Ümit Kayaçelebi

Gürcü bacı demiş ki, sen kumandan olacaksın!

Ümit Kayaçelebi

Bizim aile seferberlik sonrası Van’a geldiğinde yanmış yıkılmış virane bir şehir ile karşılaşmışlardı. Akköprü Mahallesinde eskiden oturdukları yerin yerinde artık yanmış yakılmış bir virane ev vardı.

Artık yeni bir mahalle yeni bir yuva derken şimdiki ismini o zamanki Ziraat Bankasından alan Eski Ziraat Bankası Sokağına yeniden ev yaparak oraya yerleşiyorlar. Hatta bir ev yerine iki ev yapıyorlar biri iki katlı biri de tek katlı olmak üzere.

İşte zaman içinde hayat normale döndüğünde önce babam onun ardı sıra da askerliğini bitirdikten sonra gelip evlenen ve hiç çocuğu olmayan Hakkı amcam hayatlarını sürdürürken amcam Hakkı o zamanlar çok yaygın olan verem hastalığına yakalanıyor

 Dedem Ziya Bey o günün imkânları dahilinde elinden gelen tıbbi yardım konusunda gereken hassasiyeti gösterse de amcam Hakkı evliliğinin 3.yılında vefat ediyor. Eşi de koca evinde kalmayarak ayrılıp gidiyor.

Geride kalan babam ile diğer amcam Hasan. Ancak Hasan daha okula başlamak bile nasip olmadan bilinmez bir hastalığa muzdarip olup hayata veda ediyor.

Rahmetli dedem birkaç yıl içinde iki evladını kaybedince tek ümitleri en son kalan büyük oğlu rahmetli Necati babama kalıyor.

Babam da vekil öğretmenlik yaparken eski Gürpınar dediğimiz Kırkgeçit Nahiyesinde gördüğü annemle (Köyden gelen gelin Yazımda teferruatı var) evleniyor.

Bu arada annem hamile kalınca umutla heyecanla ailede bir bekleyiş var hayırlısı olsun derlerse de gönülden geçen Hakkı ve Hasanın yerine bir oğlan çocuğu arzu ediliyor.

Annem bir erkek çocuğu dünyaya getirince dedem acılarını biraz avutur gibi oluyor. O da seviniyor tabi bahriye nenem de ondan haliyle geri kalmıyor. Kaya çelebi ailesinde bir Mutluluk bir saadet ki anlatılmaz.

Dedem emekli olmuş babam da bir yıl Kırk Geçit te vazife yaptıktan sonra öğretmenlikten ayrılıyor.

Ve bu arada yeni doğan çocuğa ne isim bırakalım derken Hakkı olsun Hasan olsun ve onların hatırasını yâd edelim denilse de dedem yok diyor o isimleri andıkça içim yanar.

Ben istiklal marşı şairi Hamdullah Suphi Tanrıöveri çok sevdiğim için ismi Hamdullah Suphi oalack. Kütükte öyle olsun ama ben ardı ardına biri çocuk biri genç yaşta iki evladımı kaybettim o yüzden tam ümitlerim tükendiği anda Allah bana bir erkek torun gönderdi o yüzden o bizim ümidimiz olsun.

Aile içinde Ümit diyeceğiz kütükte de öyle olsun kalsın.

İşte yıllar bir yandan Hamdullah Suphi bir yan da Ümit diye çağırıldık durduk

Ancak dedem benden çok ümit var olduğu için ne olacağımı çok merak etmekte. Tabi ki evvel emirde hem kendisi hem de oğlu öğretmen olduğu için öğretmen olmamı çok arzuluyor.

Yok diyor ben Diyarıbekire Giderek Gürcü bacıya fal baktıracağım.

 Eskiden... 1960'lı yıllarda... 1970'lerde... Diyarbakır'da "Gürcü Bacı" vardı."Türkiye çapında ünlü" bir falcıydı."Sıkışan" onun kapısını çalardı:

- Falıma bak Gürcü Bacı... Ben ileri de ne olacağım?

Kimi "General olacak mıyım" diye sorardı, kimi "Başhekim olacak mıyım" diye.

Bir anı da okumuştum Dünyaca ünlü orkestra şefimiz... Gürer Aykal... 14 yaşında bir kıza âşık olmuş. Elinde 25 kuruş... Gürcü Bacı'nın evinin yolunu tutmuş.

Gürcü Bacı... Gürer Aykal'ın falına bakmış:

- Oğlum sen kalabalıkların önünde ayakta duracak ve elini kolunu sallayarak büyük işler yapacaksın.

Günümüzde Gürcü Bacı yok... Seneler önce öldü.

Dedem Diyarbakır’a gidiyor ve arayıp sorarak Gürcü bacıya gidiyor. Gürcü bacıya hayat serencam esini anlattıktan sonra benim torunum ileride ne olacak diye sorduğunda Gürcü Bacı da fala baktıktan sonra Dedeme dönerek;

-Ziya bey senin torunun çok akıllı bir adam olacak ve kumandan olacak diyor.

Dedem bu müjdeyi alarak Van’a dönerek aile efradına benim kumandan olacağımı söylüyor ancak benim daha ne olduğumu daha doğrusu kumandanlığımı göremeden ben ortaokul sıralarında iken 1965’te hayata veda ediyor.

Gel zaman git zaman sonra rahmetli babam bana bunları anlattığında maalesef ne kumandan olabilmiştim ne de ona yakın bir şey.

Benim gönlümden geçen de dedem babam gibi öğretmen olabilmekti maalesef o da olmadı. Hasbel kader ömrüm hiç de kültürle alakalı olmayan kurumlarda geldi geçti ise de memuriyet hayatım boyunca hiç sanattan kopmadım.

Ben o Gürcü bacı meselesinden sonra hiç mi hiç ne fala inandım nede fala kandım. Çünkü Gürcü bacının dediği gibi kumandan olamamıştım ki bundan sonra da fala inanayım.

Günün birinde rahmetli Fevzi Levendoğlu amca ile bir gün yine böyle faldan falcıdan bahsedilince ben dedim ne fala ne de falcıya inanmıyorum.

Zamanında Dedem Diyarbakır’a gidince Gücü Bacıya benim ne olacağımı sorduğunda kumandan olacağımı demiş ama bak ben kumandan olmadım.

Fevzi amca o zaman hiç unutamadığım hala hafızamda çınlayan şu sözleri söyledi;

- Ümitçiğim belki kumandan olmadın ama bu gün şair oldun gazeteci oldun yazar oldun konuşuyorsun bundan güzel kumandanlık mı olur!

Durdum düşündüm he Vallah Fevzi Baba bu da bir Kumandalık değil mi işte fal ve falcılık hikâye hayatın gerçekleri neyse o.

Ama bu gün Van’ın hafızası yürüyen kütüphanesi diye anılmak da bence kumandan olmaktan daha güzel.

Nasipten öte yok. Kumandanlık güzel olsa da böyle Şair yazar gazeteci olmak da güzel değil mi?

Yazarın Diğer Yazıları