Cumhurbaşkanı Adayı Demirtaş'ın Neyi Olmadı?

“İyi ütü yaparım, bağlama çalarım, kahvaltıyı ben hazırlarım”

Selahattin Demirtaş ve eşi  Başak Demirtaş evlerinin kapısını ilk kez açtı. Demirtaş “Yıllarca muslukçuluk yaptığını, çocukken cevizle bilye oynadıklarını” kaydeden Demirtaş, İzmir’de abisi ve arkadaşları tutuklandığında avukat bulmakta zorlanınca hukuk okumaya karar verdiğini” söyledi. 

Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş  “Bazen taşıyabileceğimden çok daha fazla misyon yüklediler. “Ben o kişi değilim” deme fırsatı bulamadan gereğini yapmak zorunda kaldım. Milletvekili seçildiğim günden bugüne vekil olduğum için mutlu olduğum tek bir saati hatırlamıyorum…” dedi.

Selahattin Demirtaş ve eşi Başak Demirtaş Habertürk’ten Kübra Par’a konuştu. “Yıllarca muslukçuluk yaptığını, çocukken cevizle bilye oynadıklarını” kaydeden Demirtaş, İzmir’de abisi ve arkadaşları tutuklandığında avukat bulmakta zorlanınca hukuk okumaya karar verdiğini” söyledi. Selahattin ve Başak Demirtaş’ın şöyleşisi şöyle:

Ailenizle başlayalım…

Palu’dan göç edip Diyarbakır’a gelmiş muhafazakâr ve yoksul bir ailede büyüdüm. Babam işçi, annem ev hanımıydı. Aile içi şiddet kesinlikle yoktu, çok huzurluyduk.

Çocukken içinizde ukde kalan özlemini çektiğiniz şeyler var mıydı?

Bisiklet gibi şeylere özendiğim olmuştur tabii ama Diyarbakır’da herkes yoksuldu zaten. Etrafımızda büyük AVM’ler, başka zengin bir kültür yoktu ki… Geri dönüp baktığımda yoksulluk yüzünden yapamadığım için pişmanlık duyduğum bir şey yok.

Tatlı anılar var mı?

Cam bilye alacak paramız yoktu, cevizle bilye oynardık. Mahallenin bütün çocukları bizi yenmek için sıraya girerdi çünkü kazanınca ceviz yerlerdi! (Gülüyor…)

Kaç kardeşsiniz? Onlar ne yapıyor?

7 kardeşiz. En büyüğümüz benden 1 yaş büyük olan Nurettin abim. İşletme okudu ama bitiremedi, şu an Erbil’de yaşıyor. Ben 2 numarayım. Benden küçük kız kardeşim öğretmen, ondan küçük olan kız kardeşim avukat, erkek kardeşim tekstil mühendisi. En küçük iki kız kardeşlerimin de biri öğretmen diğeri tasarımcı…

Ne tasarlıyor?

Güzel sanatlar okudu. Afiş, kitap kapağı gibi şeyler tasarlıyor. İstediği işi yapabilen bir tek o oldu galiba! (Gülüyor…)

Abiniz Nurettin Demirtaş bir dönem Türkiye siyasetinde aktifti. Artık kabuğuna mı çekildi?

Hayır, Erbil’deki imkânları ölçüsünde siyasete devam ediyor.

Sizi kıskanıyor mudur?

Olur mu öyle şey! Kıskançlık bir yana her zaman destek verdi. Benden çok daha yeteneklidir aslında ama 15 yılını cezaevinde geçirdi.

Anne babanız neredeler?

Diyarbakır’dalar. Tasarımcı olan küçük kız kardeşim bekâr, onunla yaşıyorlar. Cumhurbaşkanı adaylığı siyasette en yüksek mertebe. Çok gurur duyuyorlardır herhalde…  Annemle sadece telefonda konuşabildik. Dua ettiğini söyledi ama eminim biraz kaygılıdır. Türkiye siyasetinin netameli bir iş olduğunu, devlet baskısına direnmenin bedelleri olduğunu bilir…

Siyasete girmenize başlangıçta kızmışlar mıydı?

Abim tutuklanınca annem ve babam hayatlarının 10 yılını cezaevine gidip gelmekle geçirdiler. Çok sıkıntı çektiler. Bedel ödemeye alışkınlar ama yine de bir anne baba için alışılacak bir durum değil… Beni de siyasette “Bir yerlere geleyim de gurur duysunlar” diye değil, barış umuduyla desteklediler.

