Yunus Türkoğlu
Köşe Yazarı
Yunus Türkoğlu
 

CUMA SELAMLIĞI - BAYRAM NAMAZI

 “Cuma selamlığı” Osmanlı Sultanlarının, İstanbul’da fetihten 1924’te hilafetin kaldırılmasına kadar geçen 480 sene zarfında binlerce defa her cuma düzenli olarak yaptıkları; dini, siyasi ve resmi özelliği olan bir devlet ve saltanat şiarıdır.   Osmanlı Padişahlarının cuma namazını kılmak için halka açık bir camiye devlet merasimi içinde gidiş-dönüşü yol boyunca yerli ve yabancı halkın ilgisini haddinden fazla çekmekteydi. İstisnasız her hafta tekrarlanan bu merasim yerli-yabancı, Müslim ve gayrimüslim tarafından ilgiyle izleniyordu. Bu esnada çok sayıda talep ve şikayet dilekçeleri padişaha veriliyordu... Sultanların, İslam devletlerinde önemle riayet edilen iki alameti vardı. Bunlar; sikke bastırılması ve adına hutbe okunmasıdır…  16-18. Yüzyıllar içinde padişahlar, başta Ayasofya, Beyazıt, Süleymaniye, Sultanahmet, Eyüp Sultan olmak üzere cuma namazı ve selamlığını İstanbul’un selatin camilerinde kılarlardı. Padişahların cuma namazı selamlığında Eyüp Camii’nin de önemli bir yeri vardır. Sultanlar buraya genellikle kara yoluyla at üzerinde giderler, Haliç’ten kayıkla da saraya dönerlerdi... Cuma selamlığı sırasında ilmi, askeri ve mülki erkan üniforma ve resmi kıyafetleriyle hazır bulunup merasime iştirak ederlerdi. Padişahların uzak camilere gidiş ve gelişlerinde devlet erkanı teker teker hükümdara yaklaşarak devlet meseleleri, ordunun seferi ve ihtiyaçlarıyla ilgili görüş alışverişinde bulunurdu.  Cuma selamlığına gidiş dönüşte yol emniyeti ve ihtiyaçların karşılanması görevini Yeniçeri ağası ve emrindeki yeniçeriler yapardı.Padişahın Cuma selamlığına at sırtında gitmesi bir gelenekti…  Bu merasim üzerinde durulması gereken en önemli hususlardan biri halkın dilek ve şikayetlerini şifahi ve veya yazılı olarak hükümdara ulaştırmasıdır. İslam hukukunda halkın sultana ulaşması ve derdini doğrudan anlatması önemli bir konuyu teşkil eder. Asr-ı Saadette, Peygamber Efendimiz -sallalahü aleyhi ve sellem- ile rahatça görüşülebilmesi daha sonraki Müslüman hükümdarlar için ideal bir örnek olmuştur. Fakat zamanla emniyet gerekçesiyle devlet başkanları sıkı koruma altına alınmıştır. Cuma selamlıklarının İstanbul için şehir ve tarih açısından da ayrı ehemmiyeti vardı. Ayrıca bu selamlıklar münasebetiyle şehir hareketli ve haftanın diğer günlerinden çok daha renkli ve etkili bir gün yaşamaktaydı…   BAYRAM NAMAZI  1843 yılındayız, tahtta 2. Mahmud’un oğlu 20 yaşındaki Sultan Abdulmecid vardır. Fransız şair Gerard de Nerval, bayram namazını anlatıyor;    “Meydanın bir köşesinde Sultanahmet Camii var. Sultan Abdulmecid Han, bayram namazını kılmak üzere bu camie gelecekti. Sarayburnu’na kadar padişahın geçeceği güzergâh yüz binlerce insanla dolmuştu. Çok erken saatlerdi. Kalabalık içinde daha güneş doğmadan hareket ederek bin bir zorlukla Hipodrum’a yani Atmeydanı veya Sultanahmet meydanına geldim. Ayasofya’yı dolanan yolda Türk askerinin geçit resmi bir saatten fazla sürdü… “Türk askerinin üniformasının Avrupalı birliklerden tek farkı başlarındaki kırmızı fesleriydi. Paşalar (generaller) dikiş yerlerindeki altın tellerle derhal fark ediliyordu. Sivil devlet görevlileri mavi redingot giymişlerdi. Bütün Beyoğlu boşalmış, Beyoğlu’ndaki Avrupalılar benim gibi güzergâha dolmuştu…  “Muzıka-yı Hümayun, Donizetti’nin şefliğinde çok güzel marşlar çalıyordu. Hassa birlikleri geçerken çok zevk aldım! Miğferleri üzerindeki mavi kuş tüyünden sorguçları doğrusu muhteşemdi. Nihayet padişah geldi. Sade giyimi beni hayal sükûtuna uğrattı. Alelade sivil bir Türk gibi redingot ve fes giymişti. Ancak fesinin sorgucu ve sorgucundaki elmas onu diğer Türklerden ayırıyordu. Bindiği atın koşumları altın ve elmas içindeydi, göz kamaştırıyordu. Ardında binicisiz atlar yediliyordu ki, bunların koşumları da silme elmas kaplanmıştı… “Vezirler, müşirler, kazaskerler ve diğer devlet ricali, protokol sırasıyla padişahı takip ediyorlardı. İmparatorluk korteji, meydandan camiinin avlusuna girdi. İmamlar cami kapısında sıralanmışlardı. Yerden temenna ile sultanı selamladılar…    “Cami avlusu arabadan geçilmiyordu. En seçkin hanımlar, sultanlar ve kadınefendiler sırf alayı seyretmek için arabalar içinde gelmişlerdi. Zira kadınlar namaz kılmıyordu.   Padişah, kendisi için ancak açılabilen dar bir koridor halindeki aralıktan güçlükle camie girebildi. Sultanın atından inmesi, atının tutulması ve camie girmesi seyre değecek güzellikteydi. Cemaat camii dışına taşmıştı. Benim camie girme imkânım yoktu. Çok namaz seyrettim ama bayram namazı kılınırken camii içinde bulunamadım. Ancak memnundum. Güzel şeyler görmüştüm.”   Kurban bayramınız mübarek olsun.
Ekleme Tarihi: 07 Temmuz 2022 - Perşembe

