Şahbettin Uluat
Köşe Yazarı
Şahbettin Uluat
 

Sosyal medyanın salladığı insanlar

Korona öcüsü insanları içerilere kapatmış. Evlerin padişahları da televizyonlar. Alıyor kumandayı evdekilerden biri, kanal kanal geziniyor. Hava durumu, reklamlar, Aşkımın Kör Gözü dizisi, Kelebek Mevsimi dizisi, sağlık uzmanları, deprem uzmanı, Suriye haberleri, politika haberleri, Avrupa - Amerika haberleri, basketbol maçı, futbol yorumu, yemek programı, temizlik programı, yine reklamlar, ramazan sohbeti ve kayıp, öldürülmüş insanlarla ilgili programlar. Aynı ortamlarda bulunduğumuz için ister istemez oturup izleyenlere eşlik ediyoruz. *** Kadının adı Dilek. Evini, eşini, üç çocuğunu terk edip ