Yunus Türkoğlu
Köşe Yazarı
Yunus Türkoğlu
 

Damdan Dama Atlarken

Bu yaşananlar, çocukluk çağımızın elvan yıllarıydı… Yola bakan çift kanatlı tahta kapı, üstünde el şeklinde pirinçten tokmak, her iki tarafında uzayıp giden yüksek ve kalın kerpiç duvarlar olan kapıyı açıp içeriye adım atınca zemini sal taşlarla döşenmiş genişçe bir avlu bizi karşılıyor. Üç ev, üç kapı ve birçok pencere avluya bakıyordu. Tam karşımızda unutulmaz kalbi mesajlarla dolu hatıraların yaşandığı tek katlı kerpiç yapılı, üç-beş merdivenle çıkılan gömme balkonlu, saçakları tahtalarla işlenmiş ve arka tarafında küçük bahçesi olan bir ev vardı! Bu ev orta boy, etine dolgun, gür bıyıkları ve kır saçlarını geriye doğru tarayan, sanki gençliğinde güreş tutmuş gibi bir yapısı olan, yüzünde hep tebessüm ve tatlı diliyle hafızalarımızda yer eden Van’ın eski lokantacılarından Cenap Aytok ve hanımı Mediha teyzelerin eviydi… Hatırlayın, Sebze Pazarı güney kapısının karşı tarafında “Mevsim Lokantası” vardı. Demirci Kemal Usta ile yemci Çalışkanların dükkânına komşuydu. Burası Cenap ağabeye aitti. Çok lezzetli yemekler ve kebaplar yapardı. Karşısında ise kardeşi terzi Cemal Aytok’un dükkânı vardı. Emeklilik yıllarında mahallede bakkal dükkânı açmıştı. Sekiz evlat yetiştirdi. Ev ile cami arasında yıllarca mekik dokudu durdu. Tevekkül ve kanaat insanıydı, Allah rahmet eylesin…   Her insanın bir hayat hikâyesi vardır ve kimseninki diğerine benzemeyen. Herkes sizi bugünkü halinizle biliyor. İster zengin, ister makam, mevki sahibi olun: bugüne nasıl geldiniz ve nasıl zor imtihanlardan geçtiğinizi bilen de, soran da yok… Van evlerinde avlu genellikle arka tarafta olur. Bu yapıda ise avlunun ön tarafta olduğunu görüyoruz. Avluya yerleştirilmiş üç mekân ise geniş aile yapısına bir örnektir! Anne-baba, çocuklarla torunlar hepsi aynı avluda hayat sürüyor. Kültür paylaşımı ve devamı için ideal aile yapısı buydu işte. Ne kadar güzeldi değil mi? Üzülerek belirtmek gerekir ki bu güzelliği yıllar öncesinden yitirdik… Ne hikmetler saklıdır bir bilseniz, masalların yurdu Van mahallelerinde… Bu evin cephesi Erek Dağı’na bakıyordu. Sağında ve solunda birer ev vardı. Önünde çeşme olan sol taraftaki evde Reşit emmi ile hanımı Feride Eze otururdu, diğeri ise depo gibi kullanılırdı. Pineci Resul’ün babası Pabuçcu Halit Emmi’nin tek ve iki katlı evleriyle burası sırt sırtaydı. Biri birlerine bitişik ve bazılarının arasında bir-iki metre boşluk olan bu yapılar bizim için damdan dama atlamak için ideal bir hava sahasıydı!...     Yaz gelmiş okullar tatile girmişti. Çiçekler açmış, ağaçlar meyveye durmuştu. Okul, çarşı-pazar sizinse; bağlar-bahçeler, kırlar-bayırlar, birdirbirler-melikanlar hatta ve hatta toprak damlar bizimdir bizim!   Akasya, dut ve iğde ağaçları dallarını damların üzerine kadar uzatmıştı. Âdem, Çetin, Erdal, Fatih, Kenan, Fafo ve birkaç arkadaş bitiştik olan iki evden yüksek olana sırtımızı dayamış, ayaklarımızı uzatıp oturmuş, topladığımız dutları yerken sohbet ediyorduk. Dallarını dama uzatmış ağaçlarda gizliden gizliye sohbetimize ortak oluyor gibiydiler… Ey! Erdal Aytok; Peygamber Efendimiz-Aleyhi ve sellem- başta olmak üzere, anne-baba ve sevdiklerine erken kavuşmak için aniden bizleri bırakıp gittin! Ey! Erdal Aytok; Güzel hatıraların hep bizimle kalacak. Doğruluğun, dürüstlüğün ve şevk ile kıldığın namazların için; şahit misiniz? Diye sorulursa, şahit olduk Ya Rabbi! Deriz İnşaallah…   Ey! Erdal Aytok; Kısacık ömrünü iyilik, güzellik ve Salih amellerle süsleyip gittin. Ardında sana dua edecek dostlar bıraktın. Mükâfatın cennet olsun. Âmin… Ev sahipleri;” Başımıza toprak dökülüyor, inin bakiyim damdan!” demeden “damdan dama atlama” vaktidir. Deli danalar gibi özgürce damdan dama uçuyoruz. Biri tandır evi olmak üzere beş evin damında gezerdik… Tahta merdivenler eksik olmasın!   O yıllarımız; sevda kokulu, leylak kokulu ve kişmiri gül kokulu hatıralar destesiydi… Bir metreye yakın kar yağınca, Halit emmi’nin iki katlı evin damına çıkar sonrasında tek katlı ve aradaki mesafenin en az üç metre olduğu Engin Dede’lerin dama, oradan da tandır evin damına atlardık. Şimdi düşünüyorum, “Böyle bir şeye nasıl cesaret etmişiz” diye… Van Belediyesi’nin Kışla Caddesi ile İpek Yol arasına geniş bir cadde açacağını ve istimlâk çalışmalarının başladığını söylediler. Kısa bir süre sonra Cenap Aytok, Behçet Yaşar ve ağabeyim Esat Türkoğlu’na ait olan arsa ve ev istimlâk edilip yerine 2 Nisan Caddesi açılmıştı… Damlarında koştuğumuz evleri, meyve ve sebzesini yediğimiz bahçeleri, uğurladığımız göçmen kuşların tünediği kavakları, envai türlü çiçekleri, hazan mevsiminde sararıp dökülen yaprakları istimlâk edebilirsiniz… Fakat bizim nihavent bestelerimize, seher vaktinde yağan yağmurlarımıza, hüzünlü duygularımıza ve bizim mavi gökyüzümüze dokunamazsınız, unutmayın… Hoşça kalınız…  
Ekleme Tarihi: 27 Haziran 2022 - Pazartesi

