Ümit Kayaçelebi

Türkiye Efsaneleri 1

Ümit Kayaçelebi

Çemberlitaş Geyik Efsanesi

Bundan çok çok uzun zaman evvel bir kral yaşarmış bu topraklarda. I.Konstantin. Bilinir ki bu kral, Çemberlitaş'ta büyük bir sütun üzerine, heybetli bir heykel diktirmiştir. Tanrı Apollo'nun heykeli. Bugün baktığımızda sütun hala yerli yerindedir ancak kaidenin üzeri boştur. Ne Apollo'nun ne de başka bir şeyin heykeli yer alır artık burada. Söylenene göre her gün bu heykeli gören Konstantin'in bir süre sonra canı sıkılır olmuş. Tanrıların heybetiyle yarışabilecek, kendini ölümsüzleştirebilecek bir şey arayışına girmiş. Ve o karanlık zamanlarda, kendine ülkesinin en yetenekli heykeltraşını bulmuş. Önce Apollo'nun heykeli sökülmüş yerinden. Ancak o kadar uzun ve zahmetli olmuş ki bu iş, herkes aslında kralın tanrının gazabını üzerine çekmeye başlayacağını düşünmeye başlamış. Günler sonra boş kaidenin üzerine Konstanin'in kendi heykeli dikilmiş. Ancak Konstantin bunu yaparak Apollo'nun tepkisini üzerine çekeceğini fark etmiş ve bir anlaşma yapmış. Hera ile. Zeus'un karısı hera, ondan adak istemiş. Anlaşmaya göre her 22 şubatta Konstantin, Hera adına 22 tane geyik sunacakmış. Konstantin başta bu anlaşmaya harfiyen uymuş. Ancak bir gün doğum gününde bu ritüeli gerçekleştirmeyi unutmuş. Ertesi gün Konstantin ölü bulunmuş tam sütunun dibinde. Ve heykel gece, üzerine bir yıldırım düşünce paramparça olmuş aynı Konstantin gibi. Denir ki bunun sebebi o geyiklerin kurban edilmeyişidir. O geyikler Konstantin'i Apollo'nun lanetinden koruma görevi üstlenmiştir. Ancak Konstantin bunu unutunca onu kimse koruyamaz olmuş. Şimdi Konstantin'in ölümünden yüzyıllar sonra, yine 22 şubat yaklaşırken ne olacak? Bizim geyiklerimiz nerede dersiniz?

Ekleyen/Kaynak: Halil Mutludoğan

Kırkpınara Adını Veren Kırk Yiğit Efsanesi

Bir gün 40 yiğit bir çayırlığa çıkmışlar biraz dinlendikten sonra içlerinden birisi "Gelin güreş tutalım demiş"diyer 39’u ise "güreşelim" demişler.Çabucak eşleşmişler "ya Allah" deyip güreşmeye başlamışlar.Fakat kimse kimseyi yenemiyormuş hepsinin gücü eşitmiş.2 gün boyunca sürekli güreşmişler aç susuz.Sonunda herkes yerlere serilip kalmış.Hiçbirisi bi daha yerinden kalkamamış.Ogün oraya raslantı sonucu gelen Türk birliği kırk yiğide kırk mezar kazmış.Ölüler toprağa gömülür gömülmez kırk mezarın yanı başından kırk pınar fışkırı vermiş.bu pınarlar hala fışkırıp duruyor. Kırk pınarın çağladığı bu çayırda her yıl kıran kırana güreş yapmak gelenek oldu.

Kırkpınar güreşlerinin 2009 yılında 647. yapılmıştır.Balkan savaşından bu yana kırkpınar güreşleri Edirne’de ,Saray içi denilen yerde yapılmaktadır.Asıl Kırkpınar, Edirne’nin 6 saat batısında Ahır köye yakın bir yerdeydi.Şimdi ise burası Yunanistan sınırları içerisindedir.Kırkpınar güreşleri her yıl haziran ayının ortasında yapılır.Güreşçiler güreş tutarlar.

Ekleyen/Kaynak: koç

Örümcek Kız

İzmir’in güneyinde Kolphon diye bir kent varmış. Bu kentte Lydialı bir kız oturuyormuş. O kız, dokuma ve örmede pek ustaymış. Kızın elişlerini görmek için her yerden, orman ve dağ perileri gelirmiş. Kıza herkes hayran olurmuş.

