Ümit Kayaçelebi

Son leblebiciyi de hakka uğurladık

Ümit Kayaçelebi

Sevgili dostlar çocukluk günlerimi hatırladığımda hemen bizim Eski Ziraat Banka Sokağını dönüp çarşıya doğru çıktığımızda okul yolumuz üzerinde cihan palas oteli altında Akbaşoğlu Leblebicisini görürdük.

Uzun boylu her zaman yüzünden tebessümün eksik olmadığı Leblebici Refik Akbaşoğlu idi. Her geleni her zaman karşılayan ve uğurlayan.

Rahmetlinin o zamanlar çoğu kimsede olduğu gibi onunda ağzında birkaç tane altın dişi vardı ki mütebessim anlarında o ağzında parıldayan dişleri ile Refik amca bizim okul gidişi ve çıkışı her zaman uğradığımız güzel bir amcamızdı.

Zaten ikametgâhları Fevzi Gülsevenlerin Paytoncu ağanın evlerinin yanında komşuydular. Evlerinin önünden de kerhiz akardı bazen akşamları o suyun Sırıl şırıl akışı ta sokağın başından duyulurdu.

Çocuktuk elimizdeki 2.5 kuruş ile 5 kuruş ile 10 kuruş ile 25 kuruş ile kırık leblebi tam leblebi alırdık. Bazen bir akide şekeri bazen sakız bazen eti veya arı bisküvisi. Biz fındık fıstık gibi şeyleri henüz tanımıyorduk. Rahmetli bazen bizi ceketli görünce aç cebini der ve çerez küreği ile cebimize tak diye boşaltırdı. Bazen de küçük külahlara döker öyle verirdi.

Bizim evde kullanmadığımız dergi kitap gazete kağıtlarını da az bir parayla alır boy boy külahlar yapar hazırda tutardı birisi gelince hemen külaha döker verirdi.

Dükkanın bir tarafında çerez çeşitleri satılırken beri tarafta anbar veya atölye dediğimiz yer de her zaman taze leblebi kavrulurdu ve siz sokağa çıkıp Cumhuriyet caddesine çıkıncaya kadar o nefis leblebinin kokusunu hissederdiniz.

Zaman geçti Refik amca hayata veda etti amma iş yine devam etti. Bu kez işi yürüten oğlu Sayım oldu. Lakin bir müddet sonra nereden aklına esti ise Rahmetli Sayım Düğün salonu işletmeciliğine başlayınca iş bu gün aramızdan ayrılan Mehmet kardeşimize düştü.

O da uzun yıllar dede baba mesleğini sürdürürken sağlık sorunları yaşamaya başladı ise de oğlu Furkan başka yardımcılarla işi yine de sekteye uğramadı ve b u günlere kadar sürdü.

Ne yazık bu gün Mehmet kardeşimizde yaşama veda etti. O Van’ın en son leblebicisi idi ve son leblebici olarak ahrete göçtü gitti.

Ancak inanıyorum ki ardı sıra kalan evlatları bu işi devam ettireceklerdir. İnşallah Akbaşoğlu ismi yıllardan bu güne şanla şerefle geldiği gibi bundan sonra da her zaman anılacaktır.

Onlar bizim aziz komşularımız idi hepsi ile de arkadaşlıklarımız vardı dosttuk. Van göç almaya başlayınca maalesef birçok insanın Van’ı bırakıp gittiği gibi rahmetlinin kardeşleri de hepsi Van’dan gittiyse de Mehmet ne Van’ı bıraktı ne de mesleğini.

Sahi leblebicilik nedir? Nerden çıkmıştır diye merak ederseniz sizlerin bu merakını da gidermeye çalışayım inşallah.

Evliya çelebi yazmış olduğu seyahatnamesinde yaşadığı devirde onlarca leblebi imalathanesinin olduğunu ve bu işten nice insanların o devirlerde imalat yapıp para kazandığından bahseder.

Leblebinin tarihine dönüp baktığımızda 1370 yılı itibariyle leblebi hayatımıza girmiş ve bu günlere kadar gelip çıkmıştır. Leblebiyi bulan veya icat eden de Şeyh Nurettin ve Şeyh Hamza hazretleridir. Bu iki muhterem şeyhler de bu gün Afyon Sandıklı da Muradin camisinde metfundurlar.

Leblebinin tarihine dönüp baktığımızda Şeyh Nurettin Hazretleri bu leblebiyi ilk yapan kişidir.

Şeyh Nurettin uzun uğraşılardan sonra nohudun dağılmadan ve kabuğunun çıkarılıp kavrularak yensel hale gelmesini sağlamış, bu işlemin yapılmış haline de leblebi adını vermiştir.

Eskiden leblebinin kavrulması da dahil bütün işlemleri el ile yapılırdı. Ateşin karşısında leblebiyi elle kavurmak her babayiğidin harcı değildi. Ayrıca bu iş bir ustalık, maharet isterdi.... Bir de 50’li yıllarda “çeltik leblebi” denilen ve nohudun tam ortasından ikiye ayrılarak yapılan bir leblebi çeşidi vardı. Çok lezzetli olan bu leblebi öğrenciler tarafından çok tüketilirdi. Zira hem çok lezzetli, hem de diğerine göre daha ucuzdu. O yıllarda alacağınız 5 kuruşluk leblebi ceketinizin cebini doldururdu. Üstelik tok da tutardı.

 Daha doğrusu bu meslek yok olmak üzere. Gerçekten yapımı çok zahmetli ve sabır isteyen bir meslek. Yeni nesil bu işi yapmak istemediği gibi, eski ustalar, ki sayıları çok azaldı, çırak bulamıyorlar. Son olarak şunu söylemek istiyorum, meslek yok olmak üzere..

Ancak şu anda yine faal Akbaşoğlu Leblebicisi var. Gidenler üzerlerine yaparak gittiler şimdi sıra kalanlarda.

Yazımı noktalarken bu gün aramızda olmayan Refik amcamızı Sayim kardeşimiz ve bu gün aramızdan ayrılan Mehmet kardeşimizi rahmetle anarken geride kalan Akbaşoğlu ailesinde sağlık ve mutluluk dolu günlerde yaşamalarını diliyorum.

Güle güle Mehmet kardeş mekanın cennet ola inşallah.

Yorumlar 1
Vanlı 07 Kasım 2023 12:06

Allah rahmet etsin

Yazarın Diğer Yazıları