Yazıklar olsun
İkram Kali
Koronavirüs salgını hızla yayılıyor daha tehlikeli boyut alıyor.
Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısından sonra Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sesi titreyerek, yutkunarak, gözyaşları içinde acı gerçeklere dikkat çekerek açıklamalarda bulundu. Çünkü bizim bilmediğimiz sıkıntıları o biliyor.
Sağlık Bakanı Koca, mücadeleyi savaş olarak nitelendirerek "Dünyanın bütün ulusları ortak bir düşmana karşı savaşıyor. Bütün ülkeler ayrı bir cephe. Karşımızda sürekli hareket halinde olan, zayıf noktaları tehdit eden bir düşman var. İnsanlık buna ilk kez tanık oluyor. Dayanışma izolasyonla gerçekleşiyor" dedi.
Temas, mesafe, izolasyona dikkat çeken Bakan Koca "Bu üç kelime hayati önem taşıyor. Temas içinde olmayacağız, araya mesafe koyacağız, kendimizi izole edeceğiz. Tıp, temastan kaçın, araya mesafe koy, kendini izole et diyor. Bu temel kural uygulanmazsa diğer tedbirler bizi koruyamaz. Uyguladığınız tedbiri başkasından talep etme hakkınız var. Yakınlarınızı çevrenizi uyarmak gibi bir sorumluluğunuz var. Özgürlüğümüzü kısıtlayan birbirimiz değiliz, özgürlüğümüzü risk kısıtlıyor" diye konuştu.
"Herhangi birimizin tavizi hepimizi ilgilendirecek ciddi sonuçlar demektir. Bu günler şüphesiz geçicidir. Bugün ödevimizi ne kadar iyi yaparsak yarın o kadar övüneceğiz. Başarırsak birlikte gurur duyacağız. Bir yönüyle bu bir halk sağlığı savaşıdır. Hedefimiz bu savaştan en az can kaybıyla çıkmak ve virüsü en erken kontrol altına almaktır" ifadeleriyle Bakan Koca herkesi ödevini yapmaya çağırarak "Virüs başka hastalıklarda görmediğimiz bir hızla ilerliyor. Daha önce bunu böyle bilmiyorduk. Ortalama 2,6, 2,7 kişiye bulaştırır diye düşünüyorduk. İzolasyonun ve hareketsizliğin son derece önemli olduğunu özellikle tekrar altını çizmek istiyorum" ifadelerini kullandı. Ardından virüs vakası görülen şehirlerden, virüs bulaşan sağlık personelinden söz etti.
Bakan Koca özetle gidişatın iyi olmadığını söyledi.
Bilim insanları da salgının önlenmesi ve salgının bulaşmaması için temas, sosyal mesafe, izolasyona vurguda bulunarak "Evde kal" çağrılarında bulunuyorlar.
Doğu ve Güneydoğu'da…
Van'da…
Uyarıları ve virüs bulaşma riskini önemsemeyen insanlar caddelerde, sokaklardalar. Sanki virüs yokmuş, sanki onlara bulaşmayacakmış gibi rahatlar.
Tüm Türkiye'de olduğu gibi Van'da da bankaların, PTT'nin, İş Kurumu İl Müdürlüğü'nün (İŞKUR) önü ana baba günü. Temas, sosyal mesafe uyarılarını dikkate alan yok. Vatandaşlar alacakları para, çekecekleri kredi derdinde. Virüs bana bulaşırsa endişesi rafa kalkmış.
Bu görüntülerin sorumlusu, suçlusu bankalar ve kurumların yetkilileridir.
Bakan Koca, savaştan, riskten, salgının hızla yayılmasından söz ederken, insanlar evlerine kapanırken bankalar, PTT, İşkur önlem almadan insanları kapılarının önüne topluyor. Ne vatandaşı ne de risk altında çalışanları düşünen var.
Dünya virüse karşı aşı bulmaya çalışırken Türkiye'de bazı kurumların ve bankaların kapı öğünlerinde insanların sosyal mesafeyi koruyacak ve temas etmeyecek şekilde işlemlerini yapabilmeleri için hala uygarca bir düzenleme geliştirmemesi düşündürücüdür, ayıptır.
Ya hu hiç bir şey bilmiyorsanız sosyal mesafeyi korumak için kuyrukta olanların arasında sebze halinden kasa, inşaatçılardan strafor balyası, plastik bidon gibi bir bariyer koyun. Bu duruma çözüm üretilememesine insanın aklı almıyor.
