“Evet Sevdim” ikinci öykü kitabım

Köşe Yazıları 09.11.2022 - 14:07, Güncelleme: 09.11.2022 - 14:07
 

“Evet Sevdim” ikinci öykü kitabım

Şahbettin Uluat yazdı...

Son kitabım Kuyu Kitap’tan “Evet Sevdim” adıyla ve öykü türünde çıktı. Yazar adı olarak önceki kitaplarımdaki gibi Şahbettin Ali kullanıldı.  İçinde 2015 – 2021 tarihleri arasında yazılmış ve bir kısmı yaşanmış 26 öykü bulunuyor. Kitaba adını veren “Evet Sevdim” öyküsü yaşanmış bir olayı, modern zamanların anında ve her yere kolaylıkla iletişim sağlayan araçlarını kullanan, iki farklı şehirde yaşayan, farklı toplum kesimlerinden gelen ve bir anlamda kendi dar çevrelerinin rutinlerine sıkışmış ve yaşını başını almış iki insanın samimi arkadaşlıklarını anlatıyor. Öykümüzün kahramanları olan, gerçek yaşamda hiç yüz yüze gelmemiş, gelmeyecek iki insan, geceleri başına geçtikleri bilgisayarları kullanarak ülkenin iki farklı ucunda, iki farklı kentinde yaşadıklarını birbirlerine aktarıyorlar. İnançlarından, düşüncelerinden, ailelerinden konuşuyorlar. Sevinçlerini, sıkıntılarını ve hatta türkülerini paylaşıyorlar; rast geldikçe birbirlerini arkadaşlarıyla tanıştırıyorlar. Otelde Bir Gece adlı öykünün konusu da 1960’ta Van’dan Diyarbakır’a yolculuk eden bir çiftin otelde başlarından geçenlerle ilgilidir. Öykünün kahramanları bugün artık aramızda değiller. Onları rahmetle anıyorum. Birinci öykü kitabımda yaptığım gibi bu kitapta da farklı bir coğrafyaya uzandım. Bu kez konusu New York’un Central Park’ında geçen iki kurgu öykü ekleyerek iletişimin bu kadar kolay olduğu bir dünyada konusu başka ülkelerde geçen öykülerin de pekâlâ yazılabileceğini ifade etmek istedim. Çanta adlı öyküm Adana – Van hattında yaşanmış tamamen gerçek bir hikâyedir. İnsanın başına gelmeyinceye kadar olmaz denebilecek bir olay konu ediliyor. “Kaçış” ülkemizin kıtlık yıllarında, 1936’da Van merkez ve köylerinde yaşanmış bir olayın öyküsüdür. Bugün artık aramızda olmayan kahramanının, rahmetli babamın ağzından defalarca dinlemiş olduğum bu olayı, o günün koşullarını yansıttığı için kayıt altına almayı kendime borç bildim. Şimdi de dilerseniz ben susayım, rastgele yapılmış kısa alıntılar ile kitap konuşsun. * Dursun, kocaman kentte kaybolmuş bir nokta, kolu kanadı budanmış bir garip, yalnız bir ruhtu. Yanından geçip giden çok insan vardı ama onu bilen, biraz olsun tanıyan insan sayısı iki elin parmakları kadardı. Kentin evsizlerinden, sahipsizlerinden biriydi. Evi de, parası da, akrabası da yoktu. Ruh gibi dolaşır, bir an için görünür sonra ortalıktan kaybolurdu. Kimseye takılmazdı. Kimi zaman karşısına geçip ona sataşan cahil, kendini bilmez kimselere karşılık vermezdi. …… “DURSUN” * …… Gözlerimi açtığımda hastanenin acil servisindeki doktor dinlenme odasında, kan ter içinde buldum kendimi. Son zamanlarda sık sık bu tür kötü rüyalar görmeye başlamıştım. Özellikle her haftanın ilk gününde, pazartesi nöbetlerinde çok zorlanıyordum. Yanlış tanılar koymaktan, yanlış tedaviler yapmaktan korkuyordum. ….. DÜŞLE GERÇEK ARASINDA * Hacı Hamza son zamanlarda namaz kılarken aklına türlü türlü şeyler geliyordu. Çoğu hayata, insanlara dair ilhamlardı bunlar. Bir kısmını namaz sonrası not alıyor, pek çoğunu da biten namazla birlikte unutuyordu. Bu defa aklına gelen ilginç bir sözdü. “Paraşütün ipleri kopup duruyor.” Kendi yaşlılığıyla ilgili bir sözdü işte. Selam verip oturduktan sonra düşünmeyi sürdürdü. Biz bilmesek de, inanmasak da yaşam pek çoğumuz için bir paraşüt yolculuğudur. Bebeklikten çocukluğa geçtiğimizde yavaş yavaş anlarız ki, bütün kalabalıklara, gürültülere rağmen bu âlemde yalnızız ve doğumdan ölüme doğru hareket halindeyiz. …… PARAŞÜTÜN İPLERİ  
Şahbettin Uluat yazdı...

