Yunus Türkoğlu
Köşe Yazarı
Yunus Türkoğlu
 

Son Atlı Kızaklar!

ggg Kar yağar toprakla buluşur, akabinde bir kış masalı başlamış olurdu… Otuz, kırk, elli yıl önceki kışlar bir başka olurdu Van’da… Diz boyuna yükselen lapa lapa yağan karla kapanmış yollar, omzunda macrefesiyle gezen toprak dam süpürücüleri, dünyayla alakası kesilmiş bir belde… Tertemiz hava, annelerin yaptığı tadına doyulmaz “Bulgur aşı” kokusunun sokaklarda tütmesi… Tüylerini kabartarak telgraf tellerine tünemiş ısınmaya çalışan serçeler, buzdan kılıcını kuşanmış şoratanlar, pırıl pırıl gökyüzü, geceleri yıldızların parlaklığı, İskele Caddesi’nin beyaza boyanmış kavakları, Vangölü mavisiyle kar beyazının sonsuz uyumu, muhteşem Erek Dağı, yorganına bürünmüş uyuyan gizemli Van Kalesi ve son atlı kızaklar… Van’da her yıl olmasa bile ekseriye kışlar böyle hüküm sürerdi. Şimdi birçok sebepten dolayı kar az yağıyor! Niçin? Bazı sebeplerden; En önemlisi iskânlar seyrekti ve bunların atmosferi ısıtması mevzubahis değildi! Nüfus yüz yirmi bin civarındayken bugün on katı artmış vaziyette! Şehirde yer yer büyük bahçeler, arsalar ve açık alanlar mevcuttu, şehrimiz çepeçevre boşluktu. Üstelik çok az nakil vasıtası, kamyon ve otobüs mevcuttu. Otomobil ve minibüs yok denecek kadar azdı. Sokaklar pek tenha ve zemin topraktı. Böyle bir şehirde kışlar gönlünce yaşayabiliyordu! Bağlara, tarlalara, toprak damlara, mühre duvarların üzerine ve ağaçların dallarına kar yağar, bizimle beraber bahara kadar kalırdı. Yolların, evlerin kenarlarında adam boyu kar birikir, toprak kara doyardı! Şimdilerde kar yağınca beton ormanının içinde kalmak istemiyor! Bir-iki gün içinde eriyip cadde ve sokakların kenarlarından telaşla toprağa doğru akıp gitmeye çalışıyor! Eski kışlarda kar yağdıktan sonra “Atlı kızakları” çıkarmanın vakti gelirdi. Bunlar, Akköprü’den, Tebrizkapı’dan, Sıhke’den, bilmem belki de Hafiziye’den, Şahbağı’ndan, Şamranaltı’dan Van merkeze doğru sabahları hayranlık uyandıran manzaralar sergileyerek gelir, ikindi namazından sonra aynı şekilde geri dönerlerdi. Yine o gece sabaha kadar lapa lapa kar yağmıştı. Sabah uyandığımızda diz boyunca kar yağdığını sevinçle müşahede etmiştik. Komşulardan bazıları zorda olsa damlarını süpürmeye çalışırken, bazıları da evlerinin önünü temizlemeye çalışıyordu. Karlar altında kalan sokağımız ıssızlığa bürünmüş ve hayat durmuş gibiydi. Kuşluk vaktinde güneş sokağımıza yağan karların üzerinde parlamaya başlamıştı. Rahmet ile bereketin harman olduğu güzel bir gün daha başlıyordu... Sıkıca giyinmiş birkaç çocuk kapı önünde durmuş, meraklı gözlerle yolu kolaçan ediyordu! Şartlar onun gelip geçeceği zamanı işaret ediyordu. Biz çocukları çok mutlu edecek efsane bir nakil aracının sokağımızdan bugün geçmesi gerekiyordu. Bu her zaman yaşanan bir vakia değildi. Senede birkaç hafta şahit olabileceğimiz nadir olaylardandı. Buna mukabil fırsat kaçmamalıydı. Vakit yaklaştıkça heyecanımız artmaya başlıyordu! Heyecanlanmakta haklıydık, zira unutamayacağımız manzaralar sunacak o anı bekliyorduk! Nefeslerimizi tutmuş onun gelmesini bekliyorduk… Neyi beklediğimizi tahmin ettiniz! Beklediğimiz Erek ve Haraba Mahalle’den gelecek olan atlı kızaklardan biriydi. Bunlar sabahları mahallemizden geçip çarşıya doğru seyrüsefer ederlerdi.   Nihayet, onlardan birinin karları yara yara bize doğru ilerlediğini gördük. Biri ak, diğeri al donlu iki beygir yolların tek hâkimi olduklarını biliyormuşçasına mağrur ve asil bir şekilde ilerliyorlardı! Yerde biriken kar nedeniyle nal sesleri de olmayınca denizde yüzen kuğu misali sessizce önümüzden süzülüp geçmekteydiler! Bizlerde büyülenmiş gibi gözlerimizi onlardan alamıyorduk! Bu an çocukluğumuzun unutulmazları arasında yer eden müstesna vakitlerindendi!  Ve gözden kaybolup gidinceye kadar peşinden hasretle bakakalırdık. Dönüşlerinde rast gelirsek belki bir daha izleme şansımız olabilirdi! O günlerden sonra bir daha da atlı kızakları görme şansımız olmadı! Birçok güzellik gibi oda zamana ve teknolojiye yenik düşüp sessizce hayatımızdan çekip gitmişti…   “Son Mohikan, Astekler’in sonuncusu, Son İmparator”  bunlarda yetmişli yıllarda Van’ın cadde ve sokaklarında unutulmaz geçit törenleri yapan “Son Atlı Kızaklardı!” Yeni neslin bunları tanıması adına; Devlet desteğiyle şartları uygun olan merkez köylerimizin birinde turizme yönelik atlı kızaklar tekrardan hayata geçirilebilir mi? Unutulmuş bu kültürümüz Van’da yeniden yaşatılabilir mi? Diye düşünmeden de edemiyorum… Bizim yaş gurubumuz atlı kızakların ancak sonuna yetişebildi. Bu filmin son sahnesiydi ve “Biz büyüdük kirlendi dünya!” Virüs musibetine musab olan hastalara Rabbim Muafi ismiyle afiyet nasip etsin.
Ekleme Tarihi: 30 Aralık 2020 - Çarşamba

