Yunus Türkoğlu

Bir Başka Açıdan Umre-2

Yunus Türkoğlu

Rebiyülevvel ayının dördüncü pazartesi günüydü; Allah Rasulü -Sallallahu aleyhi ve sellem- Kusva adlı devesine binmişti. Sevr mağarasından ayrılmış, yanında Ebubekir-i Sıddık,  kılavuz önlerinde Medine’ye doğru yola çıkmışlardı.

Âlemlerin Efendisi, Allah-ü Teâlâ’nın methettiği beldelerin en kıymetlisi olan Mekke-i mükerremeden, vatanından ayrılıyordu. Devesini Haremi Şerif’e doğru döndürüp mahzun bir halde;

“Vallahi! Sen, Allah-u Teâlâ’nın yarattığı yerlerin en hayırlısı; Rabbim katında en sevgili olanısın! Senden çıkarılmamış olsa idim, çıkmazdım. Bana, senden daha güzel, daha sevgili yurt yoktur!.. 

Bin bir zorlukla yapılan yolculuk esnasında garip hadiseler cereyan ediyordu. Bizlerde Medine’ye gitmek üzere otobüsümüze binip yola revan olduk. 1447 yıl sonrada olsa hep O’nun -Sallallahu aleyhi ve sellem- mübarek ayak izlerini aradık, bastığı yerlere yüzümüzü sürdük, gül kokusunu almaya çalıştık. 

Her yerde sen varsın Efendim!..

Medineli Müslümanlar Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye gelmek üzere yola çıktığını duymuşlar. Bunun için her gün sabah namazından sonra Harre mevkiine çıkarak öğlen sıcağı basıncaya kadar yolunu heyecan ve sabırsızlıkla bekliyorlardı.

Bir gün beyazlara bürünmüş birkaç kişinin çölün sıcaklığını, serap ve sisleri yara yara gelmekte olduğunu gördüler. Bunlar beklenen kutlu misafirlerdi. Bu müjdeli haber Medine sokaklarında duyuldu ve şehir bir anda bayram havasına büründü. Evet, insanlığa huzur ve saadet sunan zat geliyordu. Müslümanlar derhal silahlanıp o tarafa doğru hareket ettiler. Medine’ye bir saatlik mesafede olan Kuba köyünde O’na -Sallallahu aleyhi ve sellem- kavuştular, selamladılar ve nur saçan mübarek simasını temaşa ettiler…

Allah Resulü, Kuba’da on kusur gece kaldıktan sonra bir Cuma günü Medine’ye doğru hareket etti. Kasva adlı devesinin üzerindeydi. Peşinde Hz. Ebubekir, sağ ve solunda ise ana tarafından dayıları olan Neccar Oğullarından silahlı 100 kişi ile birçok Medineli Müslüman yer almıştı. Bu durum karşısında sevinç dalgaları şehrin her tarafını sarmıştı. Kadınlar, çocuklar okudukları şiirlerle manzaraya renk katıyorlardı…

“Veda yokuşundan doğdu dolunay bize…”

Bedir Savaşı’nın olduğu bölgedeyiz. Osman hocamız anlatıyor; “Dua ve ibadetle geçirilen gece, ilk şehidimiz, müşriklerin yere serilmesi, Peygamberimizin duası ve meleklerin yardıma gelmesi, Hz. Abbas’ın Müslüman olması, Ebu cehilin cehenneme gönderilmesi ve zafer Müslümanların…”

Ranuna bölgesindeyiz, Kuba Mescidi ve Mescid-i Kıbleteyn’de namaz kılma. İslam tarihinde büyük öneme sahip Uhud Dağı, Uhud Şehitliği, Okçular Tepesi, Melekler Tepe’sini ’ne ziyarette bulunma…

Başka bir açı:

Van’dan bir hanımefendi ablamız, yıllardır her Ramazan ayında umreye gidiyormuş. 40 gün kalıyor, bayram ertesi dönüyormuş. Bu durumu her zemin ve fırsatta insanlara anlatıyormuş! 

Kâbe’nin etrafında döndüğün gibi, fakir-fukara, dul-yetim ve miskinlerin evinin etrafında dolaştın mı? Neye ihtiyacınız var diye sordun mu? Haritadan İslam ülkeleri arasında say yapar gibi gidip geldin mi? Bu Ramazanda Gazze’de, Gine’de, Benin’de bir iftar sofrası kurmayı düşündün mü? Oruç tutuyorlar velakin iftarda yiyecek yemekleri, içecek suları yok... 

Bangladeş’te, Kamerun’da, Nijer ve Çat’ta su kuyusu açtırmayı düşün! Etiyopya’da Afganistan’da Kuran-ı Kerim bulamayan çocukları düşün! Van’da, İstanbul’da yatılı okuyan hafızlık öğrencilerini düşün!..

Medine’deyiz, Mescid-i Nebevi’nin dış kapısından giriş yapıyoruz. Sağımızda Gamame Mescidi, solumuzda Hz. Ebubekir ve Hz. Ali Mescitleri duruyor. Gözümüz yeşil kubbede, insan seli içinde ona doğru ilerliyoruz. Kalbimiz daha hızlı atmaya başladı, heyecan had safhada, gözlerimiz nemli, gönlümüz buruk… 

Bu kutlu belde ahirete açılan dünya penceresi, Ravza-i Mutahhara yani cennet bahçesi... Yeryüzünde cennet olduğu bildirilen başka bir mekân yoktur! Burada rüzgâr daha latif esiyor, gökyüzü daha mavi, kuşlar daha sessiz kanat çırpıyor

Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa, -Sallallahu aleyhi ve sellem- Allah-ü Teâlâ’nın habibi, yaratılmış bütün insanların, mahlûkatın her bakımdan en üstünü, en güzeli, en şereflisi olan. Rabbimin methettiği ve bütün insanlara ve cinne peygamber olarak seçip gönderdiği son ve en üstün peygamberin huzurundayız…

Uzun kuyruklar sonrası “Selamlama” yapıyoruz. İki rekât namaz ve dua. Ertesi gün alınan randevu saatinde “Cennet Bahçesi”ne giriş yine namaz ve dua… Mescid-i Nebevi’nin yakınında bulunan Cennetü’l Baki mezarlığını ziyaret, İhlaslar, Fatihalar…

O’nun -Sallallahu aleyhi ve sellem- izinde olabilmek, O’na yakın olabilmek duyguların en güzeli, O’nu sevmenin gayesi ve hiç ayrılmak istemeyeceğiniz dünyadaki yegâne yer, Mescid-i Nebi…

Selam ve dua ile…

Yazarın Diğer Yazıları