Kent lokantaları…
Mustafa M. Atilla
Dayanışmanın ve bereketin simgesi Kent lokantalarını
Hafife mi alıyorsunuz,yoksa benim karnım tok,tıka basa dolu,ihtiyacım da yok öyle yerlere diyerek,
önemsiz,anlamsız mı buluyorsunuz.
Hiçte anlamsız bulduğunuzu sanmıyorum, Bilakis! bu
günkü şartlarda düşünülmüş sosyal projelerinin en iyi
lerinden biri,hatta ilki dediğinizi duyar gibiyim.
Bir tabak yemekten fazlasıdır “Kent Lokantaları”
Bazı mekânlar vardır; kapısından girince sadece karnınız değil, içiniz de doyar. Türkiye’nin son yıllarda yeniden keşfettiği kent lokantaları,tam olarak böyle yerler,mekanlar.Ne bir gastronomi iddiası taşırlar ne de sosyal medyada “trend” olma derdindedirler. Ama sessiz sedasız, memleketin en temel meselesine dokundular: İnsanın insanca, onuruyla açlığını giderip, karnını doyura bilmesine imkan tanıyan yerlerdir kent lokantaları.
Kent lokantaları yeni değil aslında. Cumhuriyet’in erken dönemlerinde “halk lokantası”fikriyle doğmuş, dar gelirli yurttaşın sıcak yemekle buluşmasını amaçlamışlardı. Bugün ise bambaşka bir bağlamda, çok daha yakıcı bir ihtiyaçla yeniden hayat buluyor. Artan hayat pahalılığı, boş tencereler, pahalı sofralar… Kent lokantaları bu tablonun ortasında, sessiz ama güçlü bir sosyal politika aracı olarak duruyor.
Bir kent lokantasına girdiğinizde sizi karşılayan şey şatafat değil; düzen, sadelik ve tanıdık bir koku. Mercimek çorbası, kuru fasulye, pilav,et yemekleri, Belki bir gün türlü, ertesi gün makarna. Menü mütevazidir ve güvenle yenecek yemeklerdir.
Orada kimseye “neden buradasın?” diye sorulmaz. Emekli de aynı masada oturur, öğrenci de, asgari ücretle çalışan da. Kravatlı bir memurla inşaat işçisinin yan yana oturması kimseye garip gelmez. İşte bu yan yana geliş, kent lokantalarının belki de en kıymetli tarafıdır.
Bugün Türkiye’de yoksulluk sadece maddi değil,
görünmez olma, yoksulluk, her geçen gün daha derinleşiyor. İnsanlar ihtiyaçlarını,alamadıklarını saklamaya, zorlandıklarını gizlemeye çalışıyor. Kent lokantaları bu utancı ortadan kaldırıyor. Çünkü orası bir yardım mekânı değil; bir halk mekânı. Belediyenin lütfu değil,ihtiyaç sahibi yurttaşın, aşı ve sofrası.
Elbette eleştiriler de var.Devlet lokanta mı işletir diye,
mecliste ki gibi.Özel sektör varken belediyenin işi mi? diyenler çıkıyor. Oysa mesele ticaret değil..mesele kamu yararı. Nasıl ki parklar, kütüphaneler, kreşler varsa,uygun fiyatlı, sağlıklı yemeğe erişim de kamusal bir ihtiyaçtır. Kent lokantaları esnafın rakibi değil, piyasanın insafına terk edilemeyecek bir alanın beklide güvencesidir.
Bir başka önemli nokta da bu lokantaların yarattığı psikolojik etki. İnsan, sıcak bir yemeği makul bir fiyata yiye bildiğini anlayınca hayata biraz daha tutunuyor. Elhamdülillah bugün de doyduk, Allah'a şükür diyebiliyor. Bazen bir tabak yemek, bir insanın gününü kurtarır. Hatta bazen sadece gününü değil, umudunu
yeşertir,hatta hatta açlık korkusunu yenmesini sağlar.
Açsam bile ben yarın gider karnımı kent lokantasında
doyururum der.
Kent lokantaları aynı zamanda bize şunu da hatırlatıyor: Sosyal belediyecilik bir slogan değil, somut bir iştir. Beton dökmekle, sadece büyük projelerle değil; insanın günlük hayatına,refahına dokunmakla anlam kazanır. Tencerede kaynayan yemek, siyasetin en gerçek gündemidir.
Belki de bu yüzden kent lokantaları bu kadar özenle
konuşuluyor. Çünkü herkesin hayatının bir yerinden karşılığı var. Öğrencinin cebinde, emeklinin maaşında, ailenin mutfak masrafında.Fakirin, garip gurebanın ve belki de en çok, insanın “yalnız değilim duygusunda,
belkide açlık korkusunda,cebindeki paranın tasarrufunda,sokakta,caddede umutla yaşanıyor.
Günün sonunda kent lokantaları bize şunu söylüyor: Bir kentin medeniyet ölçüsü, gökdelenleriyle değil; en yoksulunun sofrasıyla anlaşılır. O sofrada bir tabak sıcak yemek varsa, o kent,o ülke hâlâ ayaktadır.O masada karın doyurabilme umudu varsa o kent,o ülke yaşıyordur,o mekanda ocaklar yanıyor,ateşler tütüyorsa,o kentte,o ülkede hala Atatürkçü düşünce varlığını sürdürüyordur.
Amaç neydi;fakir bırakılmış binlerce insana bir nebze de olsa el uzatmak.
Bu gibi sosyal yardımlaşma projeleri,umarım her geçen gün, peşine bir yenisini,bir yenisini daha takar gelir.
Bu projeye karşı çıkan,Özürlü ve ruh sağlığını yitirmiş insanlara rağmen…