yürek

Bize/ bir şiir yürek gerek/ mağrur adam

Varsın elin oğlu kazma kürek olsun

Susmaz

Unutma

Sanma ki/ susar bu şair yürek

Deniz’den almıştır soluğu

Aklı Che

Yüreği ebrulidir

Üç ağaç gibi/ üç kişiyi unutan utansın

Dört fişek olmayana/ şimşek

Beşi bir yerdeye vefasız olan/ kendi derdine yansın

Satıldı bin kere ama/ aldatmaz bu yürek

Dost bağı

Gönül köprüsüdür

Varsın uzaklıklar gurbeti/ gurbetler hasreti yazsın

Varsın en delikanlısı bir başka dünyada kalsın

Adımız perişan bir çocukluk

Acıklı/ acılı bir gençlik

Aldatılmış bir yetişkinlik olsun

Üzülme sen mağrur/ asil/ yorgun adam üzülme

Hep böyle mağrur kal

Unutma

Bil ki yaralarsın üzülürsen

Şiirim

Türküm

Gazellerim var daha gelecekte

Romanlarınız/ romanlarım var

Sızım sızım/ sizin için yazılmış

Sizsiz olmayacak hiçbir şey artık

Siz ki el Arafta duran/ el Arafta olanlarsınız

Kiminiz üç ağaç gibi dimdik/ üç kişi

Kiminiz dört fişek/ yaralı

Kiminiz bin parçaya bölünmüş/ beşi bir yerde mağrur adam

Unutma

Siz ki o dağın çocukları

O dağın zirvesindesiniz artık

Unutma.

 

GURBET

GAZİ ÇAKMAK

Otuz beş senemi aldın götürdün,

Bu beden bu yükü çekmiyor Gurbet.

Umudu  hevesi  sildin  bitirdin,

Özümden hüzünün çıkmıyor Gurbet.

 

Güneş üzerinde başka batıyor,

Riyakarlar  sende  mekik atıyor,

İnsanlar insanı ucza  satıyor,

Kimseler kimseyi takmıyor Gurbet.

 

Ayar tutmam dağılmışım sarkarım,

İçimde  bir  stres  senden  ürkerim,

Güllerine  dokunmakdan korkarım,

Gül'ün bile sahte kokmuyor Gurbet.

 

Yıllarca  uğrunda  akıttık teri,

Görmedim yoluna konulan seri,

Bulamadım sende  sözünün  eri,

İnsanlar yalandan bıkmıyor Gurbet.

 

Dürüst sesler göçtü kısıldı sende,

Duygular  duvara   asıldı  sende,

Gençlerden ümidim kesildi sende,

Gönüller gönüle akmıyor Gurbet.

 

Gazi ne söylesin şaştı arada,

Bir Fransa bir Türkiye  Sırada,

Cismim üzerinde ruhum orada,

Dönüp arkasına bakmıyor Gurbet.

 

GELECEĞİ KURTARMAK

MURAT ŞENDUR

Tarif edilen mutluluk

Tarifi olmayan uyuşukluk demektir.

Çıkarın ruhunuzu ortaya koyun,

Üretin,

Artık kendi düşlerinizi kendiniz yönetin.

Kafanıza sokun!

Beyni olmayan bir nesile gerek yok.

Lânet olası tik-tok!

Saatin kadranı bin yıllık sesinden tiksindi.

Hareket durdurulunca ölecek zaman.

Gerçeklerden saklayamaz sizi

Yaratılan sanal ortam.

Kaldır başını çağımın genci,

Bir elinde teknoloji,

Aynı elinde pubg.

Yaratan insan,

Kurtulmalı yaratılan topraktan çamurdan.

Yeni dünya düzeni,

Elleri ve gözleri hünerli

Çalışan beyinlerden doğmalı.

Koca bir halk

Bahşedilen açlığı kuşatıp

Saraylarda hırsızları boğmalı.

Çağın tersine gidenler

Maymuna varacak,

Benim gelişen beynim

Ne kadar dik tutabilirse omurgasını

O kadar insan olacak!

