Bir fotoğrafın hikayesi
Ümran Öztürk
Bir fotoğrafın hikayesiydi belki de bana bu mısraları yazdıran bu Kasım sabahında. Bazen mısralar da yetmez hayalleri anlatmaya. Ama ben hayallerine inanların taifesindenim.
Gördüğüm bomboş bir sokaktı bu fotoğrafta. Ben o sokağı zihnimde, yüreğimde doldurdum. Adım attım dolaştım hayalimde. Yürüdüm, ıslandım hatta yalnızlıktan üşüdüm bile. Oysa ne çok isterdim karlı bir kış günü ellerimin ceplerim yerine ellerinde olmasını. Avucunda ısıtmaktı isteğim parmaklarımı. Ne çok isterdim soğuk bir kış gecesi bir bardak çayın keyfini birlikte sürmeyi ve aynı nakaratta buluşmayı bir türküde.
Bir kasım patının aniden patlayan hikayesi gibiydi bu fotoğraf.
Ve usulca fotoğrafı doldurmaya başladım. Sokağa seni koydum, beni koydum birde baktık ki sokak biz olmuş.
Zamansız gelen bir sevda gibi soğuk kış gününde bolluk, sıcaklık hissi veren bu çiçeği bir fotoğraf karesinde birleştirdim.
Hazan papatyası dedim ona yani Kasımpatı. Ben mi ona ayarlıydım o mu bana. Her neyse belki de zamanından çok geç geldi hüznün çiçeği. Mutluluk ve acıyı aynı anda içinde barındıran çiçeklerin en kırılgan güzelliğe sahip olanı. En çok gözlerinde hüznü taşıyan kadınları anlatıyor, bazen de umutsuz bir aşkın sahibi bir erkeği ikisi de yüreğinde taşıdığı gizli bir acıyı, en olmadık gidişleri, en ağır ayrılıkları yaşarken, en beklenmedik bir anda patlayıveriyor umudun çiçeği, hazan papatyası .
Kasım ayında patlayıveren çiçekleri, ansızın kapınıza gelen aşkı, beklenmedik mutluluğu, geleceğe dair umudu temsil eder.
Kırılganlığına inat kasvetli bir sonbahar akşamında insanın içini aydınlatan, yüzünde gülümsemelerle, sevgiyi, paylaşmayı, sabretmeyi öğreten bir o kadar dirençli, cesur ve kararlı. Tüm çiçeklerin solup yaprak döktüğünde ortaya çıkan, umutların bitmediğini müjdeleyen;
O bir Gül gibi, Lale gibi dayanıksız nazlı değil. O dimdik ayakta duran, zorluklardan yılmadan bıkmadan hayallerden, umutlardan vazgeçmeden toprağına, suyuna ufacık bir dokunuşla çoğalan renk renk açan pırıl prıl parlayan bir bütünün simgesi.
O bütünün içinde kendimizi ararken yolumuza çıkan çiçeklerin en asili kasımpatı zihnimdeki fotoğrafa ne de yakıştı…
ÖZGÜRLÜK İÇİN
Umuda gülümseyen mısralarımız vardı
Her defasında hece hece yazdığımız
Her takvim yaprağını çevirdikçe
Kök saldık, bir avuç yıldız olduk
Gün geldi gökyüzünde dolunay
Bazen Okyanusta fırtına
Kurak topraklarda nehir olduk çağladık
Yeşerttik çatlak toprakları
Serin bir meltem sabahı
Güneşi avuçladık.
Yağmur yemiş toprak misali
Yeniden harmanlandık
Dem tuttuk umutla,aşkla,sevgiyle
Bir avuç güneş, bir yudum su olduk
Özgürlük için.
Ümran Öztürk