Türkiye efsaneleri 3
Ümit Kayaçelebi
Hatay Harbiye Şelaleler
Dafne adında bir kız varmış. Bu kız çok güzelmiş.Bir kral onu görünce çok beğenmiş.Ama kız onu hiç sevmezmiş.Adam hep Dafne'nin peşinden gitmiş.Dafne de ondan hep kaçmış.Bir gün adam kızı kovalarken kız kaçabildiğince kaçmış.Ama kaçtığı yerin sonu uçurummuş.Dafne bunu görünce ALLAH'A ''ALLAH'ım ne olur beni bu çirkin adama verme '' diye yalvarmış.O kadar ağlamış ki gözyaşları şelale olmuş ve Dafne ağaca dönüşmüş.
KASTAMONU KALESİ
Kastamonu daha Türkler tarafından fethedilmeden önce Kastamonu başka milletinmiş kralın çok güzel Moni adında bir kızı varmış bu kız Türklerden bir askere aşık olmuş ve Türk askeri ondan kalelerinin anahtarını istemiş çünkü Türkler Kastamonu’yu almak istiyorlarmış ve kalenin anahtarını aldıklarında da hemen kaleye girip kaleyi fethedeceklermiş ve prenses Türk askerine o kadar aşık olmuş ki kalenin anahtarını kaleden Türk askerine atmış askerler hemen saldırıya geçmiş babası Türk askerlerine anahtarı atanın Moni olduğunu duyunca o kadar kızmış ki onu kaleden dereye atıvermiş ve Türkler kaleyi fethetmişler buranın adı Kastamonu değilmiş yani eski adının ne olduğu bilinmiyor ama Türkler bu kaleye isim bulurken yeni kralın aklına bir fikir gelmiş kral Moniyi dereye atarken kastın neydi Monii!!! diye bağırmış ve yeni kral buradan yola çıkarak Kastınmoni koymuş adını bu ad zaman geçtikçe Kastenmoni, Kastamoni,ve sonra şimdiki adıyla (Kastamonu) olmuş
KIZ KULESİ
İstanbul’un simgelerinden harika bir görsel şölene sahip bu muhteşem tarihi yapı hakkında sizlere bilgi vermeye çalışacağım.İstanbul Boğazı girişinde inaş edilmiş gözetleme kulesi,deniz feneri amaçlı kullanılmıştır. Elbette günümüze kadar gelebilmesi için birtakım bakım,onarım ve restorasyon işlemlerine maruz kalmıştır. Lokanta ve balkonuyla İstanbulda da halka arz edilmektedir. Aşkların, sevdanın bir sembolü olarak belirtilen Kız Kulesi filmlere ve birçok hikayeye edebiyatın birçok alanına adını yazdırmayı başarmıştır.
Tarihte birçok efsaneye de yer vermiştir bu tarihi yapı, en çok bilineni ile başlamak istiyorum. Kehanete göre krala kızının 18’ine bastığında bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral denizin orta yerine bu kuleyi inşa ederek çaresizce kızını buraya kapatır. Hatta ve hatta yılan tehlikesine karşı birçok önlem alınır. Bir gün Kral’ın kızı hastalanır, ateşlenir ve yataklara düşer bunun üzerine tüm hekimler seferber olur ancak çare bulunamaz en sonunda bir hekim Kral’ın kızını iyileştirir ve Kral o günü bayram ilan eder kutlamalar, törenler ardı arkası kesilmez.Kuleye gönderilen üzüm sepeti hesaba katılmamıştır bu sepetin içinde küçük bir yılan vardır ve Kral’ın kızını sokar ve söylenenler çıkmış Kral’ın kızı ölmüştür. Kral kızına Ayasofya’nın üzerinde bir tabut yaptırmıştır ve rivayete göre yılanın kızı hala rahatsız ettiği söylenmektedir.
M.Ö 341 yılına dayanmaktadır bu mimari yapılanmanın başlangıcı ilk olarak gümrük kontrol noktası olarak kullanılmıştır daha sonraları birçok kişiye ev sahipliği yapan bu yapılanma Osmanlı döneminde savunma kalesi olarak kullanılırken 1453’ten sonra birçok gösteri ve şölenlere de eşlik etmiştir. Osmanlı döneminin çöküş döneminde savunma rahata kavuştuğu dönemlerde ise eğlence ve gösteri amaçlı kullanılan bu kulenin bir efsanesi ise kaybeden aşıklardır.Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkı anlatılır bu efsanede,Hero Afrodit’in rahibelerindendir ve aşka tövbelidir.Uzun zaman sonra Afrodit’in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleyi terk eder ve orada Leandros ile karşılaşır. Bu iki genç birbirine aşık olur ve gizli gizli buluşurlar ve görüşürler. Yağmurlu bir kış gününde yüzerek sevdiğine ulaşmaya çalışan Leandros serin sulara gömülerek hayatını kaybeder bunun üzerine Hero’da Kızkulesinden atlayarak acısını sona erdirir. Bu hikaye ile birlikte Kız Kulesi kavuşamayanların uğrak yeri olarak bilinir.