Orta çağ yalanlarını söküp atın kafanızdan,

Sen o fistanlı erkek- çarşaflı kadın,

Sen biat etmek için yaratılansın.

Ben çırılçıplak

Hür ve özgür iradeli,

Kendi ellerimle geleceğimi yaratan özdeyim,

Bolkondaki hırsızı taşlayan

Tam otomatik bir mitralyözdeyim.

Çıkarın sanatı nefes almayan salonlardan

Kavgamız var yaşamaya dair,

Silahlandırıp sanatı,

Cehaletle  savaşacak bu şair...

 

GİTME

HÜDAYİ AZBAY

Gitme;

sen gidersen, vebalini sırtlandığın yazgılar ölür

kaldırımda kediler, bir kaç misket, bir topaç,

ucundan koparılmış ekmeğin azizliği...

matem rüzgarlarında savrulan uçurtmalar

dağlanmış bir yüreğin girdabında kaybolur

 

Gitme;

sen gidersen, kardan adamlar üşür

yalnızlıklar yetiştirir bu telaş

gözlerinin mercanından akarak,

göğe yıldız serpiştirir bu telaş

ve susar vazoda çiçek,

toprağını yakarak...

 

Gitme;

sen gidersen, susmak bilmez bu feryat

kara kışlar yetişir, koynunda iklimlerin…

ayrılık vakti geçti, hasret içilmez şimdi

aneden, serden geçtik, yardan geçilmez şimdi…

gitme, kör düğüm olmasın gönlümde ilmiklerin…

 

Gitme;

sen gidersen, yenilenen gün eskir

rüyalar kabusa çıkar, sokaklar çıkmaza

bir garip heybet sarar, şehirlerde gündüzü…

oysa, yaşamak güzel şey hoyratçasına

bir kadın, bir deniz, bir de gök yüzü...

 

Gitme;

sen gidersen, gurbet kokar bu diyar

kıyıya vurur serüveni düşlerin

silinir kumsaldan gündelik hikayeler…

gitme, insan insanın en büyük meçhulüdür,

insan insanın gurbetidir yar…

 

Gitme;

sen gidersen, hafakanlar yükselir

konar şu ömrümün nevbaharına

el tutsa gül ezmiş avuçlarını

hançerler saplanır şah damarıma...

yıllar yılı tel tel yolsa da tarak,

gitme, süpürgeye dönüşen, saçlarının yüzü ak…

 

Gitme;

sen gidersen, matem tüter bu ocak

ıssız kalır al yazmalı dul kadın,

ağıtlara umudunu asarak.

ve susar kader,

bir mumun urganında acısını yakarak…

 

Gitme;

sen gidersen, ateş düşer bacadan

yer tutar semaya yükselen aminleri

nasırlı avuçlara tutunurken kainat

bozulmuş yeminlerde, kan kurusu bir inat…

kırılmış mimiklerden yeni gülücükler saç

gitme, hicabımız merhametine muhtaç...

 

Gitme;

sen gidersen dinmeyecek bu sağnak

ve zaman, o mağrur yüzüne yaslanarak

yeni sürgünler yazacak,

toprağın karnını yırtarak...

 

İTİBARSIZLAŞTIRILAN ERDEMLER

ESMA GÜLAÇAR

Duyarlı olmanın acizlikle, iyi niyetliliğin ahmaklıkla, cömertliğin savurganlıkla, dürüstlüğün patavatsızlıkla, hoşgörünün saflıkla sıkça karıştırıldığına tanık oluyorsunuzdur. Peki bu kavramlar neden karıştırılır?  Bu ve bunun gibi pek çok kavramın daha olumsuz kavramlarla özdeşleştirilerek zayıflatıldığını, değersizleştirildiğini görebiliyoruz. Ortaya koymaya çalıştığımız erdemler bir şekilde basitleştirilip itibarsızlaştırılıyorsa orda durup düşünmek gerek.

