Yunus Türkoğlu
Köşe Yazarı
Yunus Türkoğlu
 

Kazım Karabekir Ortaokulu-2

Caner Okuldaş ile Ömer, karlara bata çıka Mercimek Mahallesi’nden, Erdal ile merhum Vahit, Haraba Mahalle'nin gelincik ve papatya tarlalarından, Mehmet Ali, İskele’den denizin mavisini kapsın da gelsin! İlhami, Edremit’ten zeringadekleri dersin, Bayram Oğuz İstasyondan “Vangölü Ekspresi”ne binip de gelsin! Necdet Alkan Erek’ten Tekin’i alıp, İlhan Göçer, saatine iyi bakıp ta gelsin! Enis, bu mahallenin(Hafiziye) kralı benim deyip havasını atarak gezsin! Merhum Bekir Coşkun, annesi Ayşe teyzenin elini öpüp hayır duasını alıp ta gelsin! Sonbaharda okulun önünde satılmak üzere; Gevaş’tan “yumuşan”, Şamranaltı’dan “ayva” gelsin! Kazım Karabekir Ortaokulu’nun değerli öğretmenlerinden; Sevgi, Saygı, İlim, hikmet, ahlak, fazilet, adalet, nezaket, disiplin, hak ve hukuku öğrendik! Arkadaşlarımızdan; Dayanışma, yardımlaşma, paylaşma, voleybol ve futbolda paslaşma, ahbaplık, ömür boyu süren dostluk ve anılarda buluşmayı öğrendik! O yıllarda Tunca Uras İlkokulu’ndan değerli öğretmenimiz Özden Öner, Türkçe öğretmenimiz Rıza Zelyut ile Coğrafya öğretmenimiz ve aynı zamanda komşu kızımız Gültekin Akyürek ise Matematik öğretmenimiz Güner öğretmenimizle evlenmişti. Biz Mercimek Mahalleliler olarak okulda ayrıcalığımız vardı! Normal derslerin dışında seçmeli dersler ve kulüp çalışmalarımız vardı! Bizler “Fotoğrafçılık Kulübü”ndeydik. Hafta içi siyah beyaz fotoğraf çeker ve bunları okulun üst katındaki özel sınıfta ders günü öğretmenimizle birlikte tabederdik. O dönemde epeyce siyah- beyaz fotoğraf çekip arkadaşlarımıza dağıtmıştık. Karanlık oda tabir edilen yerde tekniğine uygun film banyo yapılır ve kurutulurdu. Daha sonra Arazörma makinesine takılınca görüntü zemine düşmüştür! Kart yerleştirilir netlik ayarının akabinde baskı yapılırdı. İlaçlı suda banyo, durulama, kurutma ve sonrasında nostaljik siyah beyaz fotoğrafı elde etmiş olurduk! Kız arkadaşlarımız bu işi daha iyi becerirlerdi. Siyah-beyaz fotoğraflar o günlerden kalan en güzel hatıra! Bu makine duruyorsa okulumuzun bir köşesinde sergilenebilir!  Okulumuzun bodrum katında Tenis masamız vardı. Öğlen arada öğretmenlerimiz oynamıyorlarsa bizler kiralar maç yapardık. Hocalarımızın maçları çok çekişmeli olurdu, seyretmek bizim için özeldi! Ortaokul birinci sınıftayız, dersin sonuna doğru konu bitince bazı öğretmenlerimiz;  ”- Çocuklar kimin sesi güzel ?” diye sorunca ilk zamanlar Seyfettin Kaval benim dedi ve “Aman şeftaliyi şitil eyledim!”türküsünü söyledi. Söyleyiş o söyleyiş. Biz üç yıl bu türküyü dinlemek zorunda kaldık. Sonrasında böyle bir soru karşısında Seyfettin ses çıkarmasa da arkadaşlar hemen onun adını verirlerdi. Gerçekten bu arkadaşımızın ve Haraba Mahalle’den Erdal’ın sesi güzeldi… Teneffüsteyiz, İskeleli İbo, kum havuzunun olduğu yerde bir iki parende atar, sonrasında barfiks aletinin üzerine çıkar kollarını demirden geçirir elleriyle arka taraftan kemerini tutar ve başlardı dönmeye! Birinci sınıflar olarak bizde hayranlıkla izlerdik!  Evet, İbo yine havasını atmış avenesiyle beraber gitmişti! İbo’nun etrafında sürekli birkaç kişi bulunurdu!  Çete reisi gibiydi ve oldukça şergadaydı! Okul süresince bunlara karşı yanlış yapan olursa, akşam çıkışta haşlanma ihtimali çok yüksekti! Mercimek Mahalleliler olarak bize kimse karışamazdı! Bizde birlik-beraberlik içindeydik!  Bizde de iki sınıf üstte olan, sert duruş ve dirayetleriyle ağabeylik yapan Sabahattin Dalkıran ile İlhan Dede vardı! Sağ olsunlar bunlar sayesinde bizlere kimse yan bakamazdı! Onlarda “İbo” varsa, bizde de “İlo” vardı! 1971 yılına kadar ortaokul ve liselerde öğrencilerin okula şapka ile gelmesi mecburiymiş. Yani okul kıyafetinin bir parçasıydı. Bu yıldan sonra şapka takma mecburiyeti kaldırıldı. Bizden iki yıl önce mezun olanların şapka taktıklarını görmüştük. Buna mukabil bizler 1973-74 Eğitim-Öğretim yılında ortaokul birinci sınıftayken cumartesi günleri yarım gün okula gidiyorduk! Sabahçılar on buçukta dersten çıktıktan sonra, öğlenciler derse girer on iki küsurlarda çıkarlardı! İkinci sınıfa başladığımız da ise bu uygulama kaldırılmıştı!   Üç yıl boyunca Mercimek Mahallesi’nden Kazım Karabekir Ortaokulu’na gittik geldik...  Sonbaharda bardaktan boşanırcasına yağan yağmurları, kışın dondururcu soğukları, diz boyu yağan karları gördük! Mayıs ve Haziran aylarında Çalık ile Dere Sokaklarında açan mis kokulu çiçeklerin arasından gidip gelirken haftanın günlerini saydık.  Bazen, “Kanlı Meşe”nin yeşillikleri üzerinde oturup hayaller kurduk! Tatile girerken mühre duvarlardan sokağa doğru sarkan ayva ve iğde çiçeklerinin eylül ayında okula başlarken meyveye durduklarını gördük. Geriye dönüp de baktığımızda ise vaktin nasılda su gibi akıp geçtiğini üzülerek müşahede etmiş olduk! Hoşça kalınız…
Ekleme Tarihi: 04 Temmuz 2020 - Cumartesi