Hayret verici şekilde çelişki, umursamazlık yaşanıyor.
Bir taraftan temas, mesafe, izolasyon uyarıları yapılıyor, "Evde kal" çağrılarında bulunuluyor. Diğer taraftan devlet kurumları bankalar kapılarının önünde risk oluşturan insan yığılmalarını ortadan kaldırma zahmetinde bulunmuyorlar.
Bütün Türkiye, yetkililer, yetkisizler bu sorumsuzluğu yalnızca izliyor.
Ne diyelim ki… Basit sorunu çözemeyenlere yazıklar olsun.
Fırsatçılar
Van'da 2019'da ekmeğe yapılan ancak aylardır uygulanmayan zammı koronavirüs salgını sırasında uygulamaya koyan fırıncılar her kesimden büyük tepki çekti. İnsanların işsiz ve gelirsiz kaldığı, iş yerlerinin kapandığı bu günlerde fiyat ayarlamasına gidilmesi fırsatçılık olarak değerlendirildi.
İstanbul'da da benzer durum yaşandı.
Türkiye koronavirüs salgını ile zor günler geçirirken, her gün can kayıpları ve hasta sayısı artarken Kanal İstanbul projesi kapsamında tarihi Odabaşı ve Dursunköy köprülerini taşıma ihalesi salgına rağmen gerçekleştirildi. İhaleye en uygun teklif Altıparmak Mimarlık şirketi verdi.
Fırsatçılık yapılmasına tepkiler çığ gibi büyüdü.
Başka gerekçelerle de olsa sonuçta Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan görevden alındı ve gitti.
Van'daki fırınların ekmeğe zam yapanlarla İstanbul'da ihale yapanlar fırsatçılıkta buluşmuş oldu. Tarih bunları da yazdı.
Felaket yaşanmadan
İşini kaybedenler, iş yerini kapatanlar var. Çektiği kredileri ödeyemeyen esnaflar, vatandaşlar var. Ekim dikim ayı gelmesine rağmen ekin ekemeyen çiftçiler var. Van'da çiftçiler gübre bulamadıklarını söylüyorlar. Güney illerinde turfanda ürününü toplayan ama satamayan üreticiler var. Kontak kapatan taşıma filosu, üretim bantları duran fabrikalar, işlemeyen işletmeler var.
Küçük ve orta düzeydeki esnaf daha zor durumda.
Bunlar ekonomik krize asla dayanamazlar. Esen fırtına alır götürür.
Esnaflar feryat ederek diyorlar ki:
"İş yeri kiraları sosyal olaylara neden olmadan yasal düzenlemeyle dondurulsun. Elektrik, su, doğal gaz, SGK bedelleri de asgari seviyelere düşürülsün. Vatandaş olarak hepimiz yıllardır vergi ve bedel ödüyoruz. Devletimiz bu günlerde sosyal anlayışla vatandaşına sahip çıkması gerekir. Bugün olmayacaksa ne zaman olacak. Zenginliğine zenginlik katanlar da kazançlarından biraz fedakarlık da bulunsun."
Mademki yaşanan bir savaş var bu savaşta devletin vatandaşa, herkesin birbirine destek olması gerekir. Vicdanın, aklın, insanlığın, merhametin devreye girme zamanıdır.
Ama yanlış yapılıyor.
"Kredi çek, borçlanarak ayakta durmaya çalış" formülü tehlikelidir yanlıştır. Kredi çekemeye yönlendirilen esnaflar ve vatandaşlar batağa sürükleniyor. Bankalar da kumar oynuyor.
Esnafı, işsizi, yoksulu ayakta tutacak yaraya merhem olacak gerçekçi düzenlemelere ihtiyaç var. Aksi halde virüsten daha tehlikeli toplumsal felaket günleri yaşanır.
Allah kabul etmez
Salgının yakıp yıktığı bu zor günlerde dayanışma, paylaşma çok anlamlıdır. Gönüllü bağış yapmak güzeldir. Bu günlerde veren el alan elden daha üstündür.
"Biz" olmanın tam zamanıdır.
Lakin…
Utanılacak uygulamalar yaşanıyor.
Örneğin.
Bir kurum işçilerinin yemek bedelini kesip eyyamcılık olsun diye yüksek bağış yapıyor. Çalışanını kapının önüne koyan başka bir kuruluş ise bağışta bulunuyor. Diğer bir firma çalışanın yol parasını kesip sonra bağışta bulunuyor.
İkiyüzlü bağışınızı ne Allah kabul eder ne kul.