Dikkat edin özellikle aile /akraba ilişkilerinde  Kurnazı, yalancısı ve sinsisi akıllı, eli sıkı ve cimrisi akıllı, bencili akıllı diye nitelendirilirken doğruları ortaya çıkaran, yalan söyleyemeyen, içten pazarlıklı olmayıp hüsn-ü zan ile hareket eden saf ve ahmak olabiliyor. Unutmayalım  ki doğruları yaşayıp yaşatmak için gösterdiğimiz çaba, doğruları ezip geçerek yaşamaya alışmış kişileri rahatsız edecektir. Belki de bu yüzden  bu yaftalara çokça maruz kalacağız. Ama şunu unutmayalım ki gerçekten güçlü bir duruş sergilediğimizde uzun vadede bu kavramların bize yakıştırılması mümkün olmayacaktır. Bu bizim elimizde.  Dürüstlüğü patavatsızlıkla, cömertliği savurganlıkla, yardımseverliği ahmaklıkla karıştırmayıp davranışlarımızda  keskin sınırlarla bunu  belirlememiz gerekiyor. Nasıl mı?

Öncelikle dürüstlükten başlayalım. Dürüstlük hayatımızda yalana yer vermemektir evet ama bu her doğrunun her zaman her yerde söylenmesi, çok ve  boş konuşmak gerektiğini göstermez. Dürüst insanlar yalancıların aksine doğruları gizlemekte çok zorlanırlar. Çünkü bu durumda kolay, basit  ve yanlış olanı yani yalanı seçmezler. Bu durumda yani gerçeğin zarar vereceği durumda  yalan olmayan alternatifleri doğruların yerine kullanabiliriz durumu düzeltmek için. Doğruluktan şaşmadığımızda sorunlarımızın  beklediğimizden çok daha kolay çözüldüğünü göreceğiz. Ama en önemli kazancımız da  vicdanımızın huzuru olacaktır.

  Gelelim suistimale en çok açık olan  bir erdem olan  iyi niyetliliğe bunun paralelinde hüsn-ü zan' a. Etrafımız iyi niyetinden kaybettiklerini düşünenlerin yazıp çizdikleri özlü sözlerle  dolmuş taşmış durumda.  İyi niyetin  suistimal edilmesi karşısında oluşan yıpranmanın iki önemli  nedeni ise; yapılan yardımların karşılığını sadece Allah'tan beklemek gerektiği gerçeğini içselleştirememe, ve insanların gerçek yüzüne vakıf olamamadır. İnsanlara  yaptığımız yardımların   her aşamasında kendimize ne çok şey kattığımızı, ahiret azığımızı doldurduğumuzu düşündüğümüzde hem kendimizi muhteşem hisseder hem de yardım ettiğimiz kişilerin tepkilerine daha az odaklanmaya başlar ve bunu önemli bir  vazife olan kulluk vazifesi şuurunda yapmış oluruz. Tabi iyi niyetimizden istifade ederek bizi sömürmeye çalışanları görebilmek için insanları daha kolay tanıyabilme, gerçekçi değerlendirebilme, gözlemleme ve çok yönlü düşünebilme özelliklerimizi geliştirmemiz gerekir. Ama en önemlisi de duygu ve mantık ikilisini dengeleyerek gerektiğinde HAYIR diyebilmeyi öğrenmektir.

   Dört bir yandan saldırıya uğrayan bir diğer erdemimiz cömertliktir.

Dinimizde ne çok  övgü ile bahsedilen bir erdem bu oysaki.

Bir hadis- i şerifte :

"Cömertlik, dalları dünyâya uzanan cennet ağaçlarından bir ağaçtır. Kim onun dallarından birine tutunursa, bu onu cennete götürür. Cimrilik ise, dalları dünyâya uzanmış cehennem ağaçlarından bir ağaçtır. Kim de, onun dallarından birine tutunursa, bu da onu cehenneme çekip sürükler!..”