CUMA SELAMLIĞI - BAYRAM NAMAZI

 “Cuma selamlığı” Osmanlı Sultanlarının, İstanbul’da fetihten 1924’te hilafetin kaldırılmasına kadar geçen 480 sene zarfında binlerce defa her cuma düzenli olarak yaptıkları; dini, siyasi ve resmi özelliği olan bir devlet ve saltanat şiarıdır.

  Osmanlı Padişahlarının cuma namazını kılmak için halka açık bir camiye devlet merasimi içinde gidiş-dönüşü yol boyunca yerli ve yabancı halkın ilgisini haddinden fazla çekmekteydi. İstisnasız her hafta tekrarlanan bu merasim yerli-yabancı, Müslim ve gayrimüslim tarafından ilgiyle izleniyordu. Bu esnada çok sayıda talep ve şikayet dilekçeleri padişaha veriliyordu...

Sultanların, İslam devletlerinde önemle riayet edilen iki alameti vardı. Bunlar; sikke bastırılması ve adına hutbe okunmasıdır…

 16-18. Yüzyıllar içinde padişahlar, başta Ayasofya, Beyazıt, Süleymaniye, Sultanahmet, Eyüp Sultan olmak üzere cuma namazı ve selamlığını İstanbul’un selatin camilerinde kılarlardı. Padişahların cuma namazı selamlığında Eyüp Camii’nin de önemli bir yeri vardır. Sultanlar buraya genellikle kara yoluyla at üzerinde giderler, Haliç’ten kayıkla da saraya dönerlerdi...

Cuma selamlığı sırasında ilmi, askeri ve mülki erkan üniforma ve resmi kıyafetleriyle hazır bulunup merasime iştirak ederlerdi. Padişahların uzak camilere gidiş ve gelişlerinde devlet erkanı teker teker hükümdara yaklaşarak devlet meseleleri, ordunun seferi ve ihtiyaçlarıyla ilgili görüş alışverişinde bulunurdu.

