'Zorunlu aşı' için yasal düzenleme şart

Çin'in ürettiği Kovid-19 aşısının Türkiye'ye gelmesine sayılı günler kala, risk gruplarından başlamak üzere tüm toplumda 'zorunlu aşı' uygulamasının gerekliliği tartışması başladı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın 2 Aralık'ta yapılan Bilim Kurulu toplantısının ardından Çin'den gelecek aşının 11 Aralık'tan sonra Türkiye'de olacağı, aşıların gerekli kontrol ve izin süreçlerinden sonra öncelikli olarak sağlık çalışanları ve 65 yaş üstü vatandaşlar ile yaşlı, engelli, koruma evlerinde kalanlar gibi toplu ve kalabalık yerlerde yaşayan yetişkinlere yapılacağı belirtilmişti.

Bakan Koca da, aşı yaptırmanın zorunlu tutulmayacağını fakat vatandaşı ikna edecek bilgilendirmelerin yapılacağını ifade etti. Koca'nın açıklamasının ardından hekimler ve sağlık çalışanları ikiye bölündü. Sosyal medyaya da yansıyan bu tartışmada bazı hekimler 'sonuçlarını ve etkilerini' görmeden aşı yaptırmayacağını açıklarken, pek çok hekim de faz-3 aşamasından geçmiş aşıların hangi ülkeden geldiğine bakılmaksızın yaptırılması gerektiğine işaret etti.

Anayasanın 17. maddesinde, 'Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamayacağı' hüküm altına alınıyor. Anayasanın 13. maddesine göre de temel hak ve hürriyetler, yalnızca anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabiliyor.

Yani Türkiye'de herhangi bir nedenle 'zorunlu aşı' uygulamasının başlatılabilmesi, bu uygulamanın kanuna eklenmesi ile mümkün olabiliyor. Söz konusu yetkinin idare tarafından kullanılabilmesi için, bu yetkinin kim tarafından, nasıl ve ne şekilde, hangi amaçla kullanılacağını, kapsamını ve bireylerin buna karşı başvuru yollarını belirleyen kanuni bir düzenleme yapılması gerekiyor.

Türkiye'de 'zorunlu aşı uygulaması', 1930'da çıkarılmış, ancak çok fazla değişiklik geçirmeden günümüze gelmiş Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nda düzenlenirken, söz konusu yasada Türkiye'de yaşayan herkesin zorunlu aşılama kapsamına alınacağı tek aşının çiçek aşısı olduğu ifade ediliyor. Ancak 1977'den beri dünyada çiçek hastalığı görülmediğinden, 1980'den bu yana Türkiye'de çiçek aşısı uygulanmıyor.

Mevcut durumda bakanlığın herhangi bir hastalığa karşı 'zorunlu aşılama' programı bulunmuyor. Ancak, difteri, boğmaca, tetanoz, kızamık, tüberküloz, poliomiyelit, hepatit B, kızamıkçık, kabakulak, pnömokok ve heamophilus influenza Tip b enfeksiyonları, hepatit A ve suçiçeği hastalıklarına karşı ücretsiz olarak tüm çocukların aşılanması hedefleniyor.

Aşı yaptırmak istemeyen aileler ise 'hastalıklar hakkında bilgilendirildiği ve aydınlatıldığı halde kendi özgür iradesiyle çocuğunun aşısının yapılmasına izin vermediğini' beyan edebiliyor.

Türk Tabipleri Birliği'nin verilerine göre 2011'de 183 aile çocuğuna aşı yapılmasını reddederken bu rakam 2017 sonunda 23 bin aileye ulaştı.
2015 yılında ikiz bebeklerine zararlı olduğu gerekçesiyle aşı yaptırmak istemeyen Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Ayyayla hakkında, Ordu Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü tarafından, bebekler için sağlık önlemi uygulanması istemiyle dava açılmıştı. Bunun üzerine Ayyayla da bireysel hak ihlli ve aşı onam alınma zorunluluğu getirilmesi isteği ile idareyi mahkemeye vermişti. Davayı Ayyayla kazanırken, karar 2016'da Yargıtay tarafından da onanmıştı.

Anayasa Mahkemesi (AYM), 2015'te, çocuğuna aşı yaptırmak istemeyen Halime Sare Aysal isimli vatandaşın çocuğuyla ilgili sağlık tedbiri uygulanmasına karar verilmesini hak ihlli saymış; aşı konusundaki benzer bir diğer karar da Muhammed Ali Bayram'ın 2016'daki başvurusu üzerine verilmişti. AYM, kararlarının gerekçesinde 'ihll' kararlarını somut yasal norm eksikliğine dayandırırken, yasada olmayan bir hükümle kişilerin aşıya zorlanamayacağını belirtmişti.

Bakmadan Geçme