Bahri Yıldızbaş
Köşe Yazarı
Bahri Yıldızbaş
 

O gün!..

ggg Valilik, Belediye ve Milli Eğitim Müdürlüğü koordinasyonunda, kamu ve özel kurumlar, dernekler, birlikler ile gönüllülerin önceden hazırlandığı ve planlamanın MEM tarafından; bir şube müdürü, iki okul müdürü, 3 beden eğitimi ve bir müzik öğretmeninin ile oluşturulan, “Tören Ekibi” tüm sorumluluğu üstlenmiş olurdu. Okullarda bir hafta önceden, Van ile ilgili şiir, kompozisyon ve resim yarışmalarının yanında, halk oyunları, bando, yürüyüş gurupları ve öğrencilerin önünde yürüyecek öğretmenler bile önceden belirlenirdi. Heyecanlı çalışmalar başlar, günün anlamına uygun şiir, konuşma, gösteri yapacak ekipler belirlenirdi. Tören, Hükümet Konağının önünde yapılırdı. Sabahın erken saatlerinde, ilk, orta ve lise öğrencileri; yıkanmış ve ütülü okul formaları, bando, halk oyunları ve yöresel kıyafetleri ile okulda hazır bulunur, hükümet konağına uzak okulların öğrencileri belediye otobüsleri ve kamu servisleri ile alınır, yakın okulların törene katılacak öğrencileri; Bayrak-flama önde olmak üzere, öğrenciler, okul müdürü, yardımcıları, görevli öğretmenler ve gönüllü mahalleliler ile birlikte; Maraş, Sıhke, Hacıbekir, İskele, Hastane ve Ordu caddelerinden bando kurallarına uygun, düzenli yürüyüşlerle, geçtikleri cadde ve sokaklardan yüzlerce çocuk ve büyüklerin katılımı ile Cumhuriyet Caddesi’ne havalı bir şekilde giriş yaparlardı. Önceden belirlenen tören alanındaki yerlerine düzenli bir şekilde yerleşir, okul levhası ve okulların öğrencileri ile öğretmenleri görücüye çıkmış olurdu. Bir hafta öncesinden, şehirde bayram heyecanı başlar, bayram günü Cumhuriyet Caddesi’nde; tüm iş yerleri bayraklarla donatılır, bir kısmı camlarına gün ile ilgili sözler veya yöresel kıyafetler asarlardı. Yani “120 Gencin” şehrinde, heyecanlı ve coşkulu bir haftanın ardından, “O Gün” için yapılacak törenler beklenirdi. Vali, Belediye Başkanı ve Garnizon komutanı askeri araç üzerinde tüm tören alanını gezerek, halkın bayramını kutlar ve şeref tribününe geçtiklerinde, sunucunun komutu ile Atatürk ve şehitler adına saygı duruşu yapıldıktan sonra,  müzik öğretmeni tarafından İstiklal Marşı okutulduğundaki ses ve coşku hala kulaklarımda. Günün anlamına uygun konuşmaların yapılması, şiirlerin okunması ve halk oyunları gösterileri yapıldıktan sonra; “temsili esir kız kurtarma” doğaçlamasından sonra, kurtarılan kız vali beye teslim edilir, törene katılan tüm okulların Bayrak ve flama geçidi yapılırdı. İlkokullardan başlamak üzere, en önde bir öğretmenin yürümesi ile seyircinin ve protokolün önünden sert adımlarla geçilirdi. Şöyle böyle yürümek değil. Bir çok okul bando, halk oyunları, yöresel ve yürüyüş ekipleri ile çok havalı geçerken, sadece yürüyüş ekibi olan okullar biraz daha canlı ve ayaklarını yere daha sert vurarak, güçlü olduklarını gösterirlerdi. Törene katılmanın, öylesine coşkulu kalabalıkta yürümenin, vali, öğretmen, anne, baba, arkadaş ve törendeki insanların çocukları ve gençleri izlemesi “birinci oldunuz” diye alkışlamaları; öz güven ile birlikte, kimlik ve kişilik gelişiminde şu andaki onlarca psikoloğun anlatamayacağı değerleri kazandırıyordu. Okuldan törene geliş, tören alanında bekleyiş, yürüyüş ve okula dönüşte, bazı okulların, veli müdür vekilleri vardı. Tüm komut onlarda veya onda olurdu. Rahmetli namı diğer ATO bey bizim öğrencilere komut vermeyi ve