Şahbettin Uluat
Köşe Yazarı
Şahbettin Uluat
 

Van nere, Biden nere…

 “Van nereee, Biden nere! Van nere, Bill Gates nere, Putin nere…”  diyebilir miyiz? Adlarını andığımız ya da anmadığımız küresel güç sahiplerinin memleketimiz Van’ı şu ya da bu şekilde etkilemediğini, etkileyemediğini söyleyebilir miyiz? Söyleyemeyiz. Küreselleşen dünyada artık bu saydıklarım ve çok daha fazlası dijital araçlarla saniyeler içinde, fiziksel anlamda da saatler içinde bize ulaşacak mesafedeler. Çok yakınlar ve bizzat gelip Ferit Melen Havalimanı’na inmelerine gerek yok. Onlar da, başkaları da yaşadıkları yerlerden buralara da, dünyanın başka köşelerine de zaten her türlü uzanıyorlar, ulaşıyorlar, dokunuyorlar. Tabi, bu arada çıkıp çıkıp gelenler de oluyor. Siyasetçiler siyasetçi kimlikleriyle, bilim insanları bilim insanı kimlikleriyle, öğrenciler öğrenci kimlikleriyle, turistler turist kimlikleriyle, ajanlar da her türlü kimlikle başka yerlere ulaştıkları gibi memleketlerimize de ulaşıyorlar.   Eh, biz de boş durmuyoruz tabii. Biz de başka coğrafyalara, başka insanlara, başka ortamlara kendi farklı sıfatlarımızla ulaşıyoruz. Dünyanın her yerinden televizyon ekranlarına yansıyan belgesellerle, haber programlarıyla, dizilerle ulaşıyoruz. Yüzlerce farklı konuda vızır vızır çalışan internet kanallarıyla ulaşıyoruz. Ellerimizdeki akıllı telefonlar ve tabletlerle sosyal medyayı kullanarak ulaşıyoruz. Ve çoğu zaman ancak bütün bu araçlarla önümüze konulduğu kadarıyla ulaşıyoruz. Çok az da olsa bir kısmımız fiziksel olarak hava, kara taşıtlarıyla bizzat giderek de ulaşıyoruz. Ne var ki, onların bize ulaşmalarıyla bizim onlara ulaşmalarımız farklı sonuçlar doğuruyor. Biz televizyon, internet bağlantılarıyla onları biraz pasif bir şekilde izliyor, bilgileniyor, yerimizde kalıyoruz.  Birer yurttaş olarak kendi sınırlı alanlarımız içinde sırası gelirse belki fikirlerimizi birbirimizle paylaşıyor, ya da benim şimdi yaptığım gibi yazıyoruz ve sonuçta çok fazla şeyi değiştirmiyoruz.  Daha çok birer seyirci konumundayız. Onlar ise bulundukları yerlerden, dünyanın tepe noktalarından başka gözlerle birer aç kaplan gibi bakıyorlar yerküreye. (Uzaya da öyle bakıyorlar.)  Nereden daha ne koparabilirim bakışıyla bakıyorlar. Bakıyor ve ellerindeki satranç taşlarıyla hamleler yaparak birtakım yapıları, düzenleri zorluyorlar, etkiliyorlar. Onları omuzlayıp o yüksek yerlere çıkartanlar ile onların çevrelerine topladıkları ceolar, düşünce kuruluşları, çıkar çevreleri, hem kendilerinden bazı taleplerde bulunuyor, hem de kendilerine türlü türlü yollar ve yöntemler gösteriyorlar. Bizim rüzgârlarımız kendi mahallelerimizde usul usul eserken onların bazı sert rüzgârları dünyanın kimi uzak yerlerinde fırtınalara neden oluyor;  insanların canlarına, mallarına zarar veriyor. Bir kısmını da yaşlı, çoluk çocuk mülteci olarak Akdeniz’in tehlikeli sularında dikenli tellerle, köpeklerle, polislerle korunan sınırlara doğru yolculuklara çıkartıyor. Bizim dört nüfuslu evimizde aile bireylerimizle; üç – beş arkadaşla takıldığımız kahvehane ya da kafede konuştuğumuz şeyler farklı oluyor; onların uzmanlarla dolu çeşit çeşit ortamlarında konuştukları şeyler farklı oluyor. Bizim planlayıp yaptıklarımızla onların planlayıp yaptıkları da, hiç mi hiç birbirine benzemiyor. Bizim içimizden birileri onların ülkelerini uzak, ulaşılmaz; sınırlı sayıdaki çok zenginlerinin yaşam standartlarını hayal edilmez görürken ve kendilerine fena halde imrenirken; onlar bize ve dünyanın başka yerlerinde yaşayanlara tamamen başka gözlerle bakıyorlar. Destekledikleri ülkelere cömertçe yaklaşıyor, hedef tahtasına koydukları ülkelerde de her renkten yandaşlar ediniyor, duruma göre bir araya getiriyor, kullanıyor;  titizlikle hazırlanmış kısa ve uzun vadeli planlarını aleni ya da gizli düzenlerle hayata geçiriyorlar. Bütün bunlardan söz edince nedense aklıma Bill Gates geliyor. Korona öncesinde ve sonrasında sık sık haber bültenlerinde boy gösteren, salgına bağlı olarak ortaya çıkan bilgisayar donanım ve yazılım satış fırsatlarını da, aşıdaki yatırım fırsatını da erkenden gören Bill Gates. O dünya ile ilgili öngörülerde bulunurken yalnız olmadığı izlenimi veriyor. Onun sesi ve rüzgârı da, bütün ötekilerin sesleri ve rüzgârları da Van dâhil yer kürenin her tarafını dolaşıyor. Bir şeyleri sallıyor, bir şeyleri cilalıyor, bir şeylere zarar veriyor. Birileri o ses ve rüzgârlara kulak verip, kafa yorup doğru ya da yanlış, eksik ya da fazla çeşitli anlamlar yüklerken, başka birileri ne işitiyorlar, ne de düşünüyorlar.
Ekleme Tarihi: 22 Şubat 2021 - Pazartesi

