Tercih senin…
Mustafa M. Atilla
Çoğu zaman duyarım…
İnsanlar; Allah bana, bize, neden..bazıları gibi kapı açmıyor, neden hep dardayız,neden onlar şunlar çok zengin,neden hep rahatlık ve bolluk içinde yaşıyorlar da biz neden hep sıkıntı içinde yaşıyoruz.Bu konu için
kendi düşüncelerimde biriktirdiğim az çok,yanlış doğru
fikrimi, bu hafta ki köşeme,konu yaptım.
Ayetlerle taçlandırılmış,Dini konularda biriktirdiğim önemli konulardan biri olan“Allah isteyene bu dünyayı,
isteyene öbür dünyayı veririm”konusudur.Bunu bir ayetle hükme bağlamış olması,kulun bu konuda yol ayrımında seçtiği yaşamı mahşer sorgusuna takacağı anlamı taşıyor.
“Allah İsteyene Bu Dünyayı, İsteyene Öbür Dünyayı”
verir ayeti ile insanın yaşamına iki yollu açık, bir yol haritası koyuyor. Bu haritanın çizgisinde inanan ve inanmayan insan profilinin inanç merkezinde ki rengini bu arada yaşarken bile belirlemiş oluyor.
Bu cümle,insanın önüne açık bir harita koyar. Yol ayrımı net tir, tabelalar okunaklı dır. Kimseye gizli bir rota çizilmez.Ama çoğumuz bu haritayı pek dikkate almadan yönümüzü bulmaya çalışırız.
Kimine göre düşünülmesi ve dikkate alınması gereken,
kimine göre basit bir cevapla geçiştirilen inanç ekseninde ki bu konu; ömrün ve sonsuz alemin yönünü de tayin eder.
Kur’an’da bu konuda geçen derin bir ilke vardır:
Yani kapılar kapalı değildir.Yol yasaklı değildir.Tercihler
büyük ölçüde insana bırakılmıştır.
Bugün dönüp etrafımıza baktığımızda, bu ilkenin canlı örneklerini her yerde görürüz. Kimi insan hayatını tamamen dünyaya göre kurar. Daha çok kazanmak, daha iyi yaşamak, daha çok görünür olmak ister. Zamanını, aklını, kalbini bu hedeflere yatırır. Sonunda da çoğu zaman istediğini alır: makam, para, alkış, konfor ama bütün bunlar bu dünyanın sınırları içindedir. Süresi dolan, eskimeye mahkûm kazanımlardır.
Dünya isteyenin önüne içindekiler esirgemeyecek
şekilde serilir.Çalışır, didinir, risk alır, bazen ezer, bazen ezilir ama sonunda eline bir şeyler geçer.Mal,güç,
şöhret,hepsi mümkündür. Allah dünyaya cimrilik yapmaz.Ama bu dünyanın bir huyu vardır: Verdiklerini geri alır.
Bir başkası ise başka bir hesapla yaşar. Yaptığı işi yalnız kazanç için değil, sevap için yapar. Kimse görmese de doğru olmaya çalışır. Kaybeder gibi görünse bile haktan vazgeçmez. Çünkü onun terazisi daha adildir; tartısı bu dünya ile bitmez. O da istediğini ister aslında: Allah’ın rızasını, kalıcı olanı, ahireti.
Yine ahireti isteyen; farklı bir ölçüyle yaşar. Her kazancı kâr saymaz, her kaybı da zarar. Doğru kalmak, temiz kalmak, kul hakkından kaçınmak onun için hep
başarıdır. Kimse alkışlamasa da yolundan dönmez.
Çünkü onun gözü, görünenin ötesindedir.
Burada dikkat çekici olan şudur:Allah kimseye zorla bir
yol dayatmaz.Sen illa ahireti seçeceksin” demez.
Dünya istemek günahtır da demez,ama net bir ayrım yapar:Ne istersen, onun karşılığını alırsın der.
Sorun şurada başlıyor: Biz çoğu zaman ne istediğimizi gerçekten bilmiyoruz. Dilimizle “ahiret” derken, kalbimizle dünyaya tutunuyoruz. İnancımızı süs gibi taşıyıp, tercihlerimizi menfaate göre yapıyoruz. Sonra da “Neden içimiz huzursuz?” diye kendimize sorguda
geri kalmıyoruz.
Çünkü kalp, yönünü bilir.Kalp,kimin için yaşadığını bilir.
nereye gideceğini de bilir,ama hep suskundur.
Burada bir başka zor olan, ikisini aynı anda isteme hâlidir. Hem dünyayı merkez yapıp hem ahireti garanti sanmak,çelişki yaratır. Çünkü bu ayet bize şunu söyler:
Merkez neresiyse, karşılık oradadır.Bu ayetin mesajı aslında sarsıcıdır:Allah adildir. Karşılıksız bırakmaz,
Ama aynı zamanda tarafsızdır; insanın yöneldiği yeri esas alır.
Eğer bütün derdin bu dünya ise, geceni gündüzünü ona veriyorsan, ahireti sürekli erteleyip “sonra bakarız” diyorsan; bu dünya sana açılır. Ama bedeli vardır: doymazlık, tatminsizlik ve bitmeyen bir yorgunluk.
Eğer derdin ahiret ise, bu dünyada elin boş kalmaz ama kalbin dolu olur. Kaybettiğini sandıkların, başka bir yerde karşına çıkar. Çünkü sen hesabını kısa vadeye göre değil, sonsuzluğa göre yapmışsındır.
Belki kendimize sormamız gereken soru şudur?
“Ben ne istiyorum ve bunun için ne ödüyorum?”Çünkü
Allah vermeye hazır ve nazırdır.Mesele, bizim neyi talep ettiğimizdir.Bu dünya mı?Yoksa öbür dünya mı?Belki de sorun, “Neden bana verilmedi?” sorusu değil,
“Ben neyi istedim?” ne verildi sorusunda ki cevaptır.
Seçim hâlâ bizim.
Ben şahsen bu konuda son bir söz söylemem gerekirse,NE İSTERSEN,ONA DOĞRU KOŞARAK YÜRÜRSÜN.
Derim…