Yarım Kalmışlığın Hikayesi: Köy Enstitüleri
Ümit Kayaçelebi
Her sistem eksikleriyle doğar ve süregelen zaman içerisinde bu eksiklikler giderilir. Eksiklik sistemlerin değişmeyen ve en önemli parçasıdır. Bu sebepten ötürü güncellenerek gelişir ve yoluna güçlenerek devam eder. Eksiksiz bir sistem yaratmak mümkün olmamakla beraber asla doğal da değildir. Önemli olan eksikliği tespit edip gidermektir. Biz Köy Enstitülerinin eksiklerini tespit edebilmiş miydik? Yoksa fazlaları mı bizi rahatsız etmişti? Tespit edilenlerin eksiklikler olmadığı aşikârdı. Neydi o zaman bu tespit edilenler?
Köy Enstitülerinin Kapatılma Süreci
1940’lı yılların ortasına geldiğimiz de tüm dünyayı kasıp kavuran savaş bitmişti, dünya barışa kavuştuğunda Türkiye’de yeni bir savaş patlak vermişti: Bilim ile cehaletin savaşı. Saymakla bitmeyecek kadar faydası olan enstitüler artık ülkemizde tartışılır hale gelmişti. Enstitülerin hiç mi eksiği yoktu? Elbette ki vardı. Eğitmenler yeterli değildi, uygulamaları eğitimleri gerçekleştirecek yeterli alan ve alet edevat yoktu, yurt derslik sayısı yetmiyordu… O günlerde ise bunların hiçbirisi konuşulmuyordu ne yazık ki. İnsanların konuştuğu burada sosyalizm öğretildiği, gelenek görenekten uzak bir şekilde öğrenci yetiştirildiği, en önemlisi ise karma ve yatılı eğitim yapılan enstitülerin fuhuş yuvası haline geldiği iddiasıydı. Peki, asıl kapatılma nedeni bunlar mıydı?
Dönemin ve bölgenin güçlü aktörlerinden biri olan Kinyas Kartal Van yöresinde 258 köyü olan toprak ağasıdır. Köy Enstitülerinin; cehaletin kör karanlığını, bilimin ışığında nasıl da yok etmeye çalıştığını kendisi şöyle açıklıyor: ‘Bunların komünistlikle bir ilgileri yoktur, benim kadar bilmezler. Köylülerim devlet kapısı bilmezler, okuma yazma bilmezler tüm işlerini benim adamlarım yapar bunun karşılığında da paralarını alırlar. Bir gün köylerimden ikisine Akçadağ Köy Enstitüsü çıkışlı iki öğretmen geldi çok değil altı ay sonra köylülerim bana biat etmekten çıktılar. Eğer bu enstitüler on yıl daha devam etse ağalık ölecekti. Diyeceksiniz ki köylülerin uyanmasını istemez misin? İsterim ama sağlığımda ağalığın öldüğünü de görmek istemem. İşte bunun üzerine Demokrat Parti ile pazarlık yaptık. Enstitüleri kapatırsanız oy vereceğiz dedik. Söz verdiler oyumuzu verdik. Köy Enstitülerini kapattırdık.’
Kinyas Kartal cehalet taşlarıyla döşediği ağalık sisteminin en büyük düşmanı olan eğitim ve öğretimi, gücüyle işte böyle engellemişti. Köy Enstitüsünden mezun olmuş, köylere tahtadan yaptıkları bavulun içine yine kendi yapmış oldukları pantolon, gömleklerini koyup belki de beş parasız giden öğrenciler; bir köy ağasının cehaletle etrafını çevirdiği köyleri kısa zaman içinde böyle aydınlattılar. Bu aydınlık ağaların gözünü rahatsız etmişti. Kinyas Kartal tek değildi ülkedeki çoğu toprak ağası da onun gibi düşünüyordu. Gücü olan ve Köy Enstitüleri tarafından çıkarları zedelenen herkes topyekûn bir şekilde enstitülerin karşısında toplanmıştı.
İkici Dünya Savaşının bitmesiyle dünya ikiye ayrılmıştı, dönemin popüler deyimiyle demir perde inmişti. Ya ABD’nin ya da SSCB’nin yanında yer alıyordu dünya devletleri. Jeopolitik konumumuz itibariyle bir tarafta yer almak mecburiyetti bizim için. SSCB’nin maddi isteklerine karşı Türkiye ABD saflarında konuşlanmıştı. ABD’nin istekleri ise maddi değil maneviydi. Bu isteklerin başında ise bir ordu olarak gördükleri enstitülerin kapatılması geliyordu. Bu istek dönemin Milli Şef önderliğindeki CHP hükümetini zor durumda bırakıyordu.