 Cuma selamlığına gidiş dönüşte yol emniyeti ve ihtiyaçların karşılanması görevini Yeniçeri ağası ve emrindeki yeniçeriler yapardı.Padişahın Cuma selamlığına at sırtında gitmesi bir gelenekti…

 Bu merasim üzerinde durulması gereken en önemli hususlardan biri halkın dilek ve şikayetlerini şifahi ve veya yazılı olarak hükümdara ulaştırmasıdır. İslam hukukunda halkın sultana ulaşması ve derdini doğrudan anlatması önemli bir konuyu teşkil eder.

Asr-ı Saadette, Peygamber Efendimiz -sallalahü aleyhi ve sellem- ile rahatça görüşülebilmesi daha sonraki Müslüman hükümdarlar için ideal bir örnek olmuştur.

Fakat zamanla emniyet gerekçesiyle devlet başkanları sıkı koruma altına alınmıştır.

Cuma selamlıklarının İstanbul için şehir ve tarih açısından da ayrı ehemmiyeti vardı. Ayrıca bu selamlıklar münasebetiyle şehir hareketli ve haftanın diğer günlerinden çok daha renkli ve etkili bir gün yaşamaktaydı…

  BAYRAM NAMAZI

 1843 yılındayız, tahtta 2. Mahmud’un oğlu 20 yaşındaki Sultan Abdulmecid vardır. Fransız şair Gerard de Nerval, bayram namazını anlatıyor;

   “Meydanın bir köşesinde Sultanahmet Camii var. Sultan Abdulmecid Han, bayram namazını kılmak üzere bu camie gelecekti. Sarayburnu’na kadar padişahın geçeceği güzergâh yüz binlerce insanla dolmuştu. Çok erken saatlerdi. Kalabalık içinde daha güneş doğmadan hareket ederek bin bir zorlukla Hipodrum’a yani Atmeydanı veya Sultanahmet meydanına geldim. Ayasofya’yı dolanan yolda Türk askerinin geçit resmi bir saatten fazla sürdü…

“Türk askerinin üniformasının Avrupalı birliklerden tek farkı başlarındaki kırmızı fesleriydi. Paşalar (generaller) dikiş yerlerindeki altın tellerle derhal fark ediliyordu. Sivil devlet görevlileri mavi redingot giymişlerdi. Bütün Beyoğlu boşalmış, Beyoğlu’ndaki Avrupalılar benim gibi güzergâha dolmuştu…

 “Muzıka-yı Hümayun, Donizetti’nin şefliğinde çok güzel marşlar çalıyordu. Hassa birlikleri geçerken çok zevk aldım! Miğferleri üzerindeki mavi kuş tüyünden sorguçları doğrusu muhteşemdi.

Nihayet padişah geldi. Sade giyimi beni hayal sükûtuna uğrattı. Alelade sivil bir Türk gibi redingot ve fes giymişti. Ancak fesinin sorgucu ve sorgucundaki elmas onu diğer Türklerden ayırıyordu. Bindiği atın koşumları altın ve elmas içindeydi, göz kamaştırıyordu. Ardında binicisiz atlar yediliyordu ki, bunların koşumları da silme elmas kaplanmıştı…

“Vezirler, müşirler, kazaskerler ve diğer devlet ricali, protokol sırasıyla padişahı takip ediyorlardı. İmparatorluk korteji, meydandan camiinin avlusuna girdi. İmamlar cami kapısında sıralanmışlardı. Yerden temenna ile sultanı selamladılar…

   “Cami avlusu arabadan geçilmiyordu. En seçkin hanımlar, sultanlar ve kadınefendiler sırf alayı seyretmek için arabalar içinde gelmişlerdi. Zira kadınlar namaz kılmıyordu.

  Padişah, kendisi için ancak açılabilen dar bir koridor halindeki aralıktan güçlükle camie girebildi. Sultanın atından inmesi, atının tutulması ve camie girmesi seyre değecek güzellikteydi. Cemaat camii dışına taşmıştı. Benim camie girme imkânım yoktu. Çok namaz seyrettim ama bayram namazı kılınırken camii içinde bulunamadım. Ancak memnundum. Güzel şeyler görmüştüm.”  

Kurban bayramınız mübarek olsun.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.