Keremke... Anla be adamım
Mustafa M. Atilla
Keremke!
Bizdeki hikaye; Birazda yüzyıldır bitmeyen bir Atatürk yenilgisi husumeti,dilin kullanıldığı bölgede şimdilerde yeniden başlatıldı.
Bu konu aslen bana hiç bir zaman; keremke (buyurun)
dedirmeyecek.
Sevimsiz insanların içlerini kustukları,bir belirsizlik içinde har vurup harman savuran,borç batağı içinde bizim gibi ekonomisini güçlendirememiş ülkelerden biri olan Venezuela'ya çöreklenme hikayesi, alçaklara kan
zevkini tattırıyor.
Bu hikayeyi yazanın ne dediğini önce bir duyalım.
“Beni sınırlayacak tek şey benim ahlakım”,TRUMP,
Dünyaya ahlaksızlığını böyle anlatıyor,meydan okurcasına,
Bugün bizim Amerika'ya keremke diyerek kapıları sonuna kadar açtığımız zaman dilimi olduğu kanaatin
de isek veya anlamakta direnmiyorsak, Venazue’lanın akıbetine yakalanma riskini, Türk, Kürt ve Anadolu'da yaşayan renklerimiz dediğimiz halklara, sıra gelinceye kadar bir defa daha, ZAMAN VARKEN, yeniden masaya yatırma şansı verilmiş olduğunu anlarız.
Çöküşün güçlü ipuçları olan saldırılar, ekonomisi zayıf,
yeraltı, yerüstü zenginliği ağız sulandıran, askeri gücü dışa bağımlı olan ülkelere yapıldığı dikkate alırsak, piyangonun kime vurduğunu, sırasıyla kime vuracağını anlamak da güçlük çekmeyiz.
Amerika’nın korkulu rüyası haline gelen, güçlenme yolunda süratle bilim ve teknolojiye önem veren, rakip Orta Asya Devletleri ve Rusya'ya karşı, ayrıca yanı başımızda ki yeraltı zenginliğini ele geçirmek adına, kalkan yaratılmak istenen bugünkü sinsi planlar için, bizim topraklarımız üzerinde ki operasyonel projelerin devreye sokulduğunu da görmemek zor olmasa gerek..
Tabi sıra ile, yavaş yavaş, usulca, uyuyunca, uykuda
uyuklarken, Filistin, Irak, Suriye'den, Venezuela’dan
sonra, Grönland: Yeşil teknoloji devriminin anahtarı olan, lityum ve nadir toprak elementleri bir yana devasa miktarda petrol ve doğalgaz yataklarının üstünde oturan bu ada ülkesi, nasibini almayı bekliyor.
Bizim durumumuzda olan tek devlet, tek bayrak, tek millet projesi olan “BOP” projesine keremke!!diyecek
olanlara veya ortaklarına, ağam ne buyurduysa o olur diyecek milyonlar varsa, bu projenin ne olduğunu çok iyi bilen, aklından çıkarmayan, milyonlarca vatan sevgisi yüklü aydın insan da var.
Bir varmış bir yokmuş proje hikayesi böyle başlıyor.
Bir Ülkenin Sessiz Çöküşü diye.” Venezuela”…Hep sessiz söylüyorum, aslında çok sesli.. uyku halim,
bitmeyen mücadeleyi sessizleştiriyor şimdilik içimde.. ondan.
Araştırıyorum… bu hikayeyi..
Bir zamanlar Latin Amerika’nın en zengin ülkelerinden biriymiş Venezuela. Petrol denince akla gelen ilk isimlerden, refah ve sosyal devlet vaadinin sembolü
halindeymiş.
Bugün ise adı; boş raflar, hiper enflasyon, göçmen kafileleri ve karanlık sokaklarla anılıyor. Venezuela’nın hikâyesi sadece bir ülkenin değil, yanlış politikaların, aşırı ideolojinin ve kurumların çöküşünün ibretlik öyküsüdür, Kıymetli okurlarım.
