Ümran Öztürk
Köşe Yazarı
Ümran Öztürk
 

Mithat Melen’in Ardından

ggg  Van’ın renkli simalarından, memleket sevdalısı, ekonomist, bankacı, akademisyen, profesör, siyasetçi, pilot, 23. dönem İstanbul milletvekili, yazar, eski milli savunma bakanı ve başbakanlardan Ferit Melen'in oğlu Mithat Melen, Covit - 19 nedeniyle 14 Kasım Cumartesi günü hayatını kaybetti. Vefatı büyük üzüntü yarattı. Kendisini tanımış olmaktan mutluluk duyduğum seçkin insanlardan biri olan Mithat Melen, Van’ın aydınlık yüzüydü. Almış olduğu eğitimle engin bilgisi ve taşıdığı vizyonuyla Dünya Bankası, Sanayi ve Ticaret Odaları, belediyeler ile özel ve resmi kuruluşlara, başta ekonomi, uluslararası ilişkiler, finans, insan kaynakları ve eğitim olmak üzere çeşitli konularda danışmanlık yapmıştır. 1500’e yakın yayınlanmış makalesi, biri İngilizce beş kitabı olan Mithat Melen İngilizce ve Fransızcayı anadili kadar iyi konuşan değerli bir hocaydı. Kendisiyle 2017 yılında Vansesi Gazetesinin 80. yılı kutlamalarında tanışmıştım. Birlikte yaptığımız kahvaltı sırasında 14 yaşındayken Vansesi Gazetesinde yazar ve muhabir olarak çalıştığını bunun da gazeteciliği sevmesinde ayrı bir yeri olduğunu  ifade etmişti. Kendisinin de bir zamanlar köşe yazarlığı yaptığı Vansesi Gazetesi için bir söyleşi teklifinde bulunduğumda yoğun programının olmasına rağmen “20 dakikalık boşluğum var onu da senin röportajına harcarım “demişti babacan tavrıyla.  Yaptığımız söyleşi oldukça ilgi uyandırmıştı. Kendilerine ekonomi dışında sorular yöneltmiştim. Aşkı, kadın ve kadına şiddeti,  mutfağı, sanatı içeren sorular sormuştum. O da zevkle içtenlikle yanıtlamıştı tüm sorularımı. Kadında güzelliği nasıl tanımlarsınız, diye bir soru yöneltmiştim kendisine. “Bana göre düşünen kadın güzeldir. Kendine bakan, kendini geliştiren, okuyan, yazan dünyayla ilgilenen analık yapan kadın güzeldir. Seven kadın güzeldir. Okumayan kendini geliştirmeyen kadına daha doğrusu insana üzülüyorum.” diye yorumlamıştı. “Dünyayı gezen, okuyan, entelektüel birikimi olan,  biri olarak Türkiye ve bölgede yaşayan kadınlarla, dünya kadınlarını karşılaştırdığınızda aralarındaki en belirgin fark sizce nedir? Ülkemizdeki kadına şiddeti nasıl değerlendiriyorsunuz?” “Bir kere kadınları karşılaştırmayı doğru bulmuyorum. Benim için hayat kadın erkek değildir. Hele iş hayatında kadın erkek gibi bir ayrımcılığı da taşımadım. Hiçbir zaman iş arkadaşlarımı kadın erkek diye ayırmadım. Ancak; Türkiye’nin esas meselesi kadınları eğitmekle ilgili bir şey.  Mesela ülkemizde kadına şiddet her zaman gündemde. Türkiye de kadına şiddetten bahsetmek gerekirse önümüze garip bir tablo çıkıyor. Şiddetten bahseden kadın şiddeti öncelikle kendi çocuğuna uyguluyor çocuğunu dövüyor bunu hemen her yerde görüyoruz örneğin metroda, sokakta.  Çocuk da büyüyüp evlenince karısını dövüyor. Türkiye de en büyük sorun kadının eğitilmesidir. Profesör Özcan Köknar iyi bir şey söyler diyor ki; çocuğun eğitimi ana karnında başlar. O zaman demek ki biz anayı kadını eğitmemiz lazım yani gereğinden fazla kadına önem vermek lazım. Kadın sadece anamız, bacımız, kardeşimiz değil. Kadını iş hayatında bizle beraber çalışacak yanımızda olacak aynı mücadeleleri omuz omuza yapacak insan olarak görmeliyiz. . Türkiye’de kadın hakları demek bile bana ayrımcılık olarak geliyor. İnsan hakları desek daha doğru olmaz mı?” Ülkemizde kadınların politika ve eğitimdeki yerini ise şu cümleleriyle değerlendirmişti. “Kadınlar ne politikada, ne de eğitimde var. Hatta kadın hayatta bile yok Türkiye’de.  60 milyon oy atanımız var. Bunu 18 yaşın üzerinde düşünürsek bizim iş gücümüz 25 milyon görünüyor 30-35 milyonu nerede. Bu kadar insan çalışmıyor ya da gizli çalışıyor tarlada, evde. Kadın iş hayatında tam olarak etkili değil entegre de olamamış iş hayatına. Kadın iş hayatında yok, mecliste yok kadın kontenjanı açıyorlar kabinede bir kadın olsun kontenjanımız olsun diye. Ona da Kadından sorumlu bakanlık veriyorlar. Kadından sorumlu bakanın illa kadın mı olması lazım. Sağlık Bakanının doktor olması gerekmediği gibi. Süs bebeği gibi kabinede bir kadın bulunduruluyor. Kadın hiçbir yerde yok.” Aşkta kadının yerini sorduğumda, aşkı ya da ilişkiyi sadece kadın yaşamıyor. Erkekle birlikte yaşıyorlar. Bu kadın ve erkek arasında bir