Ümran Öztürk

Ölen Çocuk, Öldüren Çocuk

Ümran Öztürk

Bugün sadece çocuk ölümlerini konuşmuyoruz.

Çocuk katillerini de konuşuyoruz.

 

Ölen de çocuk,

öldüren de çocuk.

 

Küçücük yaşta bıçakla dolaşan çocuklar…

Daha saklambaç oynaması gereken ellerde kesici aletler.

Daha defter kenarına kalp çizecek yaşta ölüm kararı verebilen çocuklar…

 

Bir zamanlar Ahmet Minguzzi’yi konuşmuştuk.

“Bir daha olmasın, bu son olsun” diye dua etmiştik.

Şimdi aynı acıyı bu kez Atlas için yaşıyoruz.

İsimler değişiyor, mezar taşları değişiyor ama hikâye değişmiyor.

 

Bu artık münferit bir suç değil.

Bu, bir toplumun çözülme fotoğrafıdır.

 

Bu çocuklar canavar olarak doğmadı.

Onlar bir toplumun aynasıdır.

 

Evde bağırarak konuşulan bir dil,

sokakta yumrukla çözülen anlaşmazlıklar,

ekranda kahramanlaştırılan şiddet,

sosyal medyada alkışlanan linç kültürü…

İşte bu çocukların mayasıdır.

 

Bir çocuk şiddeti “olağan” görerek büyürse,

bir gün onu “çözüm” sanır.

 

Bıçak artık bir korku nesnesi değil,

bir güç sembolü oldu.

Silah, bir oyun aksesuarı gibi dolaşıyor sokaklarda.

 

Bu bir mahalle meselesi değil sadece.

Bu, değerler sistemimizin iflasıdır.

Bu çocukların çoğunda ortak bir iz var:

Duygusal ihmal.

 

Anne baba hayatta ama çocuk yalnız.

Ev var ama güven yok.

Sofra var ama sohbet yok.

Disiplin var ama şefkat yok.

 

Bu çocuklar öfkeyi yönetmeyi öğrenmeden büyüyor.

Empati gelişmeden,

utanç duygusu oluşmadan,

sınır konulmadan…

 

Bir çocuk içindeki öfkeyi söze dökmeyi öğrenemezse,

onu bıçağa döker.

 

Bir çocuk karşısındakinin can taşıdığını hissedemezse,

öldürmeyi bir “anlık hata” sanır.

Bugün 13–14 yaşında bir çocuk birini öldürüyor, orada sadece bir suç değil,

yıllara yayılmış bir ihmal vardır.

 

Ne zaman böyle bir vahşet görsek,

aynı cümle kuruluyor:

“TV dizileri bozdu bu çocukları.”

 

Evet, şiddeti parlatan yapımlar masum değil.

Ama…

 

Bir çocuk vicdanı diziden öğrenmez.

Vicdan annenin ses tonundan,

babanın insanlara nasıl davrandığından,

evin içindeki dilden öğrenilir.

 

Dizi sadece fitili ateşler.

Barut evde birikmiştir.

Ahmet Minguzzi de bir çocuktu.

Atlas da bir çocuktu.

 

Onlar mezara girdi.

Onları öldüren çocuklar da hayatlarının en karanlık hücresine girdi.

Ve dışarı çıktıklarında,

daha tehlikeli bir boyuta girecekler.

Daha da acısı şu:

 

Onların geçtiği yollardan geçen,

onlara özenen başka çocuklar olacak.

Ve bu çocuklar, yanlış bir kahramanlık anlatısıyla alkışlanacak.

Kazanan yok.

Sadece kaybeden bir toplum var.

 

Biz çocuklara matematik, fizik öğretiyoruz

ama merhameti öğretmiyoruz.

 

Başarıyı ölçüyoruz

ama karakteri ölçmüyoruz.

Disiplini konuşuyoruz

ama duyguyu konuşmuyoruz.

 

Her yetişkin kendine şu soruyu sormalı:

“Benim dilim, benim öfkem, benim suskunluğum hangi çocuğun hayatını biraz daha kararttı, hangi aileyi biraz daha darmadağın etti?”

 

Ölen çocuklar bizim vicdanımızda gömülüyor.

Öldüren çocuklar bizim ihmalimizin ürünüdür.

 

Bugün ölen çocuklar için sadece üzülürsek,

yarın bu ölümlere alışmak zorunda kalacağız.

Yazarın Diğer Yazıları