Son kitabım Kuyu Kitap’tan “Evet Sevdim” adıyla ve öykü türünde çıktı. Yazar adı olarak önceki kitaplarımdaki gibi Şahbettin Ali kullanıldı. 

İçinde 2015 – 2021 tarihleri arasında yazılmış ve bir kısmı yaşanmış 26 öykü bulunuyor.

Kitaba adını veren “Evet Sevdim” öyküsü yaşanmış bir olayı, modern zamanların anında ve her yere kolaylıkla iletişim sağlayan araçlarını kullanan, iki farklı şehirde yaşayan, farklı toplum kesimlerinden gelen ve bir anlamda kendi dar çevrelerinin rutinlerine sıkışmış ve yaşını başını almış iki insanın samimi arkadaşlıklarını anlatıyor. Öykümüzün kahramanları olan, gerçek yaşamda hiç yüz yüze gelmemiş, gelmeyecek iki insan, geceleri başına geçtikleri bilgisayarları kullanarak ülkenin iki farklı ucunda, iki farklı kentinde yaşadıklarını birbirlerine aktarıyorlar. İnançlarından, düşüncelerinden, ailelerinden konuşuyorlar. Sevinçlerini, sıkıntılarını ve hatta türkülerini paylaşıyorlar; rast geldikçe birbirlerini arkadaşlarıyla tanıştırıyorlar.

Otelde Bir Gece adlı öykünün konusu da 1960’ta Van’dan Diyarbakır’a yolculuk eden bir çiftin otelde başlarından geçenlerle ilgilidir. Öykünün kahramanları bugün artık aramızda değiller. Onları rahmetle anıyorum.

Birinci öykü kitabımda yaptığım gibi bu kitapta da farklı bir coğrafyaya uzandım. Bu kez konusu New York’un Central Park’ında geçen iki kurgu öykü ekleyerek iletişimin bu kadar kolay olduğu bir dünyada konusu başka ülkelerde geçen öykülerin de pekâlâ yazılabileceğini ifade etmek istedim.

Çanta adlı öyküm Adana – Van hattında yaşanmış tamamen gerçek bir hikâyedir. İnsanın başına gelmeyinceye kadar olmaz denebilecek bir olay konu ediliyor.

“Kaçış” ülkemizin kıtlık yıllarında, 1936’da Van merkez ve köylerinde yaşanmış bir olayın öyküsüdür. Bugün artık aramızda olmayan kahramanının, rahmetli babamın ağzından defalarca dinlemiş olduğum bu olayı, o günün koşullarını yansıttığı için kayıt altına almayı kendime borç bildim.

Şimdi de dilerseniz ben susayım, rastgele yapılmış kısa alıntılar ile kitap konuşsun.

*

Dursun, kocaman kentte kaybolmuş bir nokta, kolu kanadı budanmış bir garip, yalnız bir ruhtu. Yanından geçip giden çok insan vardı ama onu bilen, biraz olsun tanıyan insan sayısı iki elin parmakları kadardı.

Kentin evsizlerinden, sahipsizlerinden biriydi. Evi de, parası da, akrabası da yoktu. Ruh gibi dolaşır, bir an için görünür sonra ortalıktan kaybolurdu. Kimseye takılmazdı. Kimi zaman karşısına geçip ona sataşan cahil, kendini bilmez kimselere karşılık vermezdi.

……

“DURSUN”

*

……

Gözlerimi açtığımda hastanenin acil servisindeki doktor dinlenme odasında, kan ter içinde buldum kendimi.

Son zamanlarda sık sık bu tür kötü rüyalar görmeye başlamıştım.

Özellikle her haftanın ilk gününde, pazartesi nöbetlerinde çok zorlanıyordum. Yanlış tanılar koymaktan, yanlış tedaviler yapmaktan korkuyordum.

…..

DÜŞLE GERÇEK ARASINDA

*

Hacı Hamza son zamanlarda namaz kılarken aklına türlü türlü şeyler geliyordu. Çoğu hayata, insanlara dair ilhamlardı bunlar. Bir kısmını namaz sonrası not alıyor, pek çoğunu da biten namazla birlikte unutuyordu.

Bu defa aklına gelen ilginç bir sözdü.

“Paraşütün ipleri kopup duruyor.”

Kendi yaşlılığıyla ilgili bir sözdü işte.

Selam verip oturduktan sonra düşünmeyi sürdürdü.

Biz bilmesek de, inanmasak da yaşam pek çoğumuz için bir paraşüt yolculuğudur.

Bebeklikten çocukluğa geçtiğimizde yavaş yavaş anlarız ki, bütün kalabalıklara, gürültülere rağmen bu âlemde yalnızız ve doğumdan ölüme doğru hareket halindeyiz.

……

PARAŞÜTÜN İPLERİ

 
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.