Bir zamanlar bir Kamil hoca vardı
Ümit Kayaçelebi
Hepimizde zamanında çocuktuk ve çocukluğumuzda çok küçük önemsiz şeyler ne kadar da mutlu ederdi bunu şimdi o hisler zay olduğu için satırlarla ifade etmek zor.
Kimimiz Bahçivan mahallesinde, kimimiz Çavuş başında, kimimiz aşağı norşinde veya bir başka mahalle de çocukluğumuzu ve gençliğimizi doya doya sindire sindire yaşadık.
Bunu bu günlerdeki Van’a baktığımda daha net ve berrak bir şekilde rahatlıkla anlayabiliyorum.
Menfaatlerin ilah olmadığı dostlukların haraç mezat satılıp alınmadığı günlerdi o günler.
Bir külah dondurma, Yakup sandıkçının o Uludağ gazozu, leblebici Ömer’in kırık leblebisi, Muhyeddin amcanın nohutu, Okoşon lahmacunları, Yılmaz hocanın dürümlerini yiyenler o lezzeti hala damaklarında hissederler.
Paylaşırdık bölüşürdük gerçek manada arkadaştık. Hiç birbirimizi unutmadık uzakta da olsak yakında da olsak birbirimizi ihmal etmedik ve nice dostluklar bu günlere kadar geldi dayandı.
Çok arkadaşım oldu dostum oldu her birinin ayrı ayrı bir yeri oldu. Bunlardan biri de bu gün aramızda olmayan korona salgının da aramızdan ayrılan Kamil Hoca idi.
Onunla hep eski çarşı karakolunun olduğu mıntıkada buluşur görüşür oradaki kahvelerde iki lafın belini kırardık amiyane tabiri ile.
Çok güzel bir hitabeti vardı onu dinlemekten zevk alırdık. Lafı satmasını bilmede mahirdi hünerliydi. Çok tatlı tatlı bir üslupla anlattığı için benim gibi herkes de onu dinlemekten haz duyardı.
Dindar bir insandı yani şimdikiler gibi dinci değildi. O yüzden hayranı dinleyeni takipçisi çoktu. O dinini yaşayan bir insandı onun için bende ona bu yüzden hayrandım.
En büyük hayranlarından biri da bendim..
O zamanlar çok gençtim bir yazım bir şiirim gazetede neşredildiği zaman keyfimden havalara uçardım. Gençlik heyecanı ile şiirler yazdım yazılar yazdım ve bunlar 60 lı yıllarda yayınlandığı zaman heyecanım çok büyüktü.
İşte Kamil hoca ile de bu heyecanı paylaşırdık. Bir başka aynı manada dostum vardı Mikail Yaprak ki o da şu anda Viyana’da yaşıyor. Bu iki arkadaşı birbirinden çok ayrı tutmazdım.
Seneler geçti biz yine Kamil Hoca ile sık sık çok görüştük, zamanı geldi ki arkasında saf tutmaktan gurur duydum.
Hasılı kelam o benim için bu gün bile aramızda olmasa da çok değerlidir hiç unutmadım ve unutmamda her zaman onu hayırla ve dua ile yad ederim.
Bu gün onu vefat ettiği zaman bir yazısı ile yad eden ve o da bu gün aramızda olmayan ebedi aleme uğurladığımız kadim dost Mustafa Öztürkçünün yazısı ile her iki dostumu da rahmetle ve hürmetle anmak istedim.
İşte Mustafa Öztürkçünün kaleminden Kamil Hoca:
Van’da bir Kâmil Koyuncu hoca vardı...
Kendisiyle uzun yıllara dayalı bir hukukumuz vardı.
Öğretmen yetiştiren mektepte birlikte okumuş, sınıf arkadaşlığımızın yanı sıra 1970’li yıllarda Risale-i Nur hizmeti içinde birlikte bulunmuştuk. Daha önce deruhte ettiği imamet vazifesini bırakıp öğretmenlik mesleğini tercih etmişti.
İhlâslı bir Nur Talebesiydi. Öğretmen iken, Van’da açtığı Risale-i Nurlar’ın satışını yaptığı küçük bir de kırtasiye kitapevi mevcuttu. Nur Risalelerini anlatma faaliyetlerini hiç aksatmadan deruhte eden Nur yüzlü bir kardeşimizdi.
Okuldan artan zamanlarını gazetemizin bulunduğu ve satıldığı bürosunda, daima hizmetlerle meşgul olur, birlikte seyahatlere çıkarak köy, köy gezip Nurlar’ın muhtaç gönüllere girmesine şahit olanlardanım.
Gazetemizin neşrettiği ‘ilim ve teknik serisi’ne ait bütün kitapları omuzlar, dükkân dükkân gezerek satışını yapardık. Hatta, “Seydanın talebeleri” isimli bir yazı dizisini, Merhum Halil Uslu ile birlikte, Hakkâri’ye gidip çalışmamızın ve o sıkıntılı yıllarda bize fedakârane eşlik eden şahsiyetlerdendi, Kamil Hoca...
Van’da onu tanımayan yoktu. Cesur bir Nur Talebesiydi. Nur Risaleleri yayınlarının satışını yaptığımız bir gündü. Yorulmuştuk. Bir kahvaltı salonuna gidip avukat olan beyefendiyle tanışmıştık. Yaptığı tatlı sohbet ve Risalelerden alıntı ile tatminkâr konuştuğu için muhatabı Avukat, Kâmil Hoca’ya “Siz nerede ve hangi fakültede okudunuz?” diye sordu. “Biz Nur üniversitesinde okuyoruz.” cevabını verdi. Avukat şaşırdı. Kâmil Hoca, devamla “Risale-i Nurlar bir üniversitedir” diyerek gayet nezih bir üslûpla izah etmişti.
1978 yılında da, merhum Halil Uslu ve Kâmil Hoca ile birlikte, Van’da hizmetimiz adına çok koşuşturmuştuk.
Risale-i Nurlar’ı satışta, Türkiye’de birinciliği alan kardeşimiz Kâmil Hoca yani Kâmil Koyuncu, sevilen Nur Talebesiydi. Kendisene Cenab-ı Hak’tan gani gani rahmet, geride kalan ailesi ve yakınlarına sabr-ı cemil diliyoruz.
İşte dün Kamil Hocayı yad eden bir Mustafa Öztürkçü varken bu gün aramızda her ikisi de yoklar.
Kamil Koyuncu ve Mustafa Öztürkçü dostlarımı rahmetle anıyorum.