‘Yıllarca muslukçuluk yaptım, çok iyi ustaydım’

Anneniz nasıl bir kadın?

Dindar bir kadın, beş vakit namazını kılar ve beş vakit barış için dua eder.

Babanız?

İşçi emeklisi. Küçük bir su tesisat dükkânı var.

Siz de anlar mısınız tesisat işlerinden?

Evet, yıllarca hem okudum hem de mahallede musluk tamir ettim. Çok iyi ustaydım!

Evde bozulan muslukları tamir ediyor musunuz hâlâ?

Ne arızalansa tamir ederim. Hatta eşimle evlenmeden onların evinde musluk tamir etmişliğim de vardır! (Gülüyor…)

Öyle mi tanıştınız yoksa?

Hayır, komşuyduk zaten.

Hep böyle özgüvenli miydiniz?

Evet. Bazıları “Bu özgüven nereden geliyor” diye şaşırıyor. Kaybedecek çok şeyim yok. Siyasete mevki makam sahibi olma hırsıyla girmedim.

Aksine çok hırslı görünüyorsunuz!

Temsil ettiğim mücadelenin başarısı için hırslıyım ama kişisel kariyer hırsım yok. Temsil kabiliyeti yükselince özgüven de yükseliyor haliyle. Özgüvenimin kaynağı savunduğum ilkelerin çok meşru olması… Asıl bu değerlere karşı saygısızca davranan siyasetçilerdeki özgüven şaşırtıyor beni. “Onlar bu kadar özgüvenliyse benim onlardan çok daha özgüvenli olmam lazım” diyorum!

Siyasette çok genç yaşta hızla yükselmenizi neye bağlıyorsunuz?

Sosyolojik yaşımın büyük olmasına… Normal bir çocuğun yaşadığının 3 kat hızlısını ve fazlasını yaşadım. Özellikle yurtdışı seyahatlerinde fark ettim ki 30 yaşına geldiğimde arkadaşlarımın dedelerinin yaşamı boyunca gördüğü şeylerin fazlasını yaşamışım. Politika bir yükselme aracından çok görevdi. Şevkle ve inanarak yaptığım için öne çıkmış olabilirim.

Tabandan başlayıp en yukarı kadar çıkmak nasıl bir duygu?

“Gurur duyuyorum, onur duyuyorum” gibi klişe laflar söylemek istemiyorum. Benim için ağır bir seyahat oldu bu. 25 yıldır siyasetin içindeyim. Gençlik yıllarımdan beri omuzlarımdaki yük sürekli arttı. Konumumun hızla öne çıkması bazen taşıyabileceğimden çok daha fazla sorumluluk ve misyon yükledi. “Ben o kişi değilim” deme fırsatı bulamadan gereğini yapmak zorunda kaldım.

Hiç ağır geldiği oldu mu?

Her zaman ağır geldi! Milletvekili seçildiğim günden bugüne vekil olduğum için mutlu olduğum tek bir saati hatırlamıyorum.

Neden?

Bu işi hep huzursuzca yaptım, TBMM’de işim bitince hemen çıkıp giderim. Milletvekilliği hazzettiğim bir misyon değil, savunduğum ilkelere çok ters işliyor. Parlamentoya saygı duymadığımdan değil, fakat burada bir milli irade kandırmacası yaşanıyor. 550 milletvekili olarak halkı temsil ettiğimizi iddia ediyoruz ama parlamentoda halkın düşüncelerine uygun işler yapılmıyor. Karar alma ve yasa yapma süreçleri halktan tamamen kopuk. Bazen Başbakan’ın tek bir sözüyle Meclis günlerce çalışıyor.

“Siyasetçi olarak yaşlanmak istemiyorum” demişsiniz…

Milletvekili ya da belediye başkanı gibi seçilmiş bir siyasetçi olmak asla istemiyorum ama sivil platformlarda halkın içinde olmaya devam edeceğim.

Ciddi ve otoriter bir görüntünüz var. Ekibinize karşı sert misiniz?

Dışarıdan öyle mi görünüyorum? Tam tersine, esprili biri olarak tanınırım! (Gülüyor…) Çalışanların hepsiyle arkadaş gibiyiz. Zaten ağırlıklı olarak gençlerle çalışıyorum, en yaşlıları benim.

Bu soruyu çok cevapladınız ama bir de ben sorayım… Seçilirseniz nasıl bir cumhurbaşkanı olacaksınız?

