Köşe Yazıları Haber Girişi: 30.11.2020 - 14:18, Güncelleme: 30.11.2020 - 14:18

YARDIMLAŞMA KÜLTÜRÜ ÜZERİNE

 

YARDIMLAŞMA KÜLTÜRÜ ÜZERİNE

Fas asıllı bir Fransız’ın paylaşımından “Yedi yaşıma kadar her gün Allah’ın bizimle yemek yemeğe geldiğini düşünüyordum. Şöyle ki: Küçük bir çocuktum, bir gün anneme on iki kişi olduğumuz halde neden hep on beş kişilik yemek pişirdiğini sordum. Annem bana Berberi’ce “win rebbi” yani yemekteki fazlalığın “Allah’ın hakkı” olduğunu söyledi. İşte bu yüzden uzun zaman Allah’ın her gün bizim eve, bizimle yemek yemeğe geldiğini ama bizim onu göremediğimizi ve hatta onun için üç kişilik yemek pişirildiğini ve bunun normal olduğunu düşündüm. Çünkü o Allah’tı! Ne zaman ki büyüdüm işte o zaman annemin dediği “Allah’ın hakkı” sözünün ve fazladan yemek yapma davranışının anlamını öğrendim. Bu bir berberi geleneğiydi. Habersiz bir misafir veya kapıyı çalan bir dilenci olursa diye her zaman yemek biraz fazla yapılırdı. Böylece herkesin doymasına yetecek kadar yemek pişmiş olurdu, ev sahibi de gelen davetsiz misafire karşı mahcup olmazdı. Eğitimim nedeniyle bir gezi için İtalya’nın Napoli şehrine gittiğimde arkadaşlarımla oturduğumuz bir kafede, dilencilerin gelip kahve içtiklerini ve sonrasında hiçbir ücret ödemeden çıkıp gittiklerini gördüm. Bu eşsiz cömertlik beni çok şaşırtmıştı. Ödeme yapmak üzere yanıma çağırdığım garsonu patronunun cömertliğinden dolayı kutlamak istedim. Onun cevabı daha çok şaşırmama neden oldu. Çünkü cömertliği yapan kafenin sahibi değil, müşterilerdi. Orada adına “caffe sospeso” yani “askıda kahve” denen bir gelenekleri vardı. Napoli’deki kafe ve barlarda ödeme gücü olmayan insanlara karşı bir tür dayanışma ruhu içinde bu gelenek 2. Dünya Savaşından beri devam etmekteydi. Bu gelenek şöyle işliyordu, kafeye giden bir müşteri bir kahve sipariş ediyordu ama iki kahve parası ödüyordu. Yani kahvenin biri kendisi için diğeri ise ödeyemeyecek kişiler içindi. Açıklaması için garsona teşekkür ettim ve doğduğum topraklardaki geleneğimizden ve bunun ezelden beri devam ettiğinden bahsettim. Bana pek inanmadı ama ben ona hem içtiğim kahvenin parasını hem de gelebilecek muhtaç bir Napolili için “askıda bir kahvenin” parasını ödedim. Bir süre sonra bizim fazla yemek yapma geleneğimizi, annemin “Allah’ın Hakkı” dediği bu olayı, Marakeş’te lokanta sahibi bir İspanyol arkadaşıma anlattım. Bunu duyunca çok etkilendi ve o da “Allah’ın hakkı” geleneğini uyguladı. Böylece kafedeki “askıda kahve”, lokantalarda “dayanışma yemeği”, fırınlarda “dayanışma ekmeği”, manavlarda “dayanışma meyve-sebzesi” ve benzeri dayanışma hareketlerine dönüştü…” YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYIN

Fas asıllı bir Fransız’ın paylaşımından

“Yedi yaşıma kadar her gün Allah’ın bizimle yemek yemeğe geldiğini düşünüyordum. Şöyle ki: Küçük bir çocuktum, bir gün anneme on iki kişi olduğumuz halde neden hep on beş kişilik yemek pişirdiğini sordum. Annem bana Berberi’ce “win rebbi” yani yemekteki fazlalığın “Allah’ın hakkı” olduğunu söyledi. İşte bu yüzden uzun zaman Allah’ın her gün bizim eve, bizimle yemek yemeğe geldiğini ama bizim onu göremediğimizi ve hatta onun için üç kişilik yemek pişirildiğini ve bunun normal olduğunu düşündüm. Çünkü o Allah’tı! Ne zaman ki büyüdüm işte o zaman annemin dediği “Allah’ın hakkı” sözünün ve fazladan yemek yapma davranışının anlamını öğrendim. Bu bir berberi geleneğiydi. Habersiz bir misafir veya kapıyı çalan bir dilenci olursa diye her zaman yemek biraz fazla yapılırdı. Böylece herkesin doymasına yetecek kadar yemek pişmiş olurdu, ev sahibi de gelen davetsiz misafire karşı mahcup olmazdı. Eğitimim nedeniyle bir gezi için İtalya’nın Napoli şehrine gittiğimde arkadaşlarımla oturduğumuz bir kafede, dilencilerin gelip kahve içtiklerini ve sonrasında hiçbir ücret ödemeden çıkıp gittiklerini gördüm. Bu eşsiz cömertlik beni çok şaşırtmıştı. Ödeme yapmak üzere yanıma çağırdığım garsonu patronunun cömertliğinden dolayı kutlamak istedim. Onun cevabı daha çok şaşırmama neden oldu. Çünkü cömertliği yapan kafenin sahibi değil, müşterilerdi. Orada adına “caffe sospeso” yani “askıda kahve” denen bir gelenekleri vardı. Napoli’deki kafe ve barlarda ödeme gücü olmayan insanlara karşı bir tür dayanışma ruhu içinde bu gelenek 2. Dünya Savaşından beri devam etmekteydi. Bu gelenek şöyle işliyordu, kafeye giden bir müşteri bir kahve sipariş ediyordu ama iki kahve parası ödüyordu. Yani kahvenin biri kendisi için diğeri ise ödeyemeyecek kişiler içindi. Açıklaması için garsona teşekkür ettim ve doğduğum topraklardaki geleneğimizden ve bunun ezelden beri devam ettiğinden bahsettim. Bana pek inanmadı ama ben ona hem içtiğim kahvenin parasını hem de gelebilecek muhtaç bir Napolili için “askıda bir kahvenin” parasını ödedim. Bir süre sonra bizim fazla yemek yapma geleneğimizi, annemin “Allah’ın Hakkı” dediği bu olayı, Marakeş’te lokanta sahibi bir İspanyol arkadaşıma anlattım. Bunu duyunca çok etkilendi ve o da “Allah’ın hakkı” geleneğini uyguladı. Böylece kafedeki “askıda kahve”, lokantalarda “dayanışma yemeği”, fırınlarda “dayanışma ekmeği”, manavlarda “dayanışma meyve-sebzesi” ve benzeri dayanışma hareketlerine dönüştü…”

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYIN

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.