Yunus Türkoğlu
Köşe Yazarı
Yunus Türkoğlu
 

Vaktiyle Van…

1970’lerin Van’ını, içtimai şartlarını hatırlayanlar gitgide azalıyor. Son kırk yıl içinde her yönden değişim hızlı ve yıkıcı oldu. Yıkıcı derken o canım kerpiç ev ve dükkânların katliama uğrayıp tarumar edilmesini kastediyorum. Önceleri yavaş, sonra tempoyu artırarak devam eden bir değişim.  Bu yıllarda en yaygın mesken tipi kerpiç yapılı, toprak damlı tek veya iki katlı evlerdi. Van insanı; müstakil kapısı olan, küçükte olsa mutlaka bahçeli evde yaşamaya alışıktı. Apartman kültürü henüz hayatımıza girmemişti. Maraş Caddesi ile İskele Caddesi’nde tek tük apartmanlar mevcuttu. Van evlerinin bir özelliği avluların bahçe tarafında olmasıydı. Müstakil olan kapısı sokağa açılır, evin içinden geçilir arka kapıdan avluya veya bahçeye çıkılırdı. Batı illerinde ve Güneydoğu evlerinde çoğunlukla avlu ön tarafta olur. Yazın hayat genellikle avlu ile bahçede geçerdi. Bahçelerin olması suya bağlıydı. Buna mukabil, Sıhke Gölü’nden gelen pırıl pırıl sular kanallardan akar bahçeleri sulardı. Bazı evlerde yerli ırk inekler olur, Mahalleli sütünü, yoğurdunu buralardan temin ederdi. Bizler yetişemedik ama, vakti zamanında iyi cins at saklayan ailelerde oldukça fazlaymış. Van’a, üçü karayolu, biri deniz yolu olmak üzere dört taraftan giriş vardı. Edremit tarafından gelirken tabela Hava Alanı kavşağında, Gürpınar’dan gelirken Hacı Bekir Kışlası önünde, Erciş tarafından şehre girerken un fabrikasına varmadan bizi karşılardı. Tatvan üzerinden deniz yoluyla İskele’ye inişte tabela yoktu. Böyle bir alan içinde bugünkünün onda biri kadar bir nüfus yaşıyordu. O yıllarda şehrin nüfusu yüz binin biraz üzerindeydi. Doğrusunu isterseniz asayiş fevkaladeydi. İnsanlar arasında sevgi ve saygı mükemmeldi. Yine de yaşlılar bu şartları beğenmez hep eski günlerdeki yaşantıdan dem vururlardı. Örnek nezaket ve terbiyeden bahsederlerdi. Adab-ı muaşeretin kalmadığını söylerlerdi.  Şimdi bizlerin yeni nesillere söylediği gibi… Van, sessiz, gürültüsüz ve sakin bir şehirdi. Erek Dağı yamaçlarında davarlarını güden Merhum Nahırcı Ali, efkârlanıp Kürtçe bir uzun hava okusaydı, taaa Meteoroloji Mahallesi’nden duyulurdu.  İnsan sesi var fakat makine sesi pek nadirdi. Belli caddelerden otobüsler geçerdi. Otomobil fazla yoktu olanların büyük bir kısmı da taksiydi. Az miktarda hususi otomobil vardı. İnsanlar yürümeyi sever iş ile ev arasında genellikle yürürlerdi. Bisiklet sevdalısı büyüklerimiz vardı. İnsanlar, yürürken biri birlerini görür selamlaşır hal hatır sorarlardı. Bunun neticesinde muhabbet hâsıl olurdu. Bizim sokaktan gidip- gelen Erek ve Haraba Mahalle sakinlerini hep tanırdık.    O yıllarda sokağımızda yaşayan büyüklerimizin ad veya aile lakaplarını bir nefeste sayan değerli okurum ve mahallelim Mürsel Alkan’a kulak verelim: “Tahta Köprü’den gelince Çalık Sokağı başında; Öğretmen Mithat Atmaca, Perdeci Selahattinler, Lokantacı Cenap, Taksici Ahmet Toprak, Şevket hoca, Tütüncüler, Hacı Hüsnü Yaşar, Kamyoncu Aydın ve Şevket kardeşler, Cevdet amca, hanımı Saadet teyze ve oğulları Çiçi, Kuşçu büyük İhsan ve anası Rabiye Eze, Leblebici Ömer, Pineciler, Muhtar Zekeriya, Terzi Refik amca, Sıddık Ağa,  faytoncu Kadir ve annesi Çeşminaz teyze, Faytoncu Sabri, kalabalık akraba topluluğu Medolar, Hamaloğlu Mustafa, Raif bey, Giritler ve en kalabalık akraba topluluğu Şaheler… Esat Ağalar, Pala Aziz amca, Demirci Mecit, Eşekcioğulları, Alihan amca, Dava Vekili Kemal amca, Hoyluoğulları, at arabacı Abdurrahman amca, Türkoğulları, Tefonun Refika abla ve Memi Tepesi’nden Haraba Mahalle’ye akan sevgi…” Kimler geldi, kimler geçti! Ölenleri rahmetle anıyorum, hayatta olanlara sağlık ve sıhhat diliyorum.                   Mürsel Alkan, Rabbim ne muradın varsa versin… Artık dünyanın her tarafı böyle! Bunun için Van için elimizden geleni yapmalıyız. Buna değer çünkü. Allah’ın bahşettiği eşsiz güzellik ve coğrafya içindedir. Medeniyet, tarih ve kültür merkezidir. Birçok alanda âlim, sanatkâr ve siyasetçi yetiştirmiş ilim ve irfan beldesidir. Sayın Valimizin üstün gayretleri ve özverili çalışmaları sonucu büyük öneme haiz olan Vangölü’nün kirlenmesini durduran arıtma tesisi, Tekel Binası restorasyonu, turizm konusu ve diğer birçok hizmetleri unutulmayacaktır.   Kanunlar çerçevesinde betonlaşmanın bir nebzede olsa önlenmesi mümkün mü acaba? Diye düşünmeden de geçmek istemiyorum... Sayın Valim, Peygamber Efendimiz-Aleyhi ve sellam’a- komşu olasınız İnşaallah… Anadolu’nun her bir karışı, neresi olursa olsun, hizmet eden kişiler asla unutulmayacaktır. Bu da kısa olan insan hayatı için büyük bir mazhariyettir. Kışla Caddesi'ndeki Özlem Çay Bahcesi personeli ve bahçede çay içmekte olan dostlara selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Sağlıcakla kalınız.
Ekleme Tarihi: 08 Eylül 2021 - Çarşamba