önde yürümeyi, rahmetli namı diğer ALOŞ bey ise öğrencilerle sohbet ederek yürümeyi çok severlerdi. Aloş, sadece gidişte katılırdı. ATO bey, tören bitinceye kadar gelir ve benden imzalı teşekkür belgesini alarak, “öğrencileri teslim ettim komutanım” der, ardından da laf saya saya giderdi. Okulların geçişinden sonra; Temsili Vali Haydar bey (Mustafa Solmaz ve Mustafa Dervişoğlu’na, Allah rahmet eylesin. İkisine de ata binmek ve temsili vali olmak yakışıyordu.), özel milis kuvvetleri, meslek kuruluşları, taksiler, otobüsler, dolmuşlar, bazı klasik arabalar, faytonlar, kağnılar(öküz arabaları) süslenmiş, bezenmiş olarak gösterilerini tamamladıktan sonra, akşama kadar Cumhuriyet caddesinde valilik önünde halk oyunları gösterileri ile birlikte müzik şölenleri yapılırdı. Öğleden sonra, bir gurup görevli ve öğrenciler, protokol ile birlikte Zeve Şehitliği’ne gider ve orada da bir anma programı yapılırdı. Aynı akşam Halk Eğitim Müdürlüğü ile bazı okullar salonlarında yöresel anma ve eğlence programları yaparken, spor salonunda ses sanatçıları konserler verirdi. Evet işte “O GÜN” bugün, yani “2 Nisan 1918” günü. Bana biraz bu günler gibi geliyor, O gün. Şehir merkezinde, köylerde ve ilçelerimizde, yüzyıllarca birlikte yaşamışlar. Rahmetli İsmail Oğuzcan dedem seferberlikte kaybolmuş, daha sonra Van’a yerleşmiş, olaylara şahit olmuş. İki savaşa katılmış, asker kaçağı diye Van’ın kurtuluşundan sonra 28 yaşında tekrar kısa süre askere alınmış ve ikinci askerliğini savaştan sonra Çanakkale’de yapmış. Abisi ile askerde birbirlerini bulmuşlar. Bir süre İstanbul’da yaşadıktan sonra abisi kalmış, dedem Van’a dönmüş. Dedem çok güzel Türkçe konuşur, 1. Dünya Savaş’ı, Van’ın Kurtuluşu ve Kurtuluş savaşları ile hainlerin kimler olduğunu bize saatlerce anlatır ve vücudundaki şarapnel parçalarını gösterirdi. (Ö:1973) Allah hepsine rahmet etsin. “Türkler, Azeri Türkleri (Küresinliler) Türkmenler, Kürtler, Kafkaslar, Ermeniler, Aleviler, Zazalar, Acemler ve niceleri ile komşuluk yaptık. Akraba, dost olduk, birbirimizin cenazelerine katıldık, düğünlerinde oynadık, İmece usulü yaşadık. Ortak değirmen ve üzüm bağlarımız vardı. Birdenbire Ermenilere silahlar gelmeye başladı. Fitili ateşlediler ve ateş yangına dönüştü. Binlerce insanın ölmesine, şehit olmasına, anaların yüreğine ateş, evlatların gönlüne nefret, kadınlarımız ve babaların hayatına zehir kattılar. Hem de, yokluk ve sefalet zamanında, ekmek ve azık yerine, silahlar ile kanı uygun gördüler.” diye anlatır, ağlardı. Şehitlerimize ve tüm gazilerimize rahmet diliyorum. Kimseye düşman değiliz ve kin gütmüyoruz. Bütün insanlar kardeştir. Savaşlar ve nefretler, emperyalist Siyonistlerin görevidir. Çarlık Rusya’sı devrilmemiş, Rusya’da rejim değişmemiş ve Rusya askerini çağırmamış olsaydı; şimdi hiç birimiz yoktuk desem abartı değildir. İnsanların, tanımadığı, bilmediği ve zarar görmediği insan ile sorunu olabilir mi? M.Ö ve M.S; onlarca medeniyete başkentlik yapmış, tüm dinleri, inançları, dilleri, kültürleri kucaklamış ve örnek olmuş bir kenttir; “Şehr-i Van. Savaşlardan ve işgalden kurtuluşunun “103. yılı ve 2 Nisan DÜNYA VANLILAR GÜNÜ hayırlı, hatırlı ve kutlu OLSUN.” Nefret ve ayrıştırma oyunlarını bozmanın ilacı: “O GÜN ki; nifak ve nefretten uzak.” “BU GÜN ki; SEVGİ, SAYGI ve KARDEŞLİK tadında, BARIŞ içinde yaşamak.”
Ekleme Tarihi: 01 Nisan 2021 - Perşembe

O gün!..