sözleşmedir. Belki resmen imzalamadığımız ama iki tarafı da bağlayan bir sözleşmedir. Ben aşkta insanın yerinden söz etmekten hoşlanırım. Aşk ve tutkuyu karıştırmamak lazım. Tutku ayrı bir şey, aşk farklı bir şey. Mümkün oldukça tutkudan kaçınmak lazım. Tutkularla hareket edince a mantık sürecinden çıkıyorsunuz. Tutkularla değil,  tutku yerine duygularla hareket etmek daha güzel. Şiirle arasını da şu anısıyla dile getirmişti. “Yıllar önce Lise birinci sınıftayken öğretmenim beni tahtaya kaldırdı şiir okumamı istedi. Ben hiç şiir bilmediğim için okuyamadım, bana iki gün süre verdi. “Yarın bir kadınla baş başa olursun ona bir şiir okuman gerekir bir şiir ezberle gel” dedi.   Ben de gidip bir şiir ezberledim, ezberim çok kuvvetli değildir. Ama şanslıydım çok iyi, büyük şairleri tanıdım. Cahit Sıtkı Tarancı, Ümit Yaşar Oğuzcan’ı tanıdım, hatta bir genç hanım öğrencim bana bir kadının elleri için yazılan şiiri biliyor musunuz diye sormuştu. Ben de “1964 yılını 1965 yılına bağlayan yılbaşı gecesinde Ankara Galatasaray Kulübünde Ümit Yaşar Oğuzcan’ın bir kadının ellerini tutarak bu şiiri okudu” dediğimde öğrencim özür dilemişti. Türk ve dünya edebiyatına çok merakım vardır. Mesela çok kabiliyetli değilim ama kanun çalmayı çok isterdim. Şiir yazmak isterdim ama ben ne kadar bir şiir yazmaya kalksam ulusa sesleniş gibi oluyor. Şiir şiirlikten çıkıyor. Öyle bir formasyonumuz var ki çok ciddileşiyorum nedense. Hiç şiir yazmadım bir kadına şiir yazsaydım kadının aklına şiir yazardım.” “Çok donanımlı bir o kadar da mütevazı bir insansınız Van’da sizi çok seviyorlar ve saygı duyuyorlar, keyifle dinliyorlar bunu neye bağlıyorsunuz?” sorusunu aynen şöyle yanıtlamıştı “Benim için bilgi ön planda. Güzel bir söz vardır “İçki efeyi susturur, korkağı coşturur” Para ve mevkiinin özellikle bilginin adamı susturması lazımdır. Adamın aklı başına gelmelidir. Tevazu aklı başında olmakla ilgilidir. Yükseldikçe, ya da okudukça daha çok okumanız gerektiğini anlıyorsunuz. Yükseldikçe çokça şeyleri bilmediğinize inanıyorsunuz. Bir yerlere geldiğinizde yapamadığınız şeyler olduğunu anlıyor yetemediğinizi görüyorsunuz. Bazen ben de yetemediğimi görüyorum. Ne her şeyi biliyorum, ne her şeyi konuşabiliyorum ne de her şeyi yazabiliyorum. Tevazu bir insanın doluluğu ile ilgili. Ben özellikle bunun üzerinde çok duruyorum. Eğitim ve öğretimin arasındaki farkı yakalayamıyoruz. Bunu zannediyoruz; benim diplomam olunca ben eğitildim. Hayır   eğitilmek yontulmaktır. Yontulmak yaşam boyunca her aşamada sürmeli ölene kadar yontulmalısınız. Her gün bir şey öğrenmelisiniz. Ben her şeyi biliyorum dediğinizde bittiğiniz andır. Ben kendi yaşıtlarımla anlaşamıyorum. Hocalık benim için müthiş bir şey, beni yenileyen bir durum, çocuklardan gençlerden çok şey öğreniyorum, dünyayı izliyorum, ben entegre oluyorum o beni ayakta tutuyor yaşatıyor motivasyon veriyor. Örneğin gençler hatta çocuklar bilgisayarı, teknolojiyi mükemmel kullanıyorlar. Onlar benden ekonomiyi öğrenirken ben de onlardan çok şey öğreniyor dünyaya adapte oluyorum” demişti gözlerinin içi gülerek Mutfakla arasının nasıl olduğunu yönelttiğim bir soru da olmuştu. Çok yaygın olan kebap kültürü yerine tencere yemeğini sevdiğini söyleyen Melen en sevdiği sanatçıların başında çocukluğunun Nesrin Sipahi’sine hala hayranlık duyduğunu Umut Akyürek, Candan Erçetin’i severek dinlediğini ekliyordu. Başbakan Ferit Melen’in oğlu olmanın kendisine avantaj sağlamadığını şu cümlelerle dile getirmişti. “Mutlaka başbakan oğlu olmak Türkiye de avantaj ama, benim babam gibi çok ciddi bir devlet adamının oğlu olmak zor bir iş. Babam ne zaman iktidara gelse torpil yapmamak için bana iş vermedi  ne zaman iktidardan düştüyse beni devlette kızağa aldılar. Şimdikilerle mukayese ederseniz onlar gerçekten ciddi devlet adamlarıydılar. Babamın imkanlarını hiç kullanmadım. Ben hayatımda hiçbir zaman VİP kullanmadım ta ki kendi diplomatik pasaportumu aldım Türkiye Maliye Müşaviri oldum yurtdışında Nato’da çalıştım o zaman VİP i kullandım daha sonra milletvekili oldum yine o zaman VİP’i kullandım. Şimdi bakıyorum herkes VİP’de. Çoluk çocuk gayri ciddi buluyorum bu durumu.” Kendisini sevgiyle ve özlemle hatırlayacağız. Ruhun şad olsun bilge adam.
Ekleme Tarihi: 17 Kasım 2020 - Salı