Kazım Karabekir Ortaokulu-2

Caner Okuldaş ile Ömer, karlara bata çıka Mercimek Mahallesi’nden, Erdal ile merhum Vahit, Haraba Mahalle'nin gelincik ve papatya tarlalarından, Mehmet Ali, İskele’den denizin mavisini kapsın da gelsin!

İlhami, Edremit’ten zeringadekleri dersin, Bayram Oğuz İstasyondan “Vangölü Ekspresi”ne binip de gelsin! Necdet Alkan Erek’ten Tekin’i alıp, İlhan Göçer, saatine iyi bakıp ta gelsin!

Enis, bu mahallenin(Hafiziye) kralı benim deyip havasını atarak gezsin! Merhum Bekir Coşkun, annesi Ayşe teyzenin elini öpüp hayır duasını alıp ta gelsin!

Sonbaharda okulun önünde satılmak üzere; Gevaş’tan “yumuşan”, Şamranaltı’dan “ayva” gelsin!

Kazım Karabekir Ortaokulu’nun değerli öğretmenlerinden; Sevgi, Saygı, İlim, hikmet, ahlak, fazilet, adalet, nezaket, disiplin, hak ve hukuku öğrendik!

Arkadaşlarımızdan; Dayanışma, yardımlaşma, paylaşma, voleybol ve futbolda paslaşma, ahbaplık, ömür boyu süren dostluk ve anılarda buluşmayı öğrendik!

O yıllarda Tunca Uras İlkokulu’ndan değerli öğretmenimiz Özden Öner, Türkçe öğretmenimiz Rıza Zelyut ile Coğrafya öğretmenimiz ve aynı zamanda komşu kızımız Gültekin Akyürek ise Matematik öğretmenimiz Güner öğretmenimizle evlenmişti.

Biz Mercimek Mahalleliler olarak okulda ayrıcalığımız vardı!

Normal derslerin dışında seçmeli dersler ve kulüp çalışmalarımız vardı! Bizler “Fotoğrafçılık Kulübü”ndeydik. Hafta içi siyah beyaz fotoğraf çeker ve bunları okulun üst katındaki özel sınıfta ders günü öğretmenimizle birlikte tabederdik. O dönemde epeyce siyah- beyaz fotoğraf çekip arkadaşlarımıza dağıtmıştık.