Damdan Dama Atlarken

Bu yaşananlar, çocukluk çağımızın elvan yıllarıydı…

Yola bakan çift kanatlı tahta kapı, üstünde el şeklinde pirinçten tokmak, her iki tarafında uzayıp giden yüksek ve kalın kerpiç duvarlar olan kapıyı açıp içeriye adım atınca zemini sal taşlarla döşenmiş genişçe bir avlu bizi karşılıyor. Üç ev, üç kapı ve birçok pencere avluya bakıyordu. Tam karşımızda unutulmaz kalbi mesajlarla dolu hatıraların yaşandığı tek katlı kerpiç yapılı, üç-beş merdivenle çıkılan gömme balkonlu, saçakları tahtalarla işlenmiş ve arka tarafında küçük bahçesi olan bir ev vardı!

Bu ev orta boy, etine dolgun, gür bıyıkları ve kır saçlarını geriye doğru tarayan, sanki gençliğinde güreş tutmuş gibi bir yapısı olan, yüzünde hep tebessüm ve tatlı diliyle hafızalarımızda yer eden Van’ın eski lokantacılarından Cenap Aytok ve hanımı Mediha teyzelerin eviydi…

Hatırlayın, Sebze Pazarı güney kapısının karşı tarafında “Mevsim Lokantası” vardı. Demirci Kemal Usta ile yemci Çalışkanların dükkânına komşuydu. Burası Cenap ağabeye aitti. Çok lezzetli yemekler ve kebaplar yapardı. Karşısında ise kardeşi terzi Cemal Aytok’un dükkânı vardı. Emeklilik yıllarında mahallede bakkal dükkânı açmıştı. Sekiz evlat yetiştirdi. Ev ile cami arasında yıllarca mekik dokudu durdu. Tevekkül ve kanaat insanıydı, Allah rahmet eylesin…  

Her insanın bir hayat hikâyesi vardır ve kimseninki diğerine benzemeyen. Herkes sizi bugünkü halinizle biliyor. İster zengin, ister makam, mevki sahibi olun: bugüne nasıl geldiniz ve nasıl zor imtihanlardan geçtiğinizi bilen de, soran da yok…

Van evlerinde avlu genellikle arka tarafta olur. Bu yapıda ise avlunun ön tarafta olduğunu görüyoruz. Avluya yerleştirilmiş üç mekân ise geniş aile yapısına bir örnektir! Anne-baba, çocuklarla torunlar hepsi aynı avluda hayat sürüyor. Kültür paylaşımı ve devamı için ideal aile yapısı buydu işte.

