Yaratmak Fiili ve Dil Züppeliği
Faik Kumru
Yaratmak fiili, hiç ortada olmayan bir şeyi, yani varlık sahasına merhaba dememiş bir varlığı, göze görünür hale getirmek demektir. Şimdi böyle bir eylemi yapmak, hiçbir insanın gücünün yetmeyeceği büyük bir çalışma olması hasebiyle, olağanüstü bir güç ve kuvvet sahibi olmayı beraberinde getirmektedir.
İster inanalım, ister inanmayalım fark etmez, yaptığımız bir hareketten veya faaliyetten meydana gelen bir ürünü, mahsulü, eseri vesaire, “yaratmak” tabiri ile isimlendirmek hakikate muhalif olmakla eş anlamlıdır. Bizim yaptığımız tek şey, bütün özellikleriyle mevcut olan bir şeye yeni bir elbise giydirmekten başka bir şey değildir. Bütün iş sadece bize kalsa, neye söz geçirebiliriz Allah aşkına. Havada uçan bir sineği çağırın, yanınıza gelecek mi? Veya kanadı koptu diyelim, aynı kanadı kendi özelliğinde yeniden ‘yaratıp’ takabilecek misiniz?
Yaratma işi, ilahi bir iştir. Muhtelif dinlerin, muhtelif inanç sistemlerinin tarif ettiği yaratıcı eliyle olması gayet anlamlı ve yerinde bir ifadedir. Aciz bir beşerin, kabiliyeti sınırlı, melekesi belli alanlara yönelik olarak iş gören insanların, herhangi bir şeyi ortaya çıkarması, bu ortaya çıkan fiili de ‘yaratma’ olarak adlandırması abesle iştigaldir.
İnsan, yetenekleri istikametinde bir mamul üretir, bir sanat eseri inşa eder, heykeltıraş olarak koca taşı yontar ve bir eser meydana getirir, edebi olarak şarkı söyler, türkü çığırır, şiir söyler vesaire. Lakin olmayan bir şeyi yaratamaz. Görünmeyen ve olmayan bir düzeni görünür hale getirerek, “Bunu ben yarattım.” diyemez.
Bazı kalemdaşlar, yazılarında, yaratmak fiilini bazı eylemleri isimlendirmede ve hareketleri tarif etmede cümle içerisinde kullanıyorlar. İşin inanç yönü ayrı olmakla birlikte, kelimenin etimolojik manasını, köken anlamını bilmedikleri anlaşılıyor. Böyle kullanmakla, söyledikleri konular birbiriyle çelişebiliyor ve önemini kaybediyor.
Kelimenin anlamına bakıldığı vakit, en doğru tanımı lügatlerin, sözlüklerin vereceği malum. Yaratmak; yoktan var etmek, halketmek, daha önceden olmayan bir şeyi ortaya koymak ve yapmak gibi anlamları var. Yani, başından sonuna her şeye hâkim olan, istisnasız her şeye sözü geçen müthiş bir kuvvet ve kudret sahibinin yaptığı harika bir iş.
Durum böyle olunca kelimelerin elbiselerini kirletmemek lazım. İnsanın kirli dili her şeyi kirlettiği gibi, önüne her gelen hadiseyi anlatmada kullandığı kelimeleri de katletmeye ve içini boşaltmaya devam ediyor. Kelimelerin kökenine ve kaynağına düşman bir insanı anlarım da inandığını söyleyen bir kişinin, böyle mühim bir yanlışa imza atmasına hiç anlam veremem.
Belki de böyle önemli ve hassas kelimeleri, kendi cephesinden önemliymiş gibi gördüğü düşük meseleler için kullanarak, bazı kitlelere şirin gözükme isteği olabilir. Benliğini saran aşağılık kompleksinin gereği olarak, bastırılmış hislerini de ortaya çıkarmış olabilir.
Buna düpedüz dil züppeliği denir. Bu öyle bir çukurdur ki, bu çukura düşen kendisini zirvede zannedebilir. Her şeyden evvel herkesin, özellikle de eli kalem tutan kişilerin, dili katleden ve dili bir sermaye aracı haline getiren böyle kimselere prim vermemesi ve teşvik etmemesidir. Bir dilin katliamı böyle vurdumduymaz kişilerin eliyle gerçekleştirilmektedir.