Van nere, Biden nere…

 “Van nereee, Biden nere!

Van nere, Bill Gates nere, Putin nere…”  diyebilir miyiz?

Adlarını andığımız ya da anmadığımız küresel güç sahiplerinin memleketimiz Van’ı şu ya da bu şekilde etkilemediğini, etkileyemediğini söyleyebilir miyiz?

Söyleyemeyiz.

Küreselleşen dünyada artık bu saydıklarım ve çok daha fazlası dijital araçlarla saniyeler içinde, fiziksel anlamda da saatler içinde bize ulaşacak mesafedeler.

Çok yakınlar ve bizzat gelip Ferit Melen Havalimanı’na inmelerine gerek yok.

Onlar da, başkaları da yaşadıkları yerlerden buralara da, dünyanın başka köşelerine de zaten her türlü uzanıyorlar, ulaşıyorlar, dokunuyorlar.

Tabi, bu arada çıkıp çıkıp gelenler de oluyor.

Siyasetçiler siyasetçi kimlikleriyle, bilim insanları bilim insanı kimlikleriyle, öğrenciler öğrenci kimlikleriyle, turistler turist kimlikleriyle, ajanlar da her türlü kimlikle başka yerlere ulaştıkları gibi memleketlerimize de ulaşıyorlar.  

Eh, biz de boş durmuyoruz tabii. Biz de başka coğrafyalara, başka insanlara, başka ortamlara kendi farklı sıfatlarımızla ulaşıyoruz.

Dünyanın her yerinden televizyon ekranlarına yansıyan belgesellerle, haber programlarıyla, dizilerle ulaşıyoruz.

Yüzlerce farklı konuda vızır vızır çalışan internet kanallarıyla ulaşıyoruz.

Ellerimizdeki akıllı telefonlar ve tabletlerle sosyal medyayı kullanarak ulaşıyoruz.

Ve çoğu zaman ancak bütün bu araçlarla önümüze konulduğu kadarıyla ulaşıyoruz.