Enstitüleri en çok etkileyen olaylardan biri de 1946 seçimleridir. Türkiye Cumhuriyeti daha önce denediği ama geçemediği çok partili yaşama nihayet geçmiş, ilk seçim yapılmış ve Demokrat Parti sandıktan muhalefet partisi olarak çıkmıştı. Demokrat Parti, halkın bağnaz ve cahil kesimini arkasına alarak Köy Enstitülerine karşı şiddetli bir muhalefet yapmaya başladı. Başta esnaflar olmak üzere halkın bir kısmı da eskisi gibi destek vermiyordu enstitülere. Kurulduklarında dışa bağlı olan ve her şeyini esnaftan alan enstitüler artık her şeyini kendisi üretir olmuştu. Kendi tarlası, ahırı, kümesi, berberi, fırını, kantini, terzisi olan enstitüleri halk eskisi gibi desteklemiyordu çünkü çıkar ilişkileri zedelenmişti. Hatta halkın bir kısmı iftiralara da başlamıştı.
O dönemlerde bir gün Beşikdüzü’nde sahilde kuma gömülen, yeni doğmuş bir bebek cesedi bulunmuştu. Fısıltı gazetesi bu haberi duyunca hemen mesaiye başlamış ve halk arasında ‘Enstitüde doğan bebeği gömdüler. Burada fuhuş yapılıyor.’ gibi söylentiler çıkarmıştı. Olayın aslı kısa bir zaman içinde ortaya çıktı. Uzak köylerden doğum yapmak için Beşikdüzü’ndeki ebeye gelen bir kadın, bebeği ölü doğunca köyü uzak olduğu için geri götürmemiş sahile gömmüştü. Zaman geçtikçe dalgayla, rüzgârla açığa çıkmıştı gömülen bebek. Olayın gerçeği buydu ama hala daha söylentiler devam ediyordu. ‘Dereler bebek doldu, doğurup doğurup dereye bırakıyorlar. Geceleri bebek ağlamasından uyuyamıyoruz.’ gibi iftiraların ardı arkası kesilmiyordu. Cahil insan böyledir gerçekler ortadayken gözlerini yumar, kulaklarını kapatır ve ağzından sadece zehir fışkırır.
CHP içerisinde bulunan ve enstitülerin ateşli bir savunucusu haline gelmiş kimi isimler de hem CHP içinde hem CHP dışında muhalif hareketlere başlamıştı. Enstitü aleyhine girişimlerde bulunuyor, muhalefetin halk desteğiyle elde ettiği enstitü aleyhtarlığına büyük destek veriyorlardı. Aydınlığa karşı bir savaş başlamıştı ve enstitünün kurucu babaları bu savaşta artık yalnızdı. Enstitüler, ilk sarsıntıyı artık baskılara dayanamayıp istifa eden dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’le yaşadılar. Milli Şef millete bırakacağı iki eserden biri olarak gösterdiği Köy Enstitüleriyle ilgili önemli bir karar verme aşamasındaydı. Hem parti içinden hem muhalefetten ve muhalefetin örgütlediği halktan gelen baskılara daha fazla dayanamamış İsmail Hakkı Tonguç’u namı diğer Tonguç Baba’yı görevden almıştı. Köy Enstitüleri artık yetim kalmıştı. Wendell Willkie tarafından bir orduya benzetilen enstitüler, cehaletle giriştikleri savaşta en büyük komutanlarını kaybetmişlerdi. Enstitüler komutanlarından yoksun devam ettikleri bu savaşta giderek kan kaybediyor ve kaçınılmaz sona doğru yaklaşıyordu.
Değişen bakanlarla, müdürlerle beraber artık enstitüler de değişti. Klasik okullardan en büyük farkları olan uygulamalı eğitimler kaldırıldı. Enstitüler yavaş yavaş işlevsiz bir hale getirildi. Artık geziler yapılmıyor, okuldaki her öğrenci bir enstrüman çalmıyordu. Enstitülerin artık diğer okullardan bir farkı kalmamıştı. Enstitüler, 1954 yılına gelindiğinde ise Adnan Menderes önderliğindeki Demokrat Parti tarafından resmen kapatıldı. Cehalet, bilimi bu savaşta ne yazık ki mağlup etmişti.