Mithat Melen’in Ardından

 Van’ın renkli simalarından, memleket sevdalısı, ekonomist, bankacı, akademisyen, profesör, siyasetçi, pilot, 23. dönem İstanbul milletvekili, yazar, eski milli savunma bakanı ve başbakanlardan Ferit Melen'in oğlu Mithat Melen, Covit - 19 nedeniyle 14 Kasım Cumartesi günü hayatını kaybetti. Vefatı büyük üzüntü yarattı.

Kendisini tanımış olmaktan mutluluk duyduğum seçkin insanlardan biri olan Mithat Melen, Van’ın aydınlık yüzüydü. Almış olduğu eğitimle engin bilgisi ve taşıdığı vizyonuyla Dünya Bankası, Sanayi ve Ticaret Odaları, belediyeler ile özel ve resmi kuruluşlara, başta ekonomi, uluslararası ilişkiler, finans, insan kaynakları ve eğitim olmak üzere çeşitli konularda danışmanlık yapmıştır. 1500’e yakın yayınlanmış makalesi, biri İngilizce beş kitabı olan Mithat Melen İngilizce ve Fransızcayı anadili kadar iyi konuşan değerli bir hocaydı.

Kendisiyle 2017 yılında Vansesi Gazetesinin 80. yılı kutlamalarında tanışmıştım. Birlikte yaptığımız kahvaltı sırasında 14 yaşındayken Vansesi Gazetesinde yazar ve muhabir olarak çalıştığını bunun da gazeteciliği sevmesinde ayrı bir yeri olduğunu  ifade etmişti.

Kendisinin de bir zamanlar köşe yazarlığı yaptığı Vansesi Gazetesi için bir söyleşi teklifinde bulunduğumda yoğun programının olmasına rağmen “20 dakikalık boşluğum var onu da senin röportajına harcarım “demişti babacan tavrıyla.  Yaptığımız söyleşi oldukça ilgi uyandırmıştı. Kendilerine ekonomi dışında sorular yöneltmiştim. Aşkı, kadın ve kadına şiddeti,  mutfağı, sanatı içeren sorular sormuştum. O da zevkle içtenlikle yanıtlamıştı tüm sorularımı.