Her kalem erbabının kullandığı kelimeye dikkat etmesi, bir milletin geleceği açısından oldukça önemli bir iştir. Bir milleti ayakta tutan, o milletin, o millet olması için yegane unsurların başında kendi dili ve dolayısıyla kullandığı kelimeler olduğu herkese aşikar bir durumdur. Asırlar öncesinde yaşayan insanları anlayabilmenin en başta gelen delili, o insanların kendi dönemlerinde yazdığı eserler ve konuştuğu kelimeler ve bunların hepsini kendi çatısı altında toplayan kendi otantik dilidir.
Her millet için geçerli olan bir temeldir ki, kendi dilini berbat eden, kötü kullanan, bilerek tahrif eden ve bozan o kadar çok kadir bilmez var ki bu kişilere dikkat çekmek oldukça elzem bir durumdur. Şimdi bu kişilere sorsan, onlardan duyacağımız söz aşağı yukarı aynıdır; “Modernlik anlamında, modern zamanlarda, dili de modernleştirmek ve yenilemek lazım.” diyeceklerdir.
Masum görünen bu talep, oldukça çirkin ve oldukça iki yüzlü bir seslendirmedir. Kim neyi derse desin, kim neyi düşünürse düşünsün, bir milletin değerli kelimeleri, böyle kişilerin kirli dilleriyle yarınlara canlı çıkamaz ve tez vakitte kelimeler mezarlığına gömülür. Böyle kelime katillerinin ve dil züppelerinin herkes tarafından bilinmesi ve kötü niyetlerinin anlaşılması çok önemli bir hususiyettir.
Dile getirilen bu konular sade bugünün değil, her dönem yaşayan bir kirlenmenin neticesidir desek yalan olmaz. Her asırda yaşanan ‘dilde yenilenme çalışmaları, yeni dil’ adı altında ortaya çıkan ama bütün bir milleti ve ferden ferda herkesi alakadar bir çok önemli bir bahistir. Öyle konuşulup geçilecek bir konu değildir. Bu hayati hususun her aşaması herkesi alakadar etmektedir, özellikle de gelecek kuşakları.
Bu yenilenme kapsamında ele alınan düzenleme hareketlerinde öne çıkan isimlere bakıldığı vakit, yeni bir şeyler ortaya koymayı değil, milletin kelime haznesinde biriken mücevher değerinde her ne varsa kökünden yıkmaya ve kökünden kurutmaya ant içmiş kişiler karşımıza çıkıyor. Yaşadığımız çağa bakıldığı zaman elli sene öncesinde konuşulan kelimelere ‘yabancı’ diyen bir nesille karşı karşıya bulunmaktayız.
Bir dilde yanlış konuşulan veya yanlış kullanılan bir kelime, ileride müthiş dil yanlışlarına düşülmesine, edebiyatın anlaşılmamasına, dilin küçülmesine, yaşamış olan dil ehli ve gönül erbabı kişilerin bıraktığı mesajların yerini bulamayacağı korkusunun derinden hissedilmesi gerekmektedir.
Bu mesele küçük gibi görünen ama bir milletin zaviyesinden, açısından bakıldığında oldukça büyük bir meseledir. En küçük bir harf yanlışına bile müsaade edilmemesi herkesçe dikkate alınması gereken bir hassasiyettir.
Sadece bir kelime değil, daha birçok kelimeyi de aynı akıbet beklemektedir. Yavaş ve sinsi bir şekilde devam eden bir faaliyet çerçevesinde gerçekleştirilen bu seviyesi düşük işlerin ve art niyetli kişilerin önlerinin alınması, kalemi temiz ve sağlam kişilere düşmektedir. Dilimizin geleceğini sağlam temeller üzerine inşa etmek kalemi muhkem, yüreği de kendi dilinin sevgisiyle dolu diğerkam gönüllerin eliyle olacağı beklenmektedir.