Ssk'lı Günlerden (Van) 1
Ümit Kayaçelebi
Efendim ben Van’da birkaç yerde memuriyet yaptıktan sonra o yıllarda SSK altın yıllarını yaşarken maddi imkanlarını nazara alarak SSK da çalışmayı çok arzu ediyordum.
O yıllarda SSK da iki ikramiye var 2 saat fazla mesai var artı ikramiye bile söz konusu hemen hemen o zamanki bankalar kadar cazip bir kurum. Hatta sevgili arkadaşım kadim dostum Şükrü Kaya bile o zaman Halk Bankasını bırakıp SSK ya dahil olmuştu.
Ancak işin ucunda imtihan var imtihanı kazanmak var öyle doğrudan doğruya işe girmek yok. Normal memuriyetleri eğer Ticaret lisesi mezunu iseniz hiç imtihansız torpil bile patlatmadan işe girebiliyordunuz. Fakat o sıralar münhal memuriyet kadrosu yoktu sadece kuruma iki daktilo memuru alınacaktı.
Daktilo bilmiyorsanız torpil morpil sökmüyor öyle bir imtihan var önümüzde. Benim şansım o ki hem askerde daktilo kullanmışım hem de ondan sonraki işlerimde daktiloya vakıfım sürat derseniz iki parmak ta olsa bana yeter de acaba burada yeter mi?
Kuruma 26 müracaat olmuş bunların içinde noterden mahkemeden müracaat edenler bile var hatta bir çoğu on parmak bakmadan yazmadan yazanlar var ki iki parmak yazanlara hiç şans bile vermiyorlar.
Ben kendime ne olursa olsun bu imtihana katılacağım ve şansımı deneyeceğim. Zaten bir işim var kaybetsem bile işime kaldığım yerden devam ederim. Kaybedecek çok şeyim yok.
İmtihan günü geldi çattı Maraş Caddesinde şimdi iş hanı olan Şengüller apartmanı o zaman SSK binasıydı. Alt katlar da boştu. Alt kattaki küçük odada imtihan yapılacaktı. 26 kişiyi birden alamayacakları için 4 er 5 er li gruplar halinde imtihan odasına alınıyordu.
İlk grup girdi imtihanda daktilo tuşları çınladıkça eyvah dedim her halde ben kazanamam diye içinden geçmedi değil.
Bütün gruplar içeri alındı ve çıktıktan sonra en arkaya biz kalmıştık rahmetli Mahmut Demir de benimle son guruba kalmıştı. Ayrıca tanıdık olarak Sabahattin Ova ve rahmetli Orhan Dayıoğlunun eşi Hanife de vardı.
İmtihan salonuna girdik bir sandalyeye oturdum önümde olivetti bir daktilo ki şansa o benim çok kullandığım bir daktiloydu. Normal yazıyordum ama imla kurallarını çok vakıftım en çok da yazım hatalarına dikkatimi yoğunlaştıracaktım.
İmtihan heyetinin başında o zamanki 2.Müdür Orhan Tekin Göymen, Komisyon üyesi rahmetli Abbas Güven o zamanki İhtiyarlık Servis Şefiydi. Üçüncü üye de şu anda aramızda olmayan Enver Arpalı idi. Rahmetli Enver Arpalı da o yıllarda o günkü Sosyal-İş Sendikasının Başkanı idi. Çünkü kurumda hem memur personel vardı hem de işçi. Zaten onları da o gün orada gördüm tanıdım.. İltimas torpil asla olamazdı ki neticede sizin yazmanız imtihanın sonucunu belirleyecekti.
Önüme bir metin bıraktılar ve dediler üç dakikada bu metni yazmaya çalışacaksınız üç dakikada ne yaparsanız o.
Saat tutuldu biz dört arkadaş yazmaya başladık ama ben yazışmayı bildiğim için hıza değil yazım kurallarına dikkat etmeyi öne çıkardım. Birkaç satır yazmıştım ki birden daktilonun şeridi çat diye ortadan koptu. Elimi kaldırdım ve şerit koptu dedim. Sen dur dediler diğerleri devam ettiler bu arada.
Şeridin koptuğunu görünce senin bir kabahatin yok sen otur bekle seni en son da bir daha tek alacağız dedi komisyon üyeleri. Ve o arkadaşlar çıktıktan sonra beni tekrar içeri aldılar bu kez tek başıma başka bir daktiloda yazdım ve süre bitince kağıdımı verdim ve çıktım.