Vaktiyle Van…

1970’lerin Van’ını, içtimai şartlarını hatırlayanlar gitgide azalıyor. Son kırk yıl içinde her yönden değişim hızlı ve yıkıcı oldu. Yıkıcı derken o canım kerpiç ev ve dükkânların katliama uğrayıp tarumar edilmesini kastediyorum. Önceleri yavaş, sonra tempoyu artırarak devam eden bir değişim.

 Bu yıllarda en yaygın mesken tipi kerpiç yapılı, toprak damlı tek veya iki katlı evlerdi. Van insanı; müstakil kapısı olan, küçükte olsa mutlaka bahçeli evde yaşamaya alışıktı. Apartman kültürü henüz hayatımıza girmemişti. Maraş Caddesi ile İskele Caddesi’nde tek tük apartmanlar mevcuttu.

Van evlerinin bir özelliği avluların bahçe tarafında olmasıydı. Müstakil olan kapısı sokağa açılır, evin içinden geçilir arka kapıdan avluya veya bahçeye çıkılırdı. Batı illerinde ve Güneydoğu evlerinde çoğunlukla avlu ön tarafta olur.

Yazın hayat genellikle avlu ile bahçede geçerdi. Bahçelerin olması suya bağlıydı. Buna mukabil, Sıhke Gölü’nden gelen pırıl pırıl sular kanallardan akar bahçeleri sulardı.

Bazı evlerde yerli ırk inekler olur, Mahalleli sütünü, yoğurdunu buralardan temin ederdi. Bizler yetişemedik ama, vakti zamanında iyi cins at saklayan ailelerde oldukça fazlaymış.

Van’a, üçü karayolu, biri deniz yolu olmak üzere dört taraftan giriş vardı. Edremit tarafından gelirken tabela Hava Alanı kavşağında, Gürpınar’dan gelirken Hacı Bekir Kışlası önünde, Erciş tarafından şehre girerken un fabrikasına varmadan bizi karşılardı. Tatvan üzerinden deniz yoluyla İskele’ye inişte tabela yoktu. Böyle bir alan içinde bugünkünün onda biri kadar bir nüfus yaşıyordu. O yıllarda şehrin nüfusu yüz binin biraz üzerindeydi.