Kız işlenmemiş yünü eline alınca, güzel parmaklarıyla evirip çeviriyor ve yumuşacık, hafif bir yumak yapıyormuş. Herkes ona “Örmeyi Tanrıça Athena’dan mı öğrendin?” diye soruyormuş. Athena örücülüğü ile ünlüymüş. Kız bir gün kızarak “Ne Athena’sı? Ben kendim öğrendim.” demiş. Athena bunu duyunca çok kızmış. Kolphon’a gelerek kızla dokuma yarışmasına girmiş. İkisi de tezgâhların başına geçmişler. Yanlarında renkli tireler, aralarında da gümüş ve altın teller varmış. Athena bir zeytin ağacı dokuyormuş. Kız ise tanrıların zamparalıklarının resimlerini dokuyormuş. Örneğin, Zeus’un kuğu kuşu kılığına girerek, sarışın Europa ile aşklarını dokumuş. Athena kızın yaptıklarını görünce çok kızmış. Eline aldığı sopa ile kızı fena halde dövmüş. Kızın her yeri yara bere içinde kalmış. Arakhne karşısındakinin Athena olduğunu anlar ve çok utanır. Arakhne kaçar ve kendini asar. Onun bu halini görünce Athena kıza acıyarak dövmeyi bırakıp onu örümceğe (Arakhne) çevirmiş.

O günden bu güne zavallı örümcek ipek ağlarını örer dururmuş.

Arakhne’nin yaşadığı Kolophon ve Miletos kentleri, dokuma kumaşları ve renkli yünleriyle ünlüymüş. Tarihten önceki çağlarda dünyanın kadın giyimi modasını, farbelalı eteklerini ve benzerlerini bu kentler satıyormuş. Bu kentlerin endüstrisini zamanın en önemli kenti olan Atina çok kıskanıyormuş.

Zamanımızda yapılan kazılarda, Miletos’ ta üzerinde örümcek kabartması taşıyan mühürler ve sikkeler bulunmuştur. Bu sikkelerin bulunuşu da bu efsaneyi anlatır.

Ekleyen/Kaynak: Alihan Kurtul :)

Hikaye, Yozgat’ın 31 km güneyinde bir köyde anlatılmakta.

Delikanlının biri sabah namazını köyün tek camisinde kılmaktadır. Köyün içinde bir kaç çeşme vardır. Evine yakın olan çeşmeye Sabah namazı giderken bakar yaslı bir adam abdest almaktadır. Genç, adama selam verir adam sessiz bir şekilde selamını alır. Delikanlı ertesi gün sabah namazı için abdest aldığı çeşmeye biraz daha erken gider. Bakar yine ihtiyar ordadır selam verir alınır. Delikanlı bir sonraki gün daha da erken gider fakat ihtiyar yine ordadır.

Bu birkaç gün sürer. Delikanlı ne kadar erken gitse çeşme basında yine o ihtiyar vardır. En sonunda pes eder erken gitmez.

Gündüz çeşme basına varır bir bakar ki orda bir genç kız helkesini doldurmakta delikanlı uzakta durur. Kız rahatça suyunu doldursun diye bekler, Kız helkesini doldurur çeşmeden uzaklaşır delikanlı da abdestini alır camiye gider. Ertesi gün namaz vakti dardır abdest alıp hızlıca namaza yetişmek için çeşme basına varır kız ordadır bekler helke bir türlü dolmak bilmez delikanlı vaktin geçeceğini düşünerek çeşmeye yaklaşır bacı müsaade vakit geçiyor der. Bakmak istemese de kızla göz göze gelir. Delikanlının icini bir tuhaf duygu kaplar.Delikanlı kızı merak etmiştir.Kimdir necidir diye..

Ertesi gün sabah vakti çeşmeye gider ihtiyar ordadır.

İhtiyar gence bakar derki evladım sen namazında niyazında olan bir delikanlısın benim sessiz bir kızım var onunla evlenir misin der. Genç başı önünde, annem gecen hafta beni sözledi Rabbim neyi layık görürse kaderde onu yaşarız der.Delikanlı anasının gönlünü hoş etmek için, kalbi kırılmasın diye evet demiştir. İhtiyar Dün gördüğün kız benim kızım istersen tanış der. Genç utana sıkıla anam yaslı onu nasıl ikna edeyim der. İhtiyar sen merak etme der.

Ertesi sabah delikanlının sözlüsü oğlanın anasına gelir. Korkmuş bir şekilde ben bohçanızı getirdim ben sözlümden ayrılacağım der. İhtiyar kadın kızı ayrılmaması için ikna etmek ister. Fakat kızın gözlerinden sanki korku saçılmaktadır. Asla kabul etmeyeceğini belirtir. çıkar gider..

İhtiyar kadın oğlu için yemek yapmıştır. Fakat dalgıdır. Sofrayı kurar oğluna hadi gel yemeğe der. Delikanlı anasının durgunluğunu biraz kederle seyreder. Ana ne oldu der.

Anası, dün sözlün geldi bohçanı getirdi senden ayrıldı der. Delikanlı sevinmiştir içten içten. İhtiyarın kızını düşünür keşke onunla yine karşılaşsam der.