“Bundan sonrasını okurken, biraz daha dikkat edelim”
Hikâye, petrol ile başlar. Dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip olmak, Venezuela’yı uzun yıllar boyunca şımarttı. Devlet, petrol gelirlerine yaslandı, üretim çeşitlenmedi, tarım ihmal edildi, sanayi gelişmedi. “Nasıl olsa petrol var” rahatlığı, ülkeyi tek ayak üzerinde duran dev bir yapıya dönüştürdü. O ayak kırıldığında ise düşüş kaçınılmaz oldu.
1999’da Hugo Chavez iktidara geldiğinde, toplumun önemli bir kesimi umutluymuş. Yoksullara seslenen, eşitsizliğe karşı çıkan, sosyal adaleti merkeze alan bir söylemle geniş destek toplamış Chavez. İlk yıllarda petrol fiyatlarının da yüksek olması sayesinde sosyal harcamalar artmış, bir dönem bizde olduğu gibi, sat özelleştir le romantik hava oluşturulmuş, refah kısa süreliğine ortalamaya binmiş, Ancak bu politikalar sürdürülebilir olmamış. Devlet, dağıtmış ama üretmemiş, harcamış ama biriktirmemiş. Yani anlayacağımız cırcır böceği masalı yaratılmış.
Asıl kırılma noktası, kurumların zayıflatılması olmuş, Merkez Bankası bağımsızlığını kaybetmiş, yargı siyasallaşmış, özel sektör “düşman” ilan edilmiş. Devlet, fiyatlara müdahale etmiş “ucuz olsun” diye belirlenen fiyatlar, üreticiyi iflasa sürüklemiş, sonuç mu? Ucuz ekmek yok oldu artık, askıda ekmek vardı. Raflar boşaldı, alım gücü düştü, karaborsa doğdu.
Chavez sonrası dönemde Nicolas Maduro, bu kırılgan yapıyı daha da zorladı. Petrol fiyatlarının düşmesiyle gelirler eridi, ama harcama alışkanlıkları değişmedi.
Açığı kapatmanın yolu olarak para basıldı. Enflasyon kontrolden çıktı, sonra hiper enflasyona dönüştü. İnsanlar maaşlarını aldıkları gün harcamak zorunda kaldı; Çünkü ertesi gün paranın değeri hemen hemen yarıya düştüğünü gördü. Bir ülkenin parası, halkın gözünde kâğıt parçasına dönüşürken, devlet hâlâ “ekonomik savaş” söylemine sarılıyordu.
Bugün Venezuela’da çöküş sadece ekonomik değil; insani bir trajedi. Milyonlarca insan ülkesini terk etti. Doktorlar, öğretmenler, mühendisler… Beyin göçü, ülkenin geleceğini de beraberinde götürdü. Hastanelerde doktor, ilaç yok, okullarda öğretmen yok, sokaklarda umut yok. Bir zamanlar petrol zengini olan ülke, temel gıdaya muhtaç hale geldi.
Venezuela örneği bize şunu net biçimde gösteriyor: Kaynak zenginliği veya özelleştirme tek başına refah getirmiyor. Popülist söylemlerle kısa vadeli alkış toplamak kolaydır, ama bedelini uzun vadede toplum öder. Devletin görevi sadece dağıtmak değil; üretimi teşvik etmek, kurumları korumak ve hukuku ayakta tutmaktır. Ekonomi; ideolojik sloganlarla değil.. akıl, denge ve güvenle yönetilir.
Bu hikâye sadece Venezuela’nın hikâyesi değildir. Aynı hataları yapan her ülke için bir uyarıdır,ikazdır, çünkü ekonomi, doğa kanunları gibidir: Gerçekleri uzun süre inkâr edebilirsiniz, yalanlara boyun eğebilirsiniz ama sonuçlarından asla kaçamazsınız.
Venezuela bugün bunu acı bir şekilde yaşıyor. Sorulması gereken soru şudur: Başkaları bu hikâyeden ders alacak mı, yoksa aynı filmi tekrar mı izleyeceğiz?
Anla be adamım, inat yapma, bu ülkeyi kadim yapan,
yalın ayak cepheye mermi taşıyan, midesinde ki azıcık
çiğ kuru fasulye çorbasını daha hazmetmemişken, yere
yıkılan, vatanını canından çok seven çocuk ve donanarak ölen askerlerin hatırı için anla, cebini düşünmeden anla.
Bu bir sıra gecesi eğlencesi değil. Diyorum.