Ne kadar güzeldi değil mi?

Üzülerek belirtmek gerekir ki bu güzelliği yıllar öncesinden yitirdik…

Ne hikmetler saklıdır bir bilseniz, masalların yurdu Van mahallelerinde…

Bu evin cephesi Erek Dağı’na bakıyordu. Sağında ve solunda birer ev vardı. Önünde çeşme olan sol taraftaki evde Reşit emmi ile hanımı Feride Eze otururdu, diğeri ise depo gibi kullanılırdı. Pineci Resul’ün babası Pabuçcu Halit Emmi’nin tek ve iki katlı evleriyle burası sırt sırtaydı. Biri birlerine bitişik ve bazılarının arasında bir-iki metre boşluk olan bu yapılar bizim için damdan dama atlamak için ideal bir hava sahasıydı!...    

Yaz gelmiş okullar tatile girmişti. Çiçekler açmış, ağaçlar meyveye durmuştu. Okul, çarşı-pazar sizinse; bağlar-bahçeler, kırlar-bayırlar, birdirbirler-melikanlar hatta ve hatta toprak damlar bizimdir bizim!  

Akasya, dut ve iğde ağaçları dallarını damların üzerine kadar uzatmıştı. Âdem, Çetin, Erdal, Fatih, Kenan, Fafo ve birkaç arkadaş bitiştik olan iki evden yüksek olana sırtımızı dayamış, ayaklarımızı uzatıp oturmuş, topladığımız dutları yerken sohbet ediyorduk. Dallarını dama uzatmış ağaçlarda gizliden gizliye sohbetimize ortak oluyor gibiydiler…

Ey! Erdal Aytok; Peygamber Efendimiz-Aleyhi ve sellem- başta olmak üzere, anne-baba ve sevdiklerine erken kavuşmak için aniden bizleri bırakıp gittin!

Ey! Erdal Aytok; Güzel hatıraların hep bizimle kalacak. Doğruluğun, dürüstlüğün ve şevk ile kıldığın namazların için; şahit misiniz? Diye sorulursa, şahit olduk Ya Rabbi! Deriz İnşaallah…  

Ey! Erdal Aytok; Kısacık ömrünü iyilik, güzellik ve Salih amellerle süsleyip gittin. Ardında sana dua edecek dostlar bıraktın. Mükâfatın cennet olsun. Âmin…

Ev sahipleri;” Başımıza toprak dökülüyor, inin bakiyim damdan!” demeden “damdan dama atlama” vaktidir. Deli danalar gibi özgürce damdan dama uçuyoruz. Biri tandır evi olmak üzere beş evin damında gezerdik…

Tahta merdivenler eksik olmasın!  

O yıllarımız; sevda kokulu, leylak kokulu ve kişmiri gül kokulu hatıralar destesiydi…

Bir metreye yakın kar yağınca, Halit emmi’nin iki katlı evin damına çıkar sonrasında tek katlı ve aradaki mesafenin en az üç metre olduğu Engin Dede’lerin dama, oradan da tandır evin damına atlardık. Şimdi düşünüyorum, “Böyle bir şeye nasıl cesaret etmişiz” diye…

Van Belediyesi’nin Kışla Caddesi ile İpek Yol arasına geniş bir cadde açacağını ve istimlâk çalışmalarının başladığını söylediler. Kısa bir süre sonra Cenap Aytok, Behçet Yaşar ve ağabeyim Esat Türkoğlu’na ait olan arsa ve ev istimlâk edilip yerine 2 Nisan Caddesi açılmıştı…

Damlarında koştuğumuz evleri, meyve ve sebzesini yediğimiz bahçeleri, uğurladığımız göçmen kuşların tünediği kavakları, envai türlü çiçekleri, hazan mevsiminde sararıp dökülen yaprakları istimlâk edebilirsiniz…

Fakat bizim nihavent bestelerimize, seher vaktinde yağan yağmurlarımıza, hüzünlü duygularımıza ve bizim mavi gökyüzümüze dokunamazsınız, unutmayın…

Hoşça kalınız…

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.