Doğrusunu isterseniz asayiş fevkaladeydi. İnsanlar arasında sevgi ve saygı mükemmeldi. Yine de yaşlılar bu şartları beğenmez hep eski günlerdeki yaşantıdan dem vururlardı. Örnek nezaket ve terbiyeden bahsederlerdi. Adab-ı muaşeretin kalmadığını söylerlerdi.  Şimdi bizlerin yeni nesillere söylediği gibi…

Van, sessiz, gürültüsüz ve sakin bir şehirdi. Erek Dağı yamaçlarında davarlarını güden Merhum Nahırcı Ali, efkârlanıp Kürtçe bir uzun hava okusaydı, taaa Meteoroloji Mahallesi’nden duyulurdu.

 İnsan sesi var fakat makine sesi pek nadirdi. Belli caddelerden otobüsler geçerdi. Otomobil fazla yoktu olanların büyük bir kısmı da taksiydi. Az miktarda hususi otomobil vardı. İnsanlar yürümeyi sever iş ile ev arasında genellikle yürürlerdi. Bisiklet sevdalısı büyüklerimiz vardı.

İnsanlar, yürürken biri birlerini görür selamlaşır hal hatır sorarlardı. Bunun neticesinde muhabbet hâsıl olurdu. Bizim sokaktan gidip- gelen Erek ve Haraba Mahalle sakinlerini hep tanırdık.   

O yıllarda sokağımızda yaşayan büyüklerimizin ad veya aile lakaplarını bir nefeste sayan değerli okurum ve mahallelim Mürsel Alkan’a kulak verelim:

“Tahta Köprü’den gelince Çalık Sokağı başında;

Öğretmen Mithat Atmaca, Perdeci Selahattinler, Lokantacı Cenap, Taksici Ahmet Toprak, Şevket hoca, Tütüncüler, Hacı Hüsnü Yaşar, Kamyoncu Aydın ve Şevket kardeşler, Cevdet amca, hanımı Saadet teyze ve oğulları Çiçi, Kuşçu büyük İhsan ve anası Rabiye Eze, Leblebici Ömer, Pineciler, Muhtar Zekeriya, Terzi Refik amca, Sıddık Ağa,  faytoncu Kadir ve annesi Çeşminaz teyze, Faytoncu Sabri, kalabalık akraba topluluğu Medolar, Hamaloğlu Mustafa, Raif bey, Giritler ve en kalabalık akraba topluluğu Şaheler…

Esat Ağalar, Pala Aziz amca, Demirci Mecit, Eşekcioğulları, Alihan amca, Dava Vekili Kemal amca, Hoyluoğulları, at arabacı Abdurrahman amca, Türkoğulları, Tefonun Refika abla ve Memi Tepesi’nden Haraba Mahalle’ye akan sevgi…”

Kimler geldi, kimler geçti! Ölenleri rahmetle anıyorum, hayatta olanlara sağlık ve sıhhat diliyorum.                  

Mürsel Alkan, Rabbim ne muradın varsa versin…

Artık dünyanın her tarafı böyle! Bunun için Van için elimizden geleni yapmalıyız. Buna değer çünkü. Allah’ın bahşettiği eşsiz güzellik ve coğrafya içindedir. Medeniyet, tarih ve kültür merkezidir. Birçok alanda âlim, sanatkâr ve siyasetçi yetiştirmiş ilim ve irfan beldesidir.

Sayın Valimizin üstün gayretleri ve özverili çalışmaları sonucu büyük öneme haiz olan Vangölü’nün kirlenmesini durduran arıtma tesisi, Tekel Binası restorasyonu, turizm konusu ve diğer birçok hizmetleri unutulmayacaktır.  

Kanunlar çerçevesinde betonlaşmanın bir nebzede olsa önlenmesi mümkün mü acaba? Diye düşünmeden de geçmek istemiyorum...

Sayın Valim, Peygamber Efendimiz-Aleyhi ve sellam’a- komşu olasınız İnşaallah…

Anadolu’nun her bir karışı, neresi olursa olsun, hizmet eden kişiler asla unutulmayacaktır. Bu da kısa olan insan hayatı için büyük bir mazhariyettir.

Kışla Caddesi'ndeki Özlem Çay Bahcesi personeli ve bahçede çay içmekte olan dostlara selam ve sevgilerimi gönderiyorum.

Sağlıcakla kalınız.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.