Ancak çağımızda ihtiyaç sahiplerine doğrudan ulaşarak yardım etme yolu daralmış durumda. Buna bağlı olarak bir aracı vasıtasıyla yardım göndermek güvenilir kabul edilmemeye başlanıyor. İstemeye ictinab eden fakirleri bulmak zorlaşırken, Dilenciler zengin, çocuklar istismar ürünü denerek sadaka kültürü de bir darbe alıyor. Bu durumda en doğrusu gerçekten ihtiyaç sahiplerini arayıp bulmak ve ihtiyaçlarını imkanlarımız elverdiği ölçüde ve devamlı bir şekilde giderebilmektir. Tabi en güzel yardımın sürekli vermekten ziyade ihtiyaç sahibinin düzenli kazanç elde edebilmesini sağlamak olduğunu da unutmamak gerekir.

Hoşgörü de yine  maalesef sıkça suistimal edilen veya yanlış nitelendirilip yaftalanan  yitik erdemlerimizden bir tanesi. Neye ne kadar tolerans gösterdiğimize çok dikkat etmeliyiz. Hayatımızda kırmızı çizgilerimizi aşabilecek, taviz verilmesiyle zararlar doğuracak durumları hoşgörmemeyi öğrenmeliyiz. Eğer sürekli kusurları örtme adına hataları ve sorunları görmezden gelip polyannacı bir tutum takınırsak sorunları çözümsüz bırakır ve görmek istemediğimiz acı gerçeklerle er geç yüzleşiriz. Bu, hayata olumlu yönünden bakmayı yanlış yorumlamanın bir neticesidir. Yaşamın olumlu yönlerine odaklanmak bize daha iyi gelir. Ama bu hayatı tüm yönleriyle gerçekçi değerlendirip sorunları çözmekten alıkoyacak boyutta olmamalıdır.

Ayrıca bu tutum bizim hoşgörümüzden dolayı üzerini örttüğümüz sorunlara bakarak gerçekte sorunu göremediğimizi düşünenlerin suistimaline de açık hale gelir.

İnsanların bizi ahmak zannedip kendilerince bize karşı

 entrikalar çevirmeleri biliyorum fazlasıyla sinir bozan bir durum. Ama asıl yanılanların,  komik ve acınacak  duruma düşenlerin onlar olduğunu görmemiz bile bazen öfkemizi dindirebilir. Aksi halde insanların çirkin davranışlarını anlamlandırma çabası çok daha yıpratıcı olur. Ezel ve ebedi yok sayıp anlık düşünen insanlar öfkelerine çok çabuk yenik düşerler. Çok büyük bir hesaplaşmanın, muazzam bir ceza ve ödülün varlığını içselleştirmiş olanlar insanların insan oldukları için yaptıkları hatalar için kendilerini heba etmezler. Aksine onlar için üzülürler.

Görüldüğü gibi pek çok erdem bunun gibi pek çok engele takılarak değersizleştirilmektedir. Toplumsal işleyişin sağlıklı yürüyebilmesi için dengeli bir biçimde kullanılması gereken bu erdemler itibarsızlaştırıldığı an ise toplumsal çöküş, toplumsal şiddet kaçınılmaz olacaktır. 

 

Gız sen Van’ın neresınnensen

Mehmet Serin

Vanlimisan yoğsa başka yerlimi

Soyun sopun söyle belli mi

İskele Caddesi galadibimi

Söyle gız sen Van’ın neresınnensen

 

Kaşların yay, kirpiklerin ok gibi

Kıyamaz inanki bu sebi

Haraba Mehlemi yoğsa Erek mi

Söyle gız sen Van’ın neresınnensen

 

Bu güzellik sana nereden geldi

Kaleden mi yoksa Van Gölü’nden mi

Sığke suvağımi mercimekden mi

Söyle gız sen Van’ın neresınnensen

 

Edremit, Gevaş mi, Muradiye’mi

Şahbağımi yoksa Kalecığdenmi

Dere Mehlesimi Şamran Altimi

Söyle gız sen Van’ın neresınnensen

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.