Valilik, Belediye ve Milli Eğitim Müdürlüğü koordinasyonunda, kamu ve özel kurumlar, dernekler, birlikler ile gönüllülerin önceden hazırlandığı ve planlamanın MEM tarafından; bir şube müdürü, iki okul müdürü, 3 beden eğitimi ve bir müzik öğretmeninin ile oluşturulan, “Tören Ekibi” tüm sorumluluğu üstlenmiş olurdu.

Okullarda bir hafta önceden, Van ile ilgili şiir, kompozisyon ve resim yarışmalarının yanında, halk oyunları, bando, yürüyüş gurupları ve öğrencilerin önünde yürüyecek öğretmenler bile önceden belirlenirdi. Heyecanlı çalışmalar başlar, günün anlamına uygun şiir, konuşma, gösteri yapacak ekipler belirlenirdi. Tören, Hükümet Konağının önünde yapılırdı. Sabahın erken saatlerinde, ilk, orta ve lise öğrencileri; yıkanmış ve ütülü okul formaları, bando, halk oyunları ve yöresel kıyafetleri ile okulda hazır bulunur, hükümet konağına uzak okulların öğrencileri belediye otobüsleri ve kamu servisleri ile alınır, yakın okulların törene katılacak öğrencileri; Bayrak-flama önde olmak üzere, öğrenciler, okul müdürü, yardımcıları, görevli öğretmenler ve gönüllü mahalleliler ile birlikte; Maraş, Sıhke, Hacıbekir, İskele, Hastane ve Ordu caddelerinden bando kurallarına uygun, düzenli yürüyüşlerle, geçtikleri cadde ve sokaklardan yüzlerce çocuk ve büyüklerin katılımı ile Cumhuriyet Caddesi’ne havalı bir şekilde giriş yaparlardı. Önceden belirlenen tören alanındaki yerlerine düzenli bir şekilde yerleşir, okul levhası ve okulların öğrencileri ile öğretmenleri görücüye çıkmış olurdu.

Bir hafta öncesinden, şehirde bayram heyecanı başlar, bayram günü Cumhuriyet Caddesi’nde; tüm iş yerleri bayraklarla donatılır, bir kısmı camlarına gün ile ilgili sözler veya yöresel kıyafetler asarlardı. Yani “120 Gencin” şehrinde, heyecanlı ve coşkulu bir haftanın ardından, “O Gün” için yapılacak törenler beklenirdi. Vali, Belediye Başkanı ve Garnizon komutanı askeri araç üzerinde tüm tören alanını gezerek, halkın bayramını kutlar ve şeref tribününe geçtiklerinde, sunucunun komutu ile Atatürk ve şehitler adına saygı duruşu yapıldıktan sonra,  müzik öğretmeni tarafından İstiklal Marşı okutulduğundaki ses ve coşku hala kulaklarımda.

Günün anlamına uygun konuşmaların yapılması, şiirlerin okunması ve halk oyunları gösterileri yapıldıktan sonra; “temsili esir kız kurtarma” doğaçlamasından sonra, kurtarılan kız vali beye teslim edilir, törene katılan tüm okulların Bayrak ve flama geçidi yapılırdı. İlkokullardan başlamak üzere, en önde bir öğretmenin yürümesi ile seyircinin ve protokolün önünden sert adımlarla geçilirdi. Şöyle böyle yürümek değil. Bir çok okul bando, halk oyunları, yöresel ve yürüyüş ekipleri ile çok havalı geçerken, sadece yürüyüş ekibi olan okullar biraz daha canlı ve ayaklarını yere daha sert vurarak, güçlü olduklarını gösterirlerdi. Törene katılmanın, öylesine coşkulu kalabalıkta yürümenin, vali, öğretmen, anne, baba, arkadaş ve törendeki insanların çocukları ve gençleri izlemesi “birinci oldunuz” diye alkışlamaları; öz güven ile birlikte, kimlik ve kişilik gelişiminde şu andaki onlarca psikoloğun anlatamayacağı değerleri kazandırıyordu. Okuldan törene geliş, tören alanında bekleyiş, yürüyüş ve okula dönüşte, bazı okulların, veli müdür vekilleri vardı. Tüm komut onlarda veya onda olurdu. Rahmetli namı diğer ATO bey bizim öğrencilere komut vermeyi ve önde yürümeyi, rahmetli namı diğer ALOŞ bey ise öğrencilerle sohbet ederek yürümeyi çok severlerdi. Aloş, sadece gidişte katılırdı. ATO bey, tören bitinceye kadar gelir ve benden imzalı teşekkür belgesini alarak, “öğrencileri teslim ettim komutanım” der, ardından da laf saya saya giderdi.