Son Atlı Kızaklar!

Kar yağar toprakla buluşur, akabinde bir kış masalı başlamış olurdu…

Otuz, kırk, elli yıl önceki kışlar bir başka olurdu Van’da… Diz boyuna yükselen lapa lapa yağan karla kapanmış yollar, omzunda macrefesiyle gezen toprak dam süpürücüleri, dünyayla alakası kesilmiş bir belde… Tertemiz hava, annelerin yaptığı tadına doyulmaz “Bulgur aşı” kokusunun sokaklarda tütmesi… Tüylerini kabartarak telgraf tellerine tünemiş ısınmaya çalışan serçeler, buzdan kılıcını kuşanmış şoratanlar, pırıl pırıl gökyüzü, geceleri yıldızların parlaklığı, İskele Caddesi’nin beyaza boyanmış kavakları, Vangölü mavisiyle kar beyazının sonsuz uyumu, muhteşem Erek Dağı, yorganına bürünmüş uyuyan gizemli Van Kalesi ve son atlı kızaklar…

Van’da her yıl olmasa bile ekseriye kışlar böyle hüküm sürerdi. Şimdi birçok sebepten dolayı kar az yağıyor! Niçin? Bazı sebeplerden; En önemlisi iskânlar seyrekti ve bunların atmosferi ısıtması mevzubahis değildi! Nüfus yüz yirmi bin civarındayken bugün on katı artmış vaziyette! Şehirde yer yer büyük bahçeler, arsalar ve açık alanlar mevcuttu, şehrimiz çepeçevre boşluktu. Üstelik çok az nakil vasıtası, kamyon ve otobüs mevcuttu. Otomobil ve minibüs yok denecek kadar azdı. Sokaklar pek tenha ve zemin topraktı. Böyle bir şehirde kışlar gönlünce yaşayabiliyordu!