Çeşme basına varır eski sözlüsünü görür. Kıza yaklaşır. Kız etrafa bakarak, senin gördüğün bir kız varmış o PERİ kızı imis senden ayrılmadan önce gece evimde bir anda ortaya cıktı boğazımı sıktı Senden ayrılmam için baskı yaptı der. Boğazındaki sarılı yemeniyi açarak mor olmuş boğazını gösterir bak ölüyordum. Benimle bir daha konuşma der.

Aksam olmuş, delikanlı namazını kılmıştır. Anası yandaki komsunun oğlu askere gidecek diye ona bohça yapmıştır. ordadır. Evde diğer odanın içinde bir ışık peydah olmuştur. Delikanlı kim o diye seslenir. Peri kızı Ben Sessiz gelin der. Delikanlı bakar kız sofra kurmuş odada kendisini beklemekte. Yemek yerlerken konuşur ve dertleşirler.

Ertesi gün perilerin anladığı şekilde aralarında nısan yaparlar.ömür boyu mutlu olmanın kapısını gönüllerince acmıs olurlar.

Ekleyen/Kaynak: Kahve Lekesi

Tufan Efsanesi

Türk mitolojisinde, tufan ile ilgili örnekler Altay Türkleri’nin efsanelerinde yaşamaktadır. Altay Türkleri’nde, tufan efsanesinin bir kaç söyleyişi vardır. Aşağıda bu söyleyişlerden birine yer verilmiştir. Aşağıda yer alan ve U. Harva Holmberg tarafından nakledilen Altay Tufan Efsanesi, İslam ve Hıristiyan dünyasının Nuh Tufanı anlatılarına oldukça benzemektedir. Altay Tufan Efsanesi, özetle şöyledir:

Sel bütün yeri kapladığında, Tengiz (=Deniz) yerin üzerinde efendi idi. Tengiz’in yönetimi altında Nama adında iyi bir erkek yaşardı. Nama’nın Sozun Uul, Sar Uul ve Balık adlarında üç oğlu vardı.Ülgen (Tanrı), Nama’ya bir kerep (=tahta sandık) yapmasını buyurdu. Nama, sandığın yapılması işini üç oğluna bıraktı. Oğulları, kerepi bir dağ üzerinde yaptılar. Kerep yapıldıktan sonra Nama, onu her biri seksen kulaç olan sekiz halatla köşelerinden yere bağlamalarını söyledi. Böylece su seksen kulaç yükseldiğinde durum anlaşılacaktı. Bundan sonra Nama, ailesi ile çeşitli hayvanları, kuşları alarak kerepe girdi.

Yeryüzünü sisler kapladı. Dünya korkunç bir karanlığa gömüldü. Yerin altından, ırmaklardan, denizlerden sular fışkırdı. Gökten sağanaklar boşandı. Yedi gün sonra yere bağlanan halatlar koptu, kerep yüzmeğe başladı suyun seksen kulaç yükseldiği anlaşıldı. Yedi gün daha geçti. Nama en büyük oğluna kerepin penceresini açmasını, çevreye bakmasını söyledi. Sozun Uul bütün yönlere baktı. Sonra şöyle dedi: “Her şey suların altına batmış. Yalnızca dağların dorukları görünüyor.” Daha sonra Nama da baktı. O da “Gökyüzü ile sular dışında bir nesne görünmüyor” dedi.

Kerep sonunda sekiz dağın birbirine yaklaştığı yerde durdu. Çomoday ve Tuluttu dağlarında karaya oturdu. Nama pencereyi açtı, kuzgunu serbest bıraktı. Kuzgun geri dönmedi. İkinci gün kargayı gönderdi, üçüncü gün saksağanı gönderdi. Hiçbiri geri gelmedi. Dördüncü gün bir güvercin gönderdi. Güvercin, gagasında bir ince dalla geri döndü. Nama bu kuştan, öteki kuşların niçin geri gelmediğini öğrendi. Onlar sırasıyla geyik, köpek ve at leşi yemek üzere gittikleri yerde kalmışlardı. Nama bunu duyunca öfkelendi. “Onlar şimdi ne yapıyorsa, dünyanın sonuna değin onu yapmağa devam etsinler” dedi.

Efsanenin devamında Nama yaşlandığı zaman, kurtardığı canlıları öldürmesi için kendisini kışkırtan karısını öldürür. Oğlu Sozun Uul’u yanına alarak cennete (göğe) çıkar. Daha sonra orada beş yıldızlı bir yıldız kümesine dönüşür. Holmberg’in düşüncesine göre, tufan kahramanları, Yayık Han’a dönüşmüştür. Yayık Han, Altay Türkleri’ne göre, insanları koruyan ve yaşam veren bir ruhtur. Ayrıca insanlarla Ülgen (Tanrı) arasında elçilik yapar.

Ekleyen/Kaynak: Aykut GÖKOĞLU

Yazarın Diğer Yazıları