Çok az da olsa bir kısmımız fiziksel olarak hava, kara taşıtlarıyla bizzat giderek de ulaşıyoruz.

Ne var ki, onların bize ulaşmalarıyla bizim onlara ulaşmalarımız farklı sonuçlar doğuruyor.

Biz televizyon, internet bağlantılarıyla onları biraz pasif bir şekilde izliyor, bilgileniyor, yerimizde kalıyoruz.  Birer yurttaş olarak kendi sınırlı alanlarımız içinde sırası gelirse belki fikirlerimizi birbirimizle paylaşıyor, ya da benim şimdi yaptığım gibi yazıyoruz ve sonuçta çok fazla şeyi değiştirmiyoruz.  Daha çok birer seyirci konumundayız.

Onlar ise bulundukları yerlerden, dünyanın tepe noktalarından başka gözlerle birer aç kaplan gibi bakıyorlar yerküreye. (Uzaya da öyle bakıyorlar.)  Nereden daha ne koparabilirim bakışıyla bakıyorlar.

Bakıyor ve ellerindeki satranç taşlarıyla hamleler yaparak birtakım yapıları, düzenleri zorluyorlar, etkiliyorlar.

Onları omuzlayıp o yüksek yerlere çıkartanlar ile onların çevrelerine topladıkları ceolar, düşünce kuruluşları, çıkar çevreleri, hem kendilerinden bazı taleplerde bulunuyor, hem de kendilerine türlü türlü yollar ve yöntemler gösteriyorlar.

Bizim rüzgârlarımız kendi mahallelerimizde usul usul eserken onların bazı sert rüzgârları dünyanın kimi uzak yerlerinde fırtınalara neden oluyor;  insanların canlarına, mallarına zarar veriyor. Bir kısmını da yaşlı, çoluk çocuk mülteci olarak Akdeniz’in tehlikeli sularında dikenli tellerle, köpeklerle, polislerle korunan sınırlara doğru yolculuklara çıkartıyor.

Bizim dört nüfuslu evimizde aile bireylerimizle; üç – beş arkadaşla takıldığımız kahvehane ya da kafede konuştuğumuz şeyler farklı oluyor; onların uzmanlarla dolu çeşit çeşit ortamlarında konuştukları şeyler farklı oluyor. Bizim planlayıp yaptıklarımızla onların planlayıp yaptıkları da, hiç mi hiç birbirine benzemiyor.

Bizim içimizden birileri onların ülkelerini uzak, ulaşılmaz; sınırlı sayıdaki çok zenginlerinin yaşam standartlarını hayal edilmez görürken ve kendilerine fena halde imrenirken; onlar bize ve dünyanın başka yerlerinde yaşayanlara tamamen başka gözlerle bakıyorlar. Destekledikleri ülkelere cömertçe yaklaşıyor, hedef tahtasına koydukları ülkelerde de her renkten yandaşlar ediniyor, duruma göre bir araya getiriyor, kullanıyor;  titizlikle hazırlanmış kısa ve uzun vadeli planlarını aleni ya da gizli düzenlerle hayata geçiriyorlar.

Bütün bunlardan söz edince nedense aklıma Bill Gates geliyor. Korona öncesinde ve sonrasında sık sık haber bültenlerinde boy gösteren, salgına bağlı olarak ortaya çıkan bilgisayar donanım ve yazılım satış fırsatlarını da, aşıdaki yatırım fırsatını da erkenden gören Bill Gates.

O dünya ile ilgili öngörülerde bulunurken yalnız olmadığı izlenimi veriyor.

Onun sesi ve rüzgârı da, bütün ötekilerin sesleri ve rüzgârları da Van dâhil yer kürenin her tarafını dolaşıyor. Bir şeyleri sallıyor, bir şeyleri cilalıyor, bir şeylere zarar veriyor.

Birileri o ses ve rüzgârlara kulak verip, kafa yorup doğru ya da yanlış, eksik ya da fazla çeşitli anlamlar yüklerken, başka birileri ne işitiyorlar, ne de düşünüyorlar.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.