Karanlık oda tabir edilen yerde tekniğine uygun film banyo yapılır ve kurutulurdu. Daha sonra Arazörma makinesine takılınca görüntü zemine düşmüştür! Kart yerleştirilir netlik ayarının akabinde baskı yapılırdı. İlaçlı suda banyo, durulama, kurutma ve sonrasında nostaljik siyah beyaz fotoğrafı elde etmiş olurduk! Kız arkadaşlarımız bu işi daha iyi becerirlerdi.

Siyah-beyaz fotoğraflar o günlerden kalan en güzel hatıra!

Bu makine duruyorsa okulumuzun bir köşesinde sergilenebilir! 

Okulumuzun bodrum katında Tenis masamız vardı. Öğlen arada öğretmenlerimiz oynamıyorlarsa bizler kiralar maç yapardık. Hocalarımızın maçları çok çekişmeli olurdu, seyretmek bizim için özeldi!

Ortaokul birinci sınıftayız, dersin sonuna doğru konu bitince bazı öğretmenlerimiz;

 ”- Çocuklar kimin sesi güzel ?” diye sorunca ilk zamanlar Seyfettin Kaval benim dedi ve “Aman şeftaliyi şitil eyledim!”türküsünü söyledi. Söyleyiş o söyleyiş. Biz üç yıl bu türküyü dinlemek zorunda kaldık. Sonrasında böyle bir soru karşısında Seyfettin ses çıkarmasa da arkadaşlar hemen onun adını verirlerdi. Gerçekten bu arkadaşımızın ve Haraba Mahalle’den Erdal’ın sesi güzeldi…

Teneffüsteyiz, İskeleli İbo, kum havuzunun olduğu yerde bir iki parende atar, sonrasında barfiks aletinin üzerine çıkar kollarını demirden geçirir elleriyle arka taraftan kemerini tutar ve başlardı dönmeye! Birinci sınıflar olarak bizde hayranlıkla izlerdik! 

Evet, İbo yine havasını atmış avenesiyle beraber gitmişti!

İbo’nun etrafında sürekli birkaç kişi bulunurdu!  Çete reisi gibiydi ve oldukça şergadaydı! Okul süresince bunlara karşı yanlış yapan olursa, akşam çıkışta haşlanma ihtimali çok yüksekti!

Mercimek Mahalleliler olarak bize kimse karışamazdı! Bizde birlik-beraberlik içindeydik!  Bizde de iki sınıf üstte olan, sert duruş ve dirayetleriyle ağabeylik yapan Sabahattin Dalkıran ile İlhan Dede vardı! Sağ olsunlar bunlar sayesinde bizlere kimse yan bakamazdı!

Onlarda “İbo” varsa, bizde de “İlo” vardı!

1971 yılına kadar ortaokul ve liselerde öğrencilerin okula şapka ile gelmesi mecburiymiş. Yani okul kıyafetinin bir parçasıydı. Bu yıldan sonra şapka takma mecburiyeti kaldırıldı. Bizden iki yıl önce mezun olanların şapka taktıklarını görmüştük.

Buna mukabil bizler 1973-74 Eğitim-Öğretim yılında ortaokul birinci sınıftayken cumartesi günleri yarım gün okula gidiyorduk! Sabahçılar on buçukta dersten çıktıktan sonra, öğlenciler derse girer on iki küsurlarda çıkarlardı! İkinci sınıfa başladığımız da ise bu uygulama kaldırılmıştı!

  Üç yıl boyunca Mercimek Mahallesi’nden Kazım Karabekir Ortaokulu’na gittik geldik...

 Sonbaharda bardaktan boşanırcasına yağan yağmurları, kışın dondururcu soğukları, diz boyu yağan karları gördük! Mayıs ve Haziran aylarında Çalık ile Dere Sokaklarında açan mis kokulu çiçeklerin arasından gidip gelirken haftanın günlerini saydık.  Bazen, “Kanlı Meşe”nin yeşillikleri üzerinde oturup hayaller kurduk! Tatile girerken mühre duvarlardan sokağa doğru sarkan ayva ve iğde çiçeklerinin eylül ayında okula başlarken meyveye durduklarını gördük. Geriye dönüp de baktığımızda ise vaktin nasılda su gibi akıp geçtiğini üzülerek müşahede etmiş olduk!

Hoşça kalınız…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.