PERİ BACALARI
Orak mevsimindelermiş yaşlı çiftçi tarlasındaki ekinini toplamak için şafak vakti gitmek istemiş. Fakat, bir türlü yatağından kalkacak gücü bulamamış. Sürünerek kulübesinin önüne kadar gitmiş ve kendi kendine “ yazık oldu emeğime, yel savuracak, kuşlar gagalayacak” demiş. Akşam vaktine kadar kulübenin önünde kalakalmış. Birden peribacalarından elleri ışıklı birçok adamın dışarıya çıktıklarını görmüş. Hepsi birden çiftçinin tarlasına doluşmuşlar. Hemen işe koyularak ekinleri toplamışlar ve harmana taşımışlar. Şafak vakti yaklaşmışken onlar da birden ortadan kaybolmuşlar.Tekrar akşam olunca, ellerinde ışıkları olan bu adamlar yani periler yine işe koyulmuşlar. Ekinleri dövüp savurmuşlar ve tepe gibi yığmışlar. Şafak sökerken de yine ortadan kaybolmuşlar. Çiftçi bir gayretle köyden çuvallar almış ve harmanlanan ekinlerin yanına bırakmış. Akşam olunca da periler gelmişler ve çuvalları doldurarak köye taşımışlar. Sonra da ambar deliğinden içeri dökmüşler.Periler, yaşlı çiftçinin her yılki ekinlerini periler ekmiş ve biçmişler. Bu çalışkan ve becerikli çiftçinin elini sıcak sudan soğuk suya sokturmamışlar. Ama, diğer köylüler bunca işi bu yaşlı adamın yaptığına bir türlü akıl sır erdirememişler. O da kimseye bir şey anlatmamış ve ölünceye kadar rahatlık ve bolluk içinde yaşamış.
ŞAHMARAN EFSANESİ
Binlerce yıl önce yedi katlı yeraltında Tarsus'ta yaşayan yılanlar varmış. Meran adı verilen bu yılanlar, gerçekten akıllı ve şefkatli imiş. Onlar barış içinde yaşarlarmış. Meranların kraliçesine Şahmeran denirmiş. O genç ve güzel bir kadınmış. Efsaneye göre, Şahmeranı gören ilk insan Cemşab olmuş. O, geçimi için odun satan fakir bir ailenin oğluydu. Bir gün Cemşab ve arkadaşları bal dolu bir mağara keşfederler Balı çıkarmak için Cemşab'ı aşağıya indiren arkadaşları, paylarına daha çok bal düşmesi için onu orada bırakıp kaçarlar. Cemşab mağarada bir delik görür ve buradan ışık sızdığını farkeder. Cebindeki bıçak ile deliği büyütünce, ömründe görmediği kadar güzel bir bahçeye girer. Bu bahçede eşi benzeri olmayan çiçekler ve bir havuz ile pek çok yılan görür. Havuzun başındaki tahtta süt beyaz vücutlu bir yılan oturmaktadır. Şahmeran'ın güvenini kazanan Cemşab uzun yıllar bu bahçede yaşar. Yıllar sonra, ailesini çok özlediğini söyleyip gitmek için yalvarır. Bunun üzerine Şahmeran da kendisini salıvereceğini, ancak yerini kimseye söylemeyeceğine dair söz vermesini ister. Şahmeran'a söz verip ailesine kavuşan Cemşab uzun yıllar verdiği sözde durarak Şahmeran'ın yerini kimseye söylememiş. Bir gün ülkenin padişahı hastalanmış. Vezir, hastalığın çaresinin Şahmeran'ın etini yemek olduğunu söylemiş ve her yere haber salınmış. Cemşab kuyunun yerini gösterince Şahmeran bulunup dışarı çıkarılmış. Şahmeran Cemşab'a "Beni toprak çanakta kaynatıp suyumu Vezire içir, etimi de Padişaha yedir" demiş. Böylece Vezir ölmüş Padişah da iyileşip Cemşab'ı veziri yapmış. Efsaneye göre Şahmeran'ın öldürüldüğünü yılanlar o günden beri bilmemektedirler. Tarsus'un, Şahmeran'ın öldürüldüğünü öğrenen yılanlar tarafından bir gün istila edileceği rivayet edilir
Kaynak: Mınco