Bağlara, tarlalara, toprak damlara, mühre duvarların üzerine ve ağaçların dallarına kar yağar, bizimle beraber bahara kadar kalırdı. Yolların, evlerin kenarlarında adam boyu kar birikir, toprak kara doyardı! Şimdilerde kar yağınca beton ormanının içinde kalmak istemiyor! Bir-iki gün içinde eriyip cadde ve sokakların kenarlarından telaşla toprağa doğru akıp gitmeye çalışıyor!

Eski kışlarda kar yağdıktan sonra “Atlı kızakları” çıkarmanın vakti gelirdi. Bunlar, Akköprü’den, Tebrizkapı’dan, Sıhke’den, bilmem belki de Hafiziye’den, Şahbağı’ndan, Şamranaltı’dan Van merkeze doğru sabahları hayranlık uyandıran manzaralar sergileyerek gelir, ikindi namazından sonra aynı şekilde geri dönerlerdi.

Yine o gece sabaha kadar lapa lapa kar yağmıştı. Sabah uyandığımızda diz boyunca kar yağdığını sevinçle müşahede etmiştik. Komşulardan bazıları zorda olsa damlarını süpürmeye çalışırken, bazıları da evlerinin önünü temizlemeye çalışıyordu. Karlar altında kalan sokağımız ıssızlığa bürünmüş ve hayat durmuş gibiydi.

Kuşluk vaktinde güneş sokağımıza yağan karların üzerinde parlamaya başlamıştı. Rahmet ile bereketin harman olduğu güzel bir gün daha başlıyordu... Sıkıca giyinmiş birkaç çocuk kapı önünde durmuş, meraklı gözlerle yolu kolaçan ediyordu! Şartlar onun gelip geçeceği zamanı işaret ediyordu. Biz çocukları çok mutlu edecek efsane bir nakil aracının sokağımızdan bugün geçmesi gerekiyordu. Bu her zaman yaşanan bir vakia değildi. Senede birkaç hafta şahit olabileceğimiz nadir olaylardandı. Buna mukabil fırsat kaçmamalıydı.

Vakit yaklaştıkça heyecanımız artmaya başlıyordu! Heyecanlanmakta haklıydık, zira unutamayacağımız manzaralar sunacak o anı bekliyorduk! Nefeslerimizi tutmuş onun gelmesini bekliyorduk… Neyi beklediğimizi tahmin ettiniz! Beklediğimiz Erek ve Haraba Mahalle’den gelecek olan atlı kızaklardan biriydi. Bunlar sabahları mahallemizden geçip çarşıya doğru seyrüsefer ederlerdi.  

Nihayet, onlardan birinin karları yara yara bize doğru ilerlediğini gördük. Biri ak, diğeri al donlu iki beygir yolların tek hâkimi olduklarını biliyormuşçasına mağrur ve asil bir şekilde ilerliyorlardı! Yerde biriken kar nedeniyle nal sesleri de olmayınca denizde yüzen kuğu misali sessizce önümüzden süzülüp geçmekteydiler! Bizlerde büyülenmiş gibi gözlerimizi onlardan alamıyorduk! Bu an çocukluğumuzun unutulmazları arasında yer eden müstesna vakitlerindendi!  Ve gözden kaybolup gidinceye kadar peşinden hasretle bakakalırdık. Dönüşlerinde rast gelirsek belki bir daha izleme şansımız olabilirdi!

O günlerden sonra bir daha da atlı kızakları görme şansımız olmadı! Birçok güzellik gibi oda zamana ve teknolojiye yenik düşüp sessizce hayatımızdan çekip gitmişti…  

“Son Mohikan, Astekler’in sonuncusu, Son İmparator”  bunlarda yetmişli yıllarda Van’ın cadde ve sokaklarında unutulmaz geçit törenleri yapan “Son Atlı Kızaklardı!”

Yeni neslin bunları tanıması adına; Devlet desteğiyle şartları uygun olan merkez köylerimizin birinde turizme yönelik atlı kızaklar tekrardan hayata geçirilebilir mi? Unutulmuş bu kültürümüz Van’da yeniden yaşatılabilir mi? Diye düşünmeden de edemiyorum…

Bizim yaş gurubumuz atlı kızakların ancak sonuna yetişebildi. Bu filmin son sahnesiydi ve “Biz büyüdük kirlendi dünya!”

Virüs musibetine musab olan hastalara Rabbim Muafi ismiyle afiyet nasip etsin.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.