Yunus Türkoğlu

Penceremin Önündeyim

Yunus Türkoğlu

Dünya neşesiyle, kederiyle de geçecek, ömrümüz uzun olsa da, kısa olsa da bitecek. Kış geliyor bizim memlekete yavaş yavaş; toprak evlerin pencere önlerinde çay içme vaktidir. Hasretle bakılır kar yağan sokaklara, birkaç damla gözyaşı akar yanaklardan aşağı ve uzaklara süzülür bakışlar buğulu camlardan. Şimdi hatıralara, yüreklere gam vurma mevsimidir artık. Mazideki günler gelir insanın aklına sanki kalbinin sıkıştığını hissedersin sebepsiz yere, inan ki sebepsiz değildir. Zira ömür avuçtan uçup giden bir kuş misali, her gün akıp akıp gidiyor ve biz bir ara düşünüyoruz, oyalanıp duruyoruz. Bir kış daha fısıldıyor bizlere; değişen mevsimler şahit olsun eski günler güzeldi ve unutulmazdı. Nedir ki gün dediğin, ay dediğin, mevsim dediğin? Bir mevsim daha eksiliyor fani hayattan, hepsi bu işte. Fakirin kış geliyor diye yüzü gölgelenmesin, hadi gül, bak ne diyor bahar; “ölmedim daha ya birkaç ay sonra yine gelirim” diyor. Gereğinden fazla endişelenme…

Ve penceremin önündeyim bir gün daha bitti, akşam oldu dışarıda kar yağıyor. Gün battı, kalpler sustu ve sessizliğe büründü sokaklar. Kimi gideni, kimi gelecek olanı, kimi imkânsızı bekliyor! İmkânsızı bekleyen acaba ben miyim? Kalbim kırık, ruhum yorgun. Dışarıda yavaş yavaş yağan kar taneleri hüznümü derinleştiriyor. Yorulan ruhumun dinlenmesine ve huzur bulmasına kapı açan bu tahta penceredir inan. Aslında ne yaşarsan yaşa her şey dünde kalıyor. Yağan karlar kalbimizde saklı tuttuğumuz umutlarımızı yeniden filizlendirir ve kederlerimize merhem olur bir zaman… 

Gecenin sessizliğinde kalbinle baş başa kal. Mevsimler geçiyor, yeşilden sarıya, sarıdan kızıla, kızıldan gazele ve yağmurdan “kar”a sonrası aynı insan ömrü gibi. Dışarıda kar yağıyor, odamda soba gürül gürül yanarken çay demlendi belli, buram buram kokusu yayıldı etrafa. Dünya döner, ömür geçer… Ama izleri kalır geriye. Ve istekleri azaltacaksın, imkânları zorlamadan, bir şarkı mırıldanacaksın “Artık bülbül ötmüyor gül dolu penceremde…” Penceremin içinde çayım ve dışarıda kar var. Bu güzelliklere olan rızam yaratana olan sevdamdandır. Kaybetmeden sahip olduklarımızın kıymetini pek bilmiyoruz galiba, kerpiç evler ve pencereleri gibi mesela… “Penceresiz kaldım anne!”

Günler böyle böyle geçer de gider, her gün birine benzer… Bazen hayattan sıkılırsın ve ışıkları söndürür pencere içinde oturursun. Ve o an gelir; annem hedik koyar tabaklara, kavurga ise lengeride, çayı tazele yanına bir parça limon… Mevsimlerin kaderi hep aynıdır. Yaz kışı özler kış yazı. Arada ise hep elden kaçırırız o güzelim anları. Hakkıyla ne bu günü yaşar ne de yarınları. “ Bana bir yudum eski günlerin huzuru lazım.“ Dediğini duyar gibiyim. Hayat bazen gül, bazen diken gibidir bazen de dil beste… Yorgun olduğunu biliyorum, yaşadıklarının ağır geldiğini ve huzur aradığını biliyorum, her şey ayan beyan! Üzüntünü anlatmaya dilinin varmadığının da farkındayım. “ Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır...”- İnşirah Süresi- Sabret ve Rabbi ’ne yönel…

İçimde hüzünlü duygular saklıdır. Geceyle ve lapa lapa yağan karla, çerçevesi eskimiş penceremle paylaşsam bilmem kaybolur mu içimdeki derin hasretler. Kırk yıl önceki kışlar bir başka türlü geçerdi Van’da… Diz boyuna yükselen karlar, yürünmez yollar komşu illerle bağlantısı kesilmiş bir şehir…  O zamanların Van’ı bugünkünden çok daha güzeldi… Nerede duvarda asılı duran üzerlik, duvar halısı çiçekli perdeler? Hala taş plakları görünce tuhaf bir hüzne dalıp gidiyoruz. Hala kuzine sobayı özlüyoruz. Nedir acaba bu hayatın gerçek yanı? Ne anlatır yağan kar, ne söyler karanlık gece? Ne anlatır düşün bu fani hayat…

Selam ve dua ile…

Yazarın Diğer Yazıları