Erol Çelik

İlk Ödül

Erol Çelik

(Bir Çocuğun Hatıraları)

Beden eğitimi öğretmenimiz bazen bizi spor salonunun dışına çıkarır, okuldan uzaklaştırır, sonra da okula kadar koştururdu. Kendi de bizimle koşarken bazen öne geçer, bazen arkada kalır notlar alırdı. Birgün, elma bahçesine götürdü. “Buradan spor salonunun önüne kadar koşacaksınız” dedi.

Bahçeden asfalta çıkacağımızı oradan koşmaya başlayacağımızı düşünmüştük. Ağaçların arasından otların içinde, arkları atlayarak, keseklere basarak koşmamızı istediğini öğrenince şaşırdık. 

Okul en az iki kilometre olan mesafede tepedeydi. Çok yorucu olurdu. Sporcu değildik, bu kadar yorucu bir koşu yaptırmasına bir anlam veremedik. Asfaltta koşalım önerisini kabul etmedi. “İsteyen koşar isteyen koşmaz, bu koşunun sonucunda ders notu vereceğimi unutmayın” dedi. 

Nedenini bilmesem de birkaç haftadan beri olduğu gibi o gün de yine gözünün üstümde olduğunu fark ettim. Bu tutumu beni ürkütmedi, teşvik de etmedi. “Ders notum yedi olmaz altı olur” diye düşündüm. Elbette en yüksek notu almak isterdim. Alamazsam “bu kadar yapabilmişim” der, sonrakinde daha iyi olmaya çalışırdım. 

Kendimi biliyordum, öğretmenimin de bildiğine emindim. O güne kadar hiç geride kalmıştım ama öne de çıkamamıştım. Yine geride kalmayacağıma inanıyordum ama bu bana yetmiyordu artık. İlk onun içinde olmayı kafaya koydum. Start düdüğüyle koşmaya başladık. Hızlı çıkamadım. Epey bir mesafeyi arkada koşunca ilk ona girme umudum kalmadı. 

Adımlarımı hızlandırmazsam arkadan kurtulamaz, belki de sonuncu olurdum. Bütün gücümle, adımlarımı daha hızlı daha uzun attım. Her adımımda ayak tabanıyla yere bastım, parmak ucuyla öne fırladım. Kollarımı adımlarıma uyumlu bir şekilde hareket ettirdim. Kollarım yana düşerse adımlarımın da düşeceğini biliyordum.

Bir kilometre kadar koştuktan sonra arkalardan kurtuldum, ortalarda koşanlara dahil oldum. Bu, beni biraz daha umutlandırdı. Yeniden ilk onu hedefledim. Son üç yüz metreye geldiğimizde herkesin birer birer dökülmeye başladığını fark ettim. Bu durum beni tetikledi. Finiş çizgisine vardığımda dördüncü olduğumu bilmeden kendimi yere bıraktım. 

Yerde o şekilde kaç dakika kaldığımı bilmeden bir arkadaşım elimden tutup kaldırdığında öğretmenim oradaydı. Bana baktı, “beklediğimden iyiydin” dedi, hafta sonunda yapılacak olan okul koşusuna hazırlanmamı istedi. 

Okul koşusu sınıf koşusuna benzemezdi. Her sınıftan onlarca öğrenci katılabilirdi. Atletizm takımında olan koşucuların yanında esamem okunmazdı. Okul takımına girme gibi bir düşüncem olmadığından koşuya katılmak istemedim. Öğretmen “itiraz istemem” dedi. 

Hafta sonu geldiğinde koşuya katılanları okulun otobüslerine doldurdular. Küçükleri bin, yıldızları bin beş yüz, büyükleri iki bin beş yüz metrede indirdiler. Önce küçük kızlar başladılar koşmaya. Ardından sıra bizdeydi. 

Müsabaka öncesi ısınmanın çok önemli olduğunu duymuştum. Herkes ısınmayı aklına getirmeden koşunun başlamasını bekliyordu. İlginç olan okul takımında olan atletler de ısınmıyorlardı. Belki de kendilerine güveniyor, bizleri önemsemiyor ve bu sebepten bir iki el kol hareketiyle ısınmayı yeterli görüyorlardı. Ben yerimde durmuyor, kendimi yormadan yüz elli, iki yüz metre koşuyor, start alanına dönüyordum. Koşu başlayıncaya kadar bu şekilde üç veya dört tur attım. 

Verilen startla birlikte tempomu korudum, ilk başta ne çok ileri çıktım ne de geride kaldım. Aslında ilk başta ileri çıkmak istedim. Yokuşta çabuk yorulurum korkusuyla tempomu korurken öndeki guruptan kopmamaya da gayret ettim. Son dört yüz metreden sonra öne geçmeye çalıştım. 

Bazen ben, bazen okul takımından iki kişi öne geçti. Bezen adım farkıyla birbirimizi takip ettik. Son iki yüz metre yokuş değildi. Düz ovada koşar gibi koşmaya başladım. Okul takımında olan arkadaşları tek tek geride bıraktım. Önümde olan tek kişiyi finiş çizgisine üç adım kala geçtim. 

Nefesim kesilmişti, son nefesimi alıyordum sanki. Ellerimi yumruk yapıp havaya zıplayarak sevincimi yaşayabilecek durumda değildim. Secdeye gider gibi ellerimi dizlerimin üstüne koydum, nefes almaya çalıştım.

Bu durum fazla sürmedi. Sevincimi paylaşmak isteyen arkadaşlarımın arasında kaldım. Birinci olan ben değildim, onlardı sanki. Bu kadar sevindiren belki de okul takımında olanları da geride bırakmış olmamdı. 

Ödülden haberim yoktu. Ziya Gökalp’ın “Kızıl Elma” adlı eseriyle ödüllendirilmem sürpriz olsa da asıl sürpriz öğretmenimin sözleriydi: “Bugünden itibaren okul takımındasın.”

Yazarın Diğer Yazıları