Okulların geçişinden sonra; Temsili Vali Haydar bey (Mustafa Solmaz ve Mustafa Dervişoğlu’na, Allah rahmet eylesin. İkisine de ata binmek ve temsili vali olmak yakışıyordu.), özel milis kuvvetleri, meslek kuruluşları, taksiler, otobüsler, dolmuşlar, bazı klasik arabalar, faytonlar, kağnılar(öküz arabaları) süslenmiş, bezenmiş olarak gösterilerini tamamladıktan sonra, akşama kadar Cumhuriyet caddesinde valilik önünde halk oyunları gösterileri ile birlikte müzik şölenleri yapılırdı. Öğleden sonra, bir gurup görevli ve öğrenciler, protokol ile birlikte Zeve Şehitliği’ne gider ve orada da bir anma programı yapılırdı. Aynı akşam Halk Eğitim Müdürlüğü ile bazı okullar salonlarında yöresel anma ve eğlence programları yaparken, spor salonunda ses sanatçıları konserler verirdi.

Evet işte “O GÜN” bugün, yani “2 Nisan 1918” günü. Bana biraz bu günler gibi geliyor, O gün. Şehir merkezinde, köylerde ve ilçelerimizde, yüzyıllarca birlikte yaşamışlar. Rahmetli İsmail Oğuzcan dedem seferberlikte kaybolmuş, daha sonra Van’a yerleşmiş, olaylara şahit olmuş. İki savaşa katılmış, asker kaçağı diye Van’ın kurtuluşundan sonra 28 yaşında tekrar kısa süre askere alınmış ve ikinci askerliğini savaştan sonra Çanakkale’de yapmış. Abisi ile askerde birbirlerini bulmuşlar. Bir süre İstanbul’da yaşadıktan sonra abisi kalmış, dedem Van’a dönmüş. Dedem çok güzel Türkçe konuşur, 1. Dünya Savaş’ı, Van’ın Kurtuluşu ve Kurtuluş savaşları ile hainlerin kimler olduğunu bize saatlerce anlatır ve vücudundaki şarapnel parçalarını gösterirdi. (Ö:1973) Allah hepsine rahmet etsin. “Türkler, Azeri Türkleri (Küresinliler) Türkmenler, Kürtler, Kafkaslar, Ermeniler, Aleviler, Zazalar, Acemler ve niceleri ile komşuluk yaptık. Akraba, dost olduk, birbirimizin cenazelerine katıldık, düğünlerinde oynadık, İmece usulü yaşadık. Ortak değirmen ve üzüm bağlarımız vardı. Birdenbire Ermenilere silahlar gelmeye başladı. Fitili ateşlediler ve ateş yangına dönüştü. Binlerce insanın ölmesine, şehit olmasına, anaların yüreğine ateş, evlatların gönlüne nefret, kadınlarımız ve babaların hayatına zehir kattılar. Hem de, yokluk ve sefalet zamanında, ekmek ve azık yerine, silahlar ile kanı uygun gördüler.” diye anlatır, ağlardı.

Şehitlerimize ve tüm gazilerimize rahmet diliyorum. Kimseye düşman değiliz ve kin gütmüyoruz. Bütün insanlar kardeştir. Savaşlar ve nefretler, emperyalist Siyonistlerin görevidir. Çarlık Rusya’sı devrilmemiş, Rusya’da rejim değişmemiş ve Rusya askerini çağırmamış olsaydı; şimdi hiç birimiz yoktuk desem abartı değildir. İnsanların, tanımadığı, bilmediği ve zarar görmediği insan ile sorunu olabilir mi?

M.Ö ve M.S; onlarca medeniyete başkentlik yapmış, tüm dinleri, inançları, dilleri, kültürleri kucaklamış ve örnek olmuş bir kenttir; “Şehr-i Van. Savaşlardan ve işgalden kurtuluşunun “103. yılı ve 2 Nisan DÜNYA VANLILAR GÜNÜ hayırlı, hatırlı ve kutlu OLSUN.”

Nefret ve ayrıştırma oyunlarını bozmanın ilacı:

“O GÜN ki; nifak ve nefretten uzak.”

“BU GÜN ki; SEVGİ, SAYGI ve KARDEŞLİK tadında, BARIŞ içinde yaşamak.”

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.