Kadında güzelliği nasıl tanımlarsınız, diye bir soru yöneltmiştim kendisine. “Bana göre düşünen kadın güzeldir. Kendine bakan, kendini geliştiren, okuyan, yazan dünyayla ilgilenen analık yapan kadın güzeldir. Seven kadın güzeldir. Okumayan kendini geliştirmeyen kadına daha doğrusu insana üzülüyorum.” diye yorumlamıştı.

“Dünyayı gezen, okuyan, entelektüel birikimi olan,  biri olarak Türkiye ve bölgede yaşayan kadınlarla, dünya kadınlarını karşılaştırdığınızda aralarındaki en belirgin fark sizce nedir? Ülkemizdeki kadına şiddeti nasıl değerlendiriyorsunuz?”

“Bir kere kadınları karşılaştırmayı doğru bulmuyorum. Benim için hayat kadın erkek değildir. Hele iş hayatında kadın erkek gibi bir ayrımcılığı da taşımadım. Hiçbir zaman iş arkadaşlarımı kadın erkek diye ayırmadım. Ancak; Türkiye’nin esas meselesi kadınları eğitmekle ilgili bir şey.  Mesela ülkemizde kadına şiddet her zaman gündemde.

Türkiye de kadına şiddetten bahsetmek gerekirse önümüze garip bir tablo çıkıyor. Şiddetten bahseden kadın şiddeti öncelikle kendi çocuğuna uyguluyor çocuğunu dövüyor bunu hemen her yerde görüyoruz örneğin metroda, sokakta.  Çocuk da büyüyüp evlenince karısını dövüyor. Türkiye de en büyük sorun kadının eğitilmesidir. Profesör Özcan Köknar iyi bir şey söyler diyor ki; çocuğun eğitimi ana karnında başlar. O zaman demek ki biz anayı kadını eğitmemiz lazım yani gereğinden fazla kadına önem vermek lazım. Kadın sadece anamız, bacımız, kardeşimiz değil. Kadını iş hayatında bizle beraber çalışacak yanımızda olacak aynı mücadeleleri omuz omuza yapacak insan olarak görmeliyiz. . Türkiye’de kadın hakları demek bile bana ayrımcılık olarak geliyor. İnsan hakları desek daha doğru olmaz mı?”

Ülkemizde kadınların politika ve eğitimdeki yerini ise şu cümleleriyle değerlendirmişti.

“Kadınlar ne politikada, ne de eğitimde var. Hatta kadın hayatta bile yok Türkiye’de.  60 milyon oy atanımız var. Bunu 18 yaşın üzerinde düşünürsek bizim iş gücümüz 25 milyon görünüyor 30-35 milyonu nerede. Bu kadar insan çalışmıyor ya da gizli çalışıyor tarlada, evde. Kadın iş hayatında tam olarak etkili değil entegre de olamamış iş hayatına. Kadın iş hayatında yok, mecliste yok kadın kontenjanı açıyorlar kabinede bir kadın olsun kontenjanımız olsun diye. Ona da Kadından sorumlu bakanlık veriyorlar. Kadından sorumlu bakanın illa kadın mı olması lazım. Sağlık Bakanının doktor olması gerekmediği gibi. Süs bebeği gibi kabinede bir kadın bulunduruluyor. Kadın hiçbir yerde yok.”

Aşkta kadının yerini sorduğumda, aşkı ya da ilişkiyi sadece kadın yaşamıyor. Erkekle birlikte yaşıyorlar. Bu kadın ve erkek arasında bir sözleşmedir. Belki resmen imzalamadığımız ama iki tarafı da bağlayan bir sözleşmedir.

Ben aşkta insanın yerinden söz etmekten hoşlanırım. Aşk ve tutkuyu karıştırmamak lazım. Tutku ayrı bir şey, aşk farklı bir şey. Mümkün oldukça tutkudan kaçınmak lazım. Tutkularla hareket edince a mantık sürecinden çıkıyorsunuz. Tutkularla değil,  tutku yerine duygularla hareket etmek daha güzel.

Şiirle arasını da şu anısıyla dile getirmişti.

