Zincirli Kaya
Ümit Kayaçelebi
Sultan Murat Bağdat seferine giderken (O devirde her ağa sefere iştirak edermiş.)Kemaliye’nin Bahçe mahallesinde ikamet eden Zülfikar Ağa ve 600 süvarisi ile Fethiye (Hasan Darlık)’la beraber buluşmuş. Orduya ait kolağası gelerek, Sultan Murad’ a ordunun ne ile besleneceğini sormuş. Padişah cevap vermeden, Zülfikar Ağa söze karışarak kendi getirdiği hayvanlardan altı öküzün kesilmesini kolağasına söyleyince padişah sinirlenmiş: “ Ağam ben varken size düşmediğini gerek ki bileydin.” demiş. Zülfikar Ağa da: “Sultanım biz kendi emeğimizden getirdiğimiz iaşeyi sarf edilmesini diledik. Bir yerden kele pür edilmemiştir.’’ demiş. Bağdat Seferi yapılmış, dönüşlerinde yine Hasanbadireği yani evvelce sefere katıldıkları yere gelmişler. Zülfikar Ağa padişaha veda ederek ayrılmak istemiş. Zülfikar Ağa’nın fedakârlığına memnun olan padişah: ‘’Ne dileğim var ise iste benden.’’ demiş. Zülfikar Ağa: “Önce sağlığınızı, sonra da bu belde de bir subaşı var. Oraya yani ikincisinde (Eğin) de. Bir şehir kurmak istiyorum. Buranın irade-i seniyyesini ve kuruluş mazbatasının verilmesini istiyorum.’’ demiş. Padişah hemen kabul ederek şehrin kurulmasındaki muvaffakiyetini bildiren fermanı vermiş.
Bahçe mahallesine dönen Zülfikar Ağa Kadıgölü mezrası civarına evler yaptırarak şehri kurmaya başlamış. Fakat dağın tam ortasından, Evlerin üst kısmında altı boş olan her an evlerin üzerine düşmesi mümkün olan şimdiki Zincirli Kaya onu korkutuyormuş. Durum padişaha bildirilmiş. Padişah iki mimarını göndererek tehlikenin izale edilmesini emretmiş. Gelen mimarlar, bu kayanın altına kuru bir duvar ördürülerek tehlikeyi gidermişler. Mimarlara kayanın tehlikesinin ne suretle önlendiği sorulduğunda ‘’Biz onu öyle tahtı-ı temine aldık ki; zincirle bağladık.’’ Demişler. O andan itibaren bu kayanın adı ‘’Zincirli Kaya ‘’ olarak söylenir
Hatt-ı zatında zincir falan yoktur. Yalnız ön tarafında duvar çekilidir. Mimarlar onu kinaye olarak söylemişler ki : ‘’Biz onu zincirle bağladık.’’ demek istemişler. Efsanede olağanüstü hiçbir şey yoktur. Hadise tamamen gerçek bir hikayedir. Mimarların kinayeli olarak ’’ Zincirle bağladık’’ sözleri daha sonra yöre halkı tarafından zincirle bağlandı inancı hakim olmuştur.
KIRKLAR TEPESİ
Kırklar Tepesi’nde kırk şehit yattığını hemen hemen herkes bilmektedir. Ancak buraya ne zaman gelip, ne şehit oldukları bilinmemekle birlikte halk tarafından mübarek sayılarak ziyaret edilir.
Rivayete göre burada kırk şehit yatarmış. Her şehidin bir gözesi varmış. Yani kırk şehide kırk göze hak tarafından verilmiş. Her şehit kendi gözesinde abdest alıp Huda’ya niyazda bulunurmuş.
Erzincan ovasının bir kısmı göl imiş. Adı geçen gözeler Kırklar Tepesi’nin ön kısmında olup ayaklara göle bakarmış. Daha sonraları depremler ve jeolojik sebeplerden dolayı Kemah Boğazı’nda açılma olmuş ve gölün suları çekilmiş.
Bundan sonra Han Deresi’nden gelen seller ile gözeler kum, çakıl altında kalarak kaybolmuş. Kırkların kırk gözesine Günebakan Gözeleri de denir. Kaybolan bu gözelerin ayakları Erzincan’ın güneyindeki çayırlar da çıkmış. Bu gözenin adına Cenabet Gözesi denmektedir. Asıl Günebakan Gözesidir.
Kırklar hakkında Hafız Ömer tarafından yazılan bir şiirde: Kendisinin Kırklara hizmet ettiğini, onların nasıl ibadet ettiklerini gördüğünü yazmaktadır. Kur’an okuduktan sonra acıktıklarını ve bir sofra istediklerini ondan sonra gaipten sonra bir sofra geldiğini üzerindeki yemeklerin dünya nimetlerine pek benzemediğini belirtmiştir. Ayrıca Kırkların on üçer kişilik üç sofrada olup yemeğe oturduklarını yemeklerin yeşil çini tabaklarda geldiğini de söylemektedir. Yemeklerin dokuz kap olduğunu işaret eden şiir türbelerin yapılmasına müsaade etmediklerini türbesiz şehit olduklarını belirtmektedir. Yavuz Sultan Selim Kırklar’a türbe yaptırmış. Ertesi gün türbenin çatısını bir tarafa taşların bir tarafa savrulduğu söylenmektedir.
Erzincan’da son yatan başka bir şehit Sultan Seydi’nin de Kırklar ile beraber olduğu, onların toplantılarında olduğu söylenmektedir.
Kaynak: Dr. Öğr. Üyesi Ruhi Kara