Katılanlara iki gün sonra gelin burada ilanen yazılı olarak duyuracağız deyince hepimiz ayrıldık. Kimi ümitli kimi ümitsiz ayrıldık. Ben de işime gittim ama heyecanlıydım Hep acaba acaba diye iki gün geçti.
İki gün sonra gidip asılan listeye baktığımda en üstte imtihanı 1.olarak 100 puanla kendi ismimi görünce ne kadar sevindiğimi anlatamam. O sevinç o heyecanla eve koştum eşime müjdeyi verdim ve imtihanı kazandığımı artık SSK’lı olduğumu deyince o da mutluluktan havalara uçmasında ne yapsın.
Ben yeni evliyim yeni hayata atılmışım böyle bir teşkilata girmek benim için büyük sadet.
Bu arada onu da yazmadan geçmeyeyim imtihanı da 2.sırada Sabahattin Ova kazanmıştı.
Ancak o yıllarda kurumun bir takdir hakkı vardı istediği zaman onu kullanabiliyordu. İmtihanı kaçıncı kazansanız bile takdir hakkını sizden sonra kazanana bile havale edebilirlerdi.
Bu arada imtihanı kazanlardan biri fakirliğini mağduriyetini beyan ederek benim zengin çocuğu olduğumu ailemizin dükkanları işyerleri nakliyat ambarımız olduğunu söyleyerek o zamanki müdür Erzincanlı Alaattin beyi ikna üzereyken Allah razı olsun bizim kapı komşumuz rahmetli Halil Akan’ın kızı Türkan abla bunu eniştesi Kemal Ebeperiden duyunca gelip hemen bizim hanıma haber vermiş.
Rahmetli Türkan abla da bizim hanıma yetişerek gel demiş hemen Musa amcaya gideceğiz demiş. Benim haberim yok eşim Musa amcayı görmüş görünce ağlamış benim eşim imtihana girdi imtihanı kazandı ama şimdi zengin çocuğudur diye almak istemiyorlar.
Musa amca dediğimiz bizim Musa Hallaç hemen bizim hanımı Türkan ablayı alarak geliyorlar kuruma ve müdürün yanında eşim yine ağlamaklı oluyor ve Musa Amca o zaman Belediye encümeni kendisini tanıtıyor ve bizim kim olduğumuzu açık açık anlatınca müdür duruma vakıf oluyor.
Tamam diyor beni yanlış bilgilendirmişler. Kendinizi üzmeyin hemen yarın gelsin işe başlasın mesele burada kapanmıştır.
Benim olup bitenden haberim yok. Akşam eve gelince hanım olup biteni tek tek anlattı. Vallahi dedi Türkan abla bana gelmeseydi Musa amca olmasaydı seni işe almayacaklardı.
Vay be dedim ben duymadan neler olmuş neler.
Allah Musa Hallaç Türkan Akan ablamdan razı olsun onlar o gün olmasaydı ben o işe giremeyecektim her zaman onları rahmetle anarım hiç unutamam bu insanlıklarını.
Böyle bir maceradan sonra 22 Temmuz 1975 tarihinde işe başladım. İşçi kadrosunda işe başlayınca beni rahmetli Abbas Güven’in servisine daktilo memuru olarak verdiler orada bir gün çalıştım.
Ertesi gün 1.Müdür Alaattin bey beni makamına çağırdı siz dedi bu gün avukatlık servisinde işinize devam edeceksiniz.. Doğrusu sevinmedim değil. İhtiyarlık servisi dediğimiz yer emekli servisi işi çok ağır.
2.kazanan Sabahattin Ova yı da önce Avukatlık servisine vermişlerse de o geldi benim yerime ben de avukatlık servisine dahil oldum.
O günkü avukatlar Muhlis Uzaman Ve Mehmet Ali Sani idi. Kıdemli memurda Selahattin Sofuoğlu idi.
Böyle bir gün de gidiş gelişi pek anlamamıştım. Daha sonra Selahattin abi bana gelerek bak dedi Kayaçelebi sen benim baba dostlarım Ziya Beyle Necati Kayaçelebi’nin torunu ve oğlu olduğun için ben aldırdım.
Ben öbür arkadaşla çalışmak istemedim ve baş avukata giderek ben bununla çalışmam bu burada kalırsa ben emekli olup giderim diye dayatınca o da beni sevip saydığı ve de kıdemime hürmetinden olur dedi Selahattin bey sen istiyorsan öyle olur demiş.
Tabi avukatlık da ücreti vekalet var işleri daha hafif olunca ben Selahattin abinin sayesinde o serviste 4 yıl rahat ettim. Allah mekanını cennet etsin inşallah
Hikaye bitmedi inşallah kaldığımız yerden devam edeceğiz