Ümit Kayaçelebi

BİZİM TÜRKÜLER 7

Ümit Kayaçelebi

Hastane Önünde İncir Ağacı

Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç askerde vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat’a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi gence

Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç askerde vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat’a (Akdağmadeni) gelir.

Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İstanbul´da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü söyler.

Yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak hastanede ölür. Ailesi cenazesini Yozgat´a getiremez, İstanbul´da kalır.

Yöre: Yozgat (Akdağmadeni)

Kaynak: NİDA TÜFEKÇİ

Derleyen: Mustan Aktürk

HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI

Hastane önünde incir ağacı

Doktor bulamadı bana ilacı

Baş tabib geliyo zehirden acı

Garip kaldım yüreğime dert oldu

Ellerin vatanı bana yurt oldu

Mezarımı kazın bayıra düze

Benden selam söyleyin sevdiğim gıza

Başına koysun, karalar bağlasın

Gurbet elde kaldım diye ağlasın

Çarşambayı Sel Aldı

Çarşamba deyince bir yabancı hemen çarşambayı sel aldı türküsünü anımsar… Çarşamba her şeyden önce bu türküyle ünlenmiştir..bu ün ardında nice acı ve gözyaşını taşıyor..tarih boyunca yeşil ırmak nice canlar almıştır..1970’lerde Suat Uğurlu ve Hasan Uğurlu barajlarıyla doğal akışa son verilmiştir..artık yeşil ırmaktan insan hayvan cesetleri..evler..beşikler ve birçok hayat nesnesi geçmiyor..kısacası artık çarşamba yı sel almıyor..

Yıllardır söylenen..söylenecek olan bu güzel türküyü ve bu türkünün hikayesini hemşehrimiz sayın Faik Okutgen derlemiştir…

Çarşambayı sel aldı…

Ahmet Abdal deresinin kıyısında yerleşmiş yoksul köy ailelerinden birinin oğluydu..baharla birlikte yıllarca süren karasevdası karşılık bulmuş..melek kalbini açmıştı..kısa zamanda yüzük takıp nişanlandılar..

Ahmet yapraklar sararmaya durduğunda orduya yollandı..Melek’se gözyaşlarıyla başbaşa kaldı..Ağaoğlu Mehmet Ali Melek’e gözkoydu..Ahmet’in arkadaşları ne kadar uyardılarsa kar etmedi.. Melek reddetti Mehmet Ali’yi.. Bunun üzerine Ağaoğlu adamlarıyla Melek’i dağa kaldırdı..kötü haberi kuşlar uçurdu Ahmet’e..kısa günde uçageldi aşkın delikanlısı..kuşandı atını silahını..arkadaşlarıyla düştü yollara..dağ tepe demedi gece gündüz melek i aradı..

‘Meleeeeek..Meleeeeek..´ diye çığıra çığıra sesi uçtu..

önce bir çakal yağmuru uç verdi..sonra şimşek içinden çıktı..çatırdadı koca gökyüzü..ışınlar çarşamba ovasını renkten renge soktu..ne yağmur ne silinen izler aşkın atlılarını durduramadı..

Tufan ikinci kez yaşanıyordu sanki..Yağmur yeşilırmak ı boğuverdi..çarşamba ovası kaynayarak akan bir göle düştü..Canik Dağlarından aşağılara doğru bir çığ gibi önüne kattığı her şeyi sürükledi sel..evler..insanlar..bebek beşikleri..hayvanlar..kağnılar..ağaçlar.. büyük küçük kayıklar çaltı burnuna doğru sürükleniyordu..

sonunda duruverdi yağmur..güneşle parladı yeşil çarşamba..usul usul bir gökkuşağı belirdi..sular günbegün çekildi..çekildikçe hayat yeniden kurulmaya başladı..yaralar sarılıyor..evler onarılıyordu..abdal deresinin-yeşil ırmak a katılmak üzere-döküldüğü yamanın başında ahali toplanmaya başladı..derenin eğimle indiği yamanın dibinde büyük bir kaya parçası vardı..onun üstünde ise iki insan..melek ve Ahmet’i onlar..elele tutuşmuş sırtüstü öylece yatıyorlardı..ahali sel acısını unutmuş onlara yanıyordu..hüzün gözyaşına döndü.. o büyük kaya parçası..ahalinin üstünde toplandığı o taş..yedi yerinden ayrıldı..ve her birinden bir servi boyu su fışkırmaya başladı..

Bu hazin aşka doğa gözyaşı döküyordu..

Ahali şaşkınlığın ardından dualar okumaya başladı..dualar içten mırıltılara..yıllardır can alan insanların acısını dile getiren dizelere dönüştü..

işte rivayet o rivayet..derler ve hikaye ederler ki çarşambayı sel aldı türküsü o acı mırıltılardan doğdu..

yedi yerinden su fışkıran kayanın olduğu yerde bir su değirmeni kuruldu.. ve o yöre o gün bu gündür Değirmenbaşı olarak anıldı..(çarşambadaki değirmenbaşı mah.) çınar ağaşlarının gölgelediği ahşap değirmenin yedi taşı vardı..yedi oluğuna su veren set üzerinden yedi kez yürümek..sağ ve sol omuz üzerinden yedişer kez su atmak uğur sayıldı..her hıdrellezde bu yaşandı..1970’lerde değirmenin yıkımına değin bu gelenek sürdü..

Erzincan’a Girdim Ne Güzel Bağlar

“Erzincan’a girdim ne güzel bağlar.”, Erzincan Halk Türküleri içinde en çok sevilen bir uzun havadır. Güzel olduğu kadar da acı bir gerçeği dile getirir.

Erzincan, yemyeşil beldelerimizden biridir. I. Dünya Savaşı yıllarında bu “güzel bağlar” da tıpkı o günkü Erzincanlılar gibi hüzünlüydü . Çünkü bu bağlar terk ediliyordu. 1916 yılında, Ruslar Erzurum’u almış Erzincan’a doğru ilerliyorlardı . Halen yaşlı Erzincanlıların hatıraları arasında kalan genç nesillerin masal havası içinde dinledikleri “Muhacirlik”, binlerce Erzincanlının Anadolu içlerine göç etmesini ve aylar sonra Erzincan’a geri dönmesini hikaye eder.

Bu türkü o acı hatıraların yaşandığı hüzünlü Erzincan’ı dile getirir.

Erzincan’a Girdim Türküsü

Erzincan’a girdim ne güzel bağlar

Erzurum’a vardım dumanlı dağlar

Elleri koynunda bir güzel ağlar

Oy anam anam hallarım yaman

Yüce dağ başında çadır açarım

Nazlım seni burdan alıp kaçarım

Kahve bulamazsam kenger içerim

Oy anam anam hallarım ağlar

Anama söyleyin lamba yakmasın

Çuha şalvarıma uçkur takmasın

Oğlum gelir diye yola bakmasın

Oy anam anam hallarım yaman

Yazarın Diğer Yazıları