Dünya uzun süredir aktör ilişkileri kapsamında alacakaranlıkta yaşıyor. Ne tam gündüz, ne de gece. Soğuk Savaş bitti denmişti ama aslında sadece isim değiştirdi. Artık diplomatik cümlelerin arasında yürüyoruz. Ve o cümlelerden biri giderek daha sık kuruluyor: “NATO artık gerekli mi?”
Bu soru bir akademik tartışma değil. Bir güvenlik mimarisinin çatırdadığını haber veren ses bu. Çünkü NATO, kağıt üzerinde bir savunma paktı olmaktan çok daha fazlasıydı; korkuların kurumsallaşmış hâliydi. Avrupa’nın, Amerika’ya duyduğu korku kadar; Amerika’nın da Avrupa’yı yalnız bırakma korkusu…
Bugün bu korkular yer değiştiriyor.
ABD, artık Avrupa’yı “koruyan” değil, maliyet hesabı yapan bir güç olarak konuşuyor. “Kimi, neden savunuyorum?” sorusu Washington’da daha yüksek sesle soruluyor. Bu soru sorulmaya başlandığında ittifaklar zayıflar, çünkü ittifaklar çıkarla değil, süreklilikle ayakta kalır.
Avrupa ise uzun süredir bir çelişki yaşıyor: ABD’ye güvenmek istemiyor ama onsuz da uyanmaya cesaret edemiyor. Kendi ordusunu kurmak, kendi savunmasını üstlenmek fikri kulağa hoş geliyor; fakat bedeli ağır. Çünkü güvenlik, en pahalı sigortadır.
NATO’nun asıl krizi de burada başlıyor. Tehditler değişti ama refleksler değişmedi. Rusya hâlâ bir “eski düşman”, Çin yeni bir “belirsizlik”, Orta Doğu ise bitmeyen bir dosya… Fakat bu dosyaların hiçbirinde artık ortak bir irade yok. Herkes aynı masada ama farklı hesaplar yapıyor.
İttifaklar, ortak düşmanla değil ortak gelecek tahayyülüyle ayakta kalır. O tahayyül yoksa, masalar kalır ama birlik dağılır.
Ve şu soruyu sormak gerekiyor:
NATO dağılırsa dünya daha mı güvensiz olur, yoksa zaten güvensiz olan bir dünya mı artık NATO’ya sığmıyor?
Belki de mesele NATO’nun bitmesi değil. Belki mesele, onun temsil ettiği dünyanın bitmesi. Güçlü bir merkez, sadık müttefikler ve net düşmanlar… Bu düzen artık yok. Yerine çok merkezli, çok belirsiz, çok kaygan ve anarşik bir zemin geldi.
Bu zeminde en büyük tehlike, hazırlıksız yakalanmak. Çünkü ittifaklar bir gecede çökmez; ama çöktüklerinde sabah çok erken olur.
Soru şu değil artık:
NATO’suz dünyaya hazır mıyız?
Asıl soru şu:
NATO varmış gibi davranmaya ne kadar daha devam edebiliriz?