“Yıllar önce Lise birinci sınıftayken öğretmenim beni tahtaya kaldırdı şiir okumamı istedi. Ben hiç şiir bilmediğim için okuyamadım, bana iki gün süre verdi. “Yarın bir kadınla baş başa olursun ona bir şiir okuman gerekir bir şiir ezberle gel” dedi.   Ben de gidip bir şiir ezberledim, ezberim çok kuvvetli değildir. Ama şanslıydım çok iyi, büyük şairleri tanıdım. Cahit Sıtkı Tarancı, Ümit Yaşar Oğuzcan’ı tanıdım, hatta bir genç hanım öğrencim bana bir kadının elleri için yazılan şiiri biliyor musunuz diye sormuştu. Ben de “1964 yılını 1965 yılına bağlayan yılbaşı gecesinde Ankara Galatasaray Kulübünde Ümit Yaşar Oğuzcan’ın bir kadının ellerini tutarak bu şiiri okudu” dediğimde öğrencim özür dilemişti. Türk ve dünya edebiyatına çok merakım vardır. Mesela çok kabiliyetli değilim ama kanun çalmayı çok isterdim. Şiir yazmak isterdim ama ben ne kadar bir şiir yazmaya kalksam ulusa sesleniş gibi oluyor. Şiir şiirlikten çıkıyor. Öyle bir formasyonumuz var ki çok ciddileşiyorum nedense. Hiç şiir yazmadım bir kadına şiir yazsaydım kadının aklına şiir yazardım.”

“Çok donanımlı bir o kadar da mütevazı bir insansınız Van’da sizi çok seviyorlar ve saygı duyuyorlar, keyifle dinliyorlar bunu neye bağlıyorsunuz?” sorusunu aynen şöyle yanıtlamıştı

“Benim için bilgi ön planda. Güzel bir söz vardır “İçki efeyi susturur, korkağı coşturur” Para ve mevkiinin özellikle bilginin adamı susturması lazımdır. Adamın aklı başına gelmelidir. Tevazu aklı başında olmakla ilgilidir. Yükseldikçe, ya da okudukça daha çok okumanız gerektiğini anlıyorsunuz. Yükseldikçe çokça şeyleri bilmediğinize inanıyorsunuz.

Bir yerlere geldiğinizde yapamadığınız şeyler olduğunu anlıyor yetemediğinizi görüyorsunuz. Bazen ben de yetemediğimi görüyorum. Ne her şeyi biliyorum, ne her şeyi konuşabiliyorum ne de her şeyi yazabiliyorum.

Tevazu bir insanın doluluğu ile ilgili. Ben özellikle bunun üzerinde çok duruyorum. Eğitim ve öğretimin arasındaki farkı yakalayamıyoruz. Bunu zannediyoruz; benim diplomam olunca ben eğitildim. Hayır   eğitilmek yontulmaktır. Yontulmak yaşam boyunca her aşamada sürmeli ölene kadar yontulmalısınız. Her gün bir şey öğrenmelisiniz. Ben her şeyi biliyorum dediğinizde bittiğiniz andır.

Ben kendi yaşıtlarımla anlaşamıyorum. Hocalık benim için müthiş bir şey, beni yenileyen bir durum, çocuklardan gençlerden çok şey öğreniyorum, dünyayı izliyorum, ben entegre oluyorum o beni ayakta tutuyor yaşatıyor motivasyon veriyor. Örneğin gençler hatta çocuklar bilgisayarı, teknolojiyi mükemmel kullanıyorlar. Onlar benden ekonomiyi öğrenirken ben de onlardan çok şey öğreniyor dünyaya adapte oluyorum” demişti gözlerinin içi gülerek

Mutfakla arasının nasıl olduğunu yönelttiğim bir soru da olmuştu. Çok yaygın olan kebap kültürü yerine tencere yemeğini sevdiğini söyleyen Melen en sevdiği sanatçıların başında çocukluğunun Nesrin Sipahi’sine hala hayranlık duyduğunu Umut Akyürek, Candan Erçetin’i severek dinlediğini ekliyordu.

Başbakan Ferit Melen’in oğlu olmanın kendisine avantaj sağlamadığını şu cümlelerle dile getirmişti.

“Mutlaka başbakan oğlu olmak Türkiye de avantaj ama, benim babam gibi çok ciddi bir devlet adamının oğlu olmak zor bir iş. Babam ne zaman iktidara gelse torpil yapmamak için bana iş vermedi  ne zaman iktidardan düştüyse beni devlette kızağa aldılar. Şimdikilerle mukayese ederseniz onlar gerçekten ciddi devlet adamlarıydılar. Babamın imkanlarını hiç kullanmadım. Ben hayatımda hiçbir zaman VİP kullanmadım ta ki kendi diplomatik pasaportumu aldım Türkiye Maliye Müşaviri oldum yurtdışında Nato’da çalıştım o zaman VİP i kullandım daha sonra milletvekili oldum yine o zaman VİP’i kullandım. Şimdi bakıyorum herkes VİP’de. Çoluk çocuk gayri ciddi buluyorum bu durumu.”

Kendisini sevgiyle ve özlemle hatırlayacağız. Ruhun şad olsun bilge adam.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarın Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.