Beşikdüzü Köy Enstitüsünün Son Kalıntıları
Bir kapısı Karadeniz’e açılan Beşikdüzü Köy Enstitüsü de diğer enstitüler gibi kapatılmıştı. Kapatılan enstitüler yollarına kız yatılı veya erkek yatılı Öğretmen Okulu olarak devam etti. Uzun yıllar boyu kız yatılı Öğretmen Okulu olarak hizmet veren okul bugünlerde ise Fen Lisesi olarak hizmet vermektedir. Öğretmen Okulu olduğunda da yine kendi bünyesinde bazı uygulamalı ders kültürüne sahip çıkmaya çalışıp bunu devam ettirmeye çalışsa da uzun yıllar sürmedi. Köy Enstitüsü yavaş yavaş siliniyordu Beşikdüzü’nden.
2016 yılına geldiğimizde ise dönemin Belediye Başkanı eski Beşikdüzü Köy Enstitüsü binalarını yıkarak bu durumu ‘Ahırları yıktık.’ diyerek paylaştı sosyal medyada. Bir zamanların güzide eğitim kurumlarını, döneminin eğitim ve öğretim meşalesini taşıyan Trabzon’un aydınlık yüzü Köy Enstitüsünün binalarını ahıra benzetenler o binalara baktığında kendi köhne zihinlerinin yansımasından başka bir şey görmemişlerdir. O binaları ahıra benzetenlerin, zamanında kapatılması için mücadele veren cehalet tasmasını boynuna geçirmiş kişilerden de bir farkı yoktur.
Dönemin Belediye Başkanı bununla da yetinmedi. Mazisi Köy Enstitüsüne dayanan; özellikle yaz aylarında insanların ortasındaki küçük fıskiyenin sesiyle huzur bulduğu, asma yapraklarının ve asırlık ağaçların gölgesi altında serinlerken çayını limonatasını içtiği, nefes aldığı, dinlendiği bir yer olan Beşikdüzü Köy Enstitüsü Parkı bir kandil gecesi tepki çekmemek için herkes camideyken yıkıldı ve yerine TOKİ binaları yapıldı. Beşikdüzü Köy Enstitüsünün son kalıntıları üzücü bir şekilde ilçeden ve tarihten silinmeye çalışılırken yıkılış süreci sayesinde onların ummadığı bir şekilde hafızalarımızda daha da güçlenmeye devam etti.
Köy Enstitülerini bir binadan ibaret sanmak zamanında bu enstitüleri kapatmak için mücadele verenlerle aynı tarihi yanılgıya düşmektir. Köy Enstitüleri bir felsefedir. Bu toprakların mayasında yetişen çocukların yine bu topraklara hizmet etmesini amaçlayan, bilimi ülkenin her yerine götürmeyi hedeflemiş, toplumsal kalkınmayı ilke edinmiş bir felsefe… Kurumları kapatarak, isimleri değiştirerek, binaları yıkarak Köy Enstitülerini bitiremezsiniz, biz bu felsefeye sahip çıktığımız sürece devam edecek.
Sonuç
Bedri Rahmi Eyüboğlu bir şiirinde: ‘Ne şu ne busun/ Oğlum Mernuş / Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.’ der. Köy Enstitüleri, sonradan büyük bir filo haline gelecek kaçırdığımız otobüslerin ilklerinden biridir. Köy Enstitüleri; bir toplumu tümüyle kalkındırmayı, bilimin meşalesini köylerde yakmayı amaçlayan ve bunu kendi evlatlarıyla yapmaya çalışmış bir eğitim kurumudur. Köy Enstitüleri kısacık hayatında bile Türk Edebiyatına Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mahmut Makal başta olmak üzere birçok yazar, vatana ise binlerce toplum eğitmeni kazandırdı. Köy Enstitüleri bu topraklara sayamayacak kadar çok fayda sağladı. Hiçbir iyiliğin cezasız kalmadığı ülkemizde onlar da cezalarını kapatılarak çektiler.
Bilim dinamiktir, devam eden süre içerisinde ortaya çıkan yeni keşiflerle kendini yeniler, yanlışları varsa düzeltir, eksikleri varsa kapatır. Cehalet ise hep aynıdır 80 yıl önce, 500 yıl önce, 1000 yıl önce fikirleri neyse bugün ki zikirleri de odur. Kendi çıkarı zedeleniyor diye aydınlığın önünü kesenler, doğrular ortadayken iftira atanalar, bir kız ve erkeğin eğitim için bile olsa bir araya geldiklerinde aklına ilk fuhuş suçlaması gelenler cehalete hizmet eden kimselerdir.
Bilimin aydınlattığı yolu kendisine rota edinmiş, Köy Enstitüsü felsefesini benimseyen biz Atatürkçü gençlerin bu güruhla olan savaşı ilelebet devam edecektir.
Kaynak; ENSAR NEZİROĞLU,
https://www.ayamfolklor.com/yarim-kalmisligin-hikayesi-koy-enstituleri