Her şeyden önce adil olacağım. Aktif olacağım ama Başbakan’ın kastettiği gibi hükümete müdahale eden bir aktiflikten söz etmiyorum. Ezilenlerin cumhurbaşkanı olacağım. Katledilen kadının, tecavüze uğrayan çocuğun, grev yapan işçinin yanında duracağım, seslerini hükümete duyuracağım.

Seçilirseniz Türkiye’nin Obama’sı olacağınızı söyleyebilir miyiz?

Dünya görüşlerimiz benzemiyor elbette ama evet, seçilirsem Türkiye’nin inkâr edilmiş bir kimliği ülkenin başına geçmiş olacak.

‘O cenazeden sonra hayatım değişti’

Kürt olduğunuzu ilk kez lisedeyken öğrenmişsiniz…

Türkiye’de kendi kendini asimile etme çok yaygın. Kürtler Kürt olduğunu sakladı, çocukları öğrenmesin diye ellerinden geleni yaptı. Benim çocukluğum 80 darbesi sonrasına denk geldi. Annem ve babam kendi aralarında Zazaca konuşurdu ama korkudan bizimle hep Türkçe konuşurlardı. Etnik olarak Kürt olduğumun farkındaydım ama siyasal ve sosyolojik olarak bunun ne anlama geldiğini lise yıllarında anladım.

Kimliğinizi fark ettiğiniz ilk anı hatırlıyor musunuz?

Evet, Vedat Aydın’ın cenazesinde kafama dank etti. Büyük bir şaşkınlıktı… Kürt kimliğinin Türkiye’de bu kadar horlanabileceğini, insanlık dışı muamele görebileceğini o gün gördüm.

Ne olmuştu o cenazede?

HEP İl Başkanı Vedat Aydın kaçırılmıştı, herkes çok gergin ve üzgündü. Üç gün sonra işkence yapılmış halde cenazesi bulundu. O güne kadar hiçbir siyasi gösteriye ya da cenazeye katılmamıştım ama o gün katılmam gerektiğini hissettim. Yüzbinlerce insanla birlikte yürüdük. Cenaze töreni esnasında kitleye her yönden ateş açıldı. Polisler, özel timler, helikopterler… Onlarca insan öldü. Milletvekillerine, parti il başkanlarına işkence yapıldı. Yaralılar bir iki gün sonra bile tedaviye gidemedi, çünkü hastanede gözaltına alıyorlardı. Ölü ve yaralı sayısı dahi gizlendi. Tüm bunlara rağmen gazetelerde suçlu Diyarbakır halkıymış gibi yansıtıldı. Gözlerimize inanamadık! O gün devletin halkı suçlayan iki yüzlü yaklaşımını görünce pek çok insan gibi ben de bir kırılma yaşadım. Oradan çıktıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranamazdım, başka bir insan olduğumu hissettim. Olayların nedenini tam olarak anlamıyordum ama artık biliyordum, biz Kürt’üz ve atacağım bir kimlik olmadığına göre bu artık benim de meselemdi…

Sonra?

Üniversite yılları başladı. 9 Eylül Üniversitesi’nde 2 yıl deniz işletmeciliği okudum ama politik nedenlerle bıraktım. Abim tutuklandı, ben bir süre gözaltına alındım. Sonra tekrar sınava girdim ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım.

Abinize avukat bulamadığınız için hukuk okuduğunuz doğru mu?

Evet, İzmir’de abim ve arkadaşlarımız tutuklandığında avukat bulmakta zorlanınca hukuk okuma isteğim arttı. Ankara Hukuk’ta da öğrenci hareketleri içindeki varlığımı sürdürdüm.

Gözaltına alındığınız, hapis yattığınız oldu mu?

İki üç defa gözaltına alındım.

Başak Demirtaş: İnanılmaz sabırlı bir adamdır

Nerelisiniz?

1977’de Diyarbakır’da yoksul bir mahallede doğdum. İşçi emeklisi bir babam, ev hanımı bir annem var. Babam siyasetle uğraşırdı, 80 darbesinden nasibini aldı, 2 yıl cezaevinde kaldı. O süreçleri yaşayarak büyüdük.

Selahattin Bey’le hayatlarınız paralelmiş!

Evet, çok ortak noktamız var. Hayata, mücadeleye, kadına, çocuğa bakış açımız, müzik zevkimiz, keyif aldığımız şeyler…

Siz de politik miydiniz?

Babam cezaevine girdiğinde 5 yaşındaydım. Küçüktüm ama bazı detayları sonradan anlamlandırınca muhalif duruşum gelişti.

Kürt hareketinin içinde aktif olarak yer aldınız mı?

Resmi görevlerim olmadı.

Aranızda büyük bir sevgi varmış gibi yansıyor dışarıya…

Kesinlikle haklısınız! (Bakışıp gülüyorlar…)

Severek mi evlendiniz?

Evet, 25 yıldır tanışıyoruz, 20 yıldır birlikteyiz. Tanıştığımızda ben 13 yaşındaydım, Selahattin 16-17 yaşındaydı. Komşuyduk, sevgili olduk, yoldaş olduk, nişanlandık, sonra evlendik…

Sınıf öğretmeniymişsiniz…

Evet 14 yıllık öğretmenim. Diyarbakır’ın bir köyünde çalışıyorum. Çocukları çok seviyorum.

Köşk’e çıkarsanız çalışmayı bırakacak mısınız?

Hayır, bırakmayı düşünmüyorum.

Selahattin Bey gibi müziğe meraklı mısınız?

Müziği elbette çok severim, sesim çok iyi olmasa da ara ara eşlik de ederim.

Başka ilgiler?

Fotoğrafa meraklıyım. Teknik eğitimini de aldım. Dağ yürüyüşleri yapıyorum. Birkaç sefer eşimle birlikte de gittik. Yorucu ama çok keyifli geçiyor. Çocuklarla birlikte ailece bisiklete biniyoruz.

Çocuklar kaç yaşında?

Biri 7, diğer 11 yaşında. Büyük kızım çocuklar için açılan konservatuvara gidiyor. Keman ve piyano çalmayı öğrendi.

Kendisini kocasına adayıp eve çekilen kadınlardan olmamışsınız. Selahattin Bey’in politik hayatıyla birlikte iki kız büyütmek zor oldu mu?

Çocuklar küçükken zordu ama şimdi daha rahatım. Eşimin yürüttüğü mücadeleye destek olmamam mümkün değildi. Bir sürü insan bedel ödedi, düşüncelerinden ötürü cezaevlerinde yattı, bu uğurda canını yitirdi. Bunları düşününce benim çektiğim zorluğun bir önemi yok.

Çocuklar kime çekmiş?

Fiziksel olarak babalarına, duygusal olarak bana çekmişler. Büyük kızımız biraz anaç ama küçük cin gibi!

Evde Türkçe mi konuşuluyor Kürtçe mi?

Her ikisi de… Kürtçe öğrenmeleri için kursa da gidiyorlar.

‘Jest yapmayı bilir!’

Selahattin Bey evde nasıl bir adamdır?

O sinirli olduğunu söyledi ama ben öyle düşünmüyorum. Ben daha sinirliyim! (Gülüyor…) Aksine inanılmaz sabırlı bir adamdır.

Titiz midir?

Titiz değildir ama düzenli, tertiplidir. Aldığım kararlara fazla müdahale etmez.

Duygusal mıdır?

Çok duygusaldır. Yaratıcıdır, jest yapmayı bilir. Romantik ve esprilidir. Zaten ben onun esprilerine vuruldum!

Nasıl tanışmıştınız?

Komşuyduk zaten. 12-13 yaşlarındayken Selahattin’in kız kardeşi okuldan arkadaşımdı, evlerine gidip gelirdim. O sırada Selahattin’i de görürdüm. Onun annesi ve kız kardeşleriyle olan muhabbeti hoşuma giderdi. Çok iyi saz çalıp türkü söylerdi. Bu kadar özellikten sonra âşık olmamak mümkün mü! (Gülüyor…) Biz birlikte büyüdük aslında…

Evlilik maceralı oldu mu? Aileler ne tepki verdi?

Beklenen bir durumdu… (Gülüyor…)

Akşamları sık dışarı çıkar mısınız?

Selahattin evde olduğu zaman dakikalar bile çok önemli. Pazar gününü birlikte geçireceksek birbirimizi sabah 7’de uyandırırız. Birlikte yaptığımız her şey güzel geliyor bize…

‘Ütü yaparım, kahvaltı hazırlatrım’

Siyasetçi olmasaydınız nasıl bir Selahattin Demirtaş görürdük?

Bağlama çalıyorum. İlerletmek isterdim.

Besteleriniz var mı?

Evet var.

Albüm çıkaracak mısınız?

Belki bir gün duyarsınız!

Başka bilmediğimiz yetenekleriniz var mı?

Eşimle birlikte kır yürüyüşleri yaparız, bisiklete bineriz. Çok kitap okurum. Bazen yazarım…

Sinemayla aranız nasıl?

Bilgisayarımda yüklü filmleri uçakta seyredebiliyorum.

Futbol…

Galatasaraylıyım. Eskiden amatör olarak oynuyordum ama Kasımpaşa’da oynayacak kadar profesyonel değildim!

Dünya Kupası’nı takip ettiniz mi?

Birkaç maç seyredebildim. Favorim Arjantin’di.

Televizyon izler misiniz?

Evde tartışma programlarına tahammülüm yok. “Aramızda Kalsın” dizisini seyrediyoruz ama kumanda çocukların elinde.

Sevmediğiniz bir huyunuz var mı?

Sevdiklerime çok çabuk sinirleniyorum, en çok da eşimin kalbini kırıyorum. Öfke patlaması değil tabii ama sesim yükseliyor. Siyasetteki bütün hataları tolere ediyorum, o birikim kendimi en rahat hissettiğim insanlara yansıyor. Huzurunuzda eşimden özür diliyorum! (Gülüyor…)

Sevgisini belli eden bir adam mısınız?

Kesinlikle çok belli ederim.

Romantik misiniz yoksa?

Eşime sorsanız daha iyi olur ama elimden geleni yapıyorum!

Manevi dünyanız nasıl?

Dindar bir ailede büyüdüm. İnancım var. Sol kültürün içinde yetiştim ama “Solcular Allah’a inanmaz” diye bir kaide yok. İnsan hem Allah’a inanıp hem de emek mücadelesine girebilir…

Güne nasıl başlarsınız?

Agresif değilim ama uykusuzluktan biraz gergin oluyorum. Ertesi gün yapacağım konuşmayı kafamda tekrar tekrar düşünüyorum. Küçük bir aksilik varsa onu çözmeye çalışıyorum.

Mükemmeliyetçisiniz anlaşılan!

Evet, kesinlikle… İşime odaklanınca ne eşimi ne çocukları gözüm görüyor.

Sabah ritüeliniz var mı?

Evdeysem kalkınca ailece kahvaltı etmek en büyük keyif.

Mutfağa girer misiniz?

Erken kalkmışsam kahvaltıyı ben hazırlıyorum.

Ev işleriyle aranız nasıl?

Siyasi mücadele beni bu konuda da değiştirdi. Çok iyi ütü yaparım! (Gülüyor…) Temizlik ve yemek de yaparım.

İddialı olduğunuz bir yemek var mı?

Güveç ve pilavda iddialıyım!

Çocukların bakımıyla ilgilenir misiniz?

Yoğunluk yüzünden fazla ilgilenemiyorum ama ayırdığım zaman kalitelidir. Onlarla birlikteyken başka hiçbir şeyle ilgilenmiyorum, dolu dolu zaman geçiriyoruz. Babalarına doyuyorlar!

‘Asla boyun eğmez’

Selahattin Bey, Başak Hanım’ı anlatıyor: Etrafımızda o kadar yoz ilişki var ki onların içinde eşim çok samimi geliyor bana. Bir özelliğini çok seviyorum; asla boyun eğmez. Genel başkanlık, milletvekilliği falan takmaz, asla geri adım atmaz! Bir erkek olarak bazen zorlansam da gurur duyuyorum. (Gülüyor…)

‘First Lady olmanın cazip bir tarafı yok’

Cumhurbaşkanı adayı olmasını nasıl karşıladınız?

Bir süredir tartışıldığı için şaşırmadım. Siyasette yıllardır verdiğimiz mücadele bu seçimle daha görünür hale geleceği için sevindim. Bir eşten ziyade ezilen bütün kesimler adına bunu bir kazanım olarak görüyorum.

First lady adayı olmak nasıl bir duygu?

Çok benimsediğim bir durum değil. Bu mücadelede şiddet gören, töre cinayetine kurban giden, özgürlüğü için direnen, tarlada fabrikada çalışan emeği sömürülen kadınlar var. Eşimden dolayı onlardan daha ayrıcalıklı olmak hoşuma gitmiyor.

Köşk hayatının şaşaası cezbedici değil mi?

Hayır, hiç cazip gelmiyor.

Seçilirse hayatınız nasıl değişir?

Çok etkileneceğimizi zannetmiyorum. Vekillik ve genel başkanlık sürecinde de birbirimizi daha az görmek dışında değişen bir şey olmadı.

First lady olarak size de roller düşmeyecek mi?

Kadınlar ve çocuklarla ilgili mücadelemizi daha görünür kılabilirim belki… Onun dışında fazla özel bir tarafı yok.

Bakmadan Geçme