Ömer Gündüz

EDEP YA HUU…

Ömer Gündüz

 

      Edep; insanın hataya düşüp, utanılacak şeyler yapmasını önleyen, yerinde ve ölçülü davranmasını sağlayan meleke, söz ve davranışlarda ölçülü olma, her hususta haddini bilip sınırı aşmama, terbiye, nezaket ve zerafet gibi anlamlara gelir. Edep insanın zinetidir ve onu nefsinin hevasına uymaktan korur. Edepten mahrum bir insan, bir cemiyet, muzır mikroplardan daha tehlikeli bir mahluktur. Güzel ahlak, saygı, terbiye, hayâ, nezaket ya da daha geniş tarifiyle ruhun dine riayet eder yönde olması anlamlarına gelen edeb, İslam’ın ve İslam Peygamberinin gönderilme gayesini teşkil eder.

            Resulullah (s.a.v.) bir hadisinde “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmaktadır. Bir diğer hadislerinde “Beni Rabbim edeblendirdi, ne güzel terbiye etti” buyuran Peygamber Efendimiz (s.a.v.), müeddibinin Allah (c.c) olması sebebiyle edebin zirve noktasındadır. Bu durum Yüce Allah tarafından Kur’an-ı Kerim’de de: “Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab/21) şeklinde ifade edilmektedir. Hz. Aişe (r.a.) validemize “Resulullah (s.a.v.)’in ahlakı nasıldı?” diye sorulduğunda “Siz Kur’an okumuyor musunuz, O’nun ahlakı Kur’an’dı” buyurmuşlardır. Yüce İslam’ın ilk emri ilim öğrenmek olmasına rağmen, gönderilmesindeki gayenin “Ahlakı tamamlamak” olması, edebi ilimden önce gerekli kılmıştır. Bu husus Yunus Emre’nin,

“İlim meclislerinde aradım, kıldım talep,

İlim geride kaldı, illa edeb, illa edeb.”

dizelerindeki edep vurgusunun, ne kadar da ehemmiyet arzettiğini gösterir.

            Osmanlıdaki dergahlar, edep mektepleri, medreseler, üniversite idi. Hangi kademede olunursa olunsun; her dersin vazgeçilmez ilk maddesi ‘edep’ti. Dergahların kapısında kocaman bir levha olur, üzerinde “Edep Yahu” yazardı.

            Ama şimdilerin eğitim kurumları, çocuklarına ve gençlerine  “iks-kare, ye-kare öğretiyor, öğretmesine de; oturmasını, kalkmasını, konuşmasını ise hiç mi hiç öğretmiyor. Kaynağı İslam olan, kaybolmuş Osmanlı Efendiliği'nden sonra toplumumuz maalesef diplomalı kaba insanlarla, edep ve ahlaktan yoksun kalabalık yığınlarla dolup taşmıştır.

 

            Siyasi arenada yaşanan karşılıklı edep dışı üslüp tarzı, bir ilin mülki amirinin karşısındaki vatandaşı ile diyaloğu, bir ülkeyi idare eden milet meclisinde bulunan vekillerin, birbirlerine ağza alınmayacak kelimelerle, edep dışı söylemlerde bulunmaları; bendenizin topyekün her kesimine “Edep Ya Huu” demeyi icap ettirmiştir. Çünkü artık bu ülkede bırakalım birbirimizle uğraşmayı ve birbirimize laf yetiştirmeyi; bu millletin, bu memleketin asıl gündemine dönelim. Bırakalım aramızdaki kısır döngüleri, siyasi rant kavgalarını, horoz dövüşünü ve dönelim artık işsizlik, asgari ücret gibi bu milleti dar boğazdan çıkaracak mes'elelere. Konuşalım artık hizmet üretecek, yerel yönetim projeleri üzerine. Biraraya gelelim; oturalım ve kavga etmeden, dünyadaki mazlumlar üzerinde yaşanan zalimce katliam ve haksızlıklar karşısında takınacağımız tavrı belirlemek adına. Vazgeçelim artık biribirimize karşı söylenen sözlere karşılık vermeye ve Yunus Emre (k.s.)'nin sözünü hatırlayalım:

 Edebim el vermez edepsizlik edene.

Susmak en güzel cevap, edebi elden gidene!

         

Selam ve dua...          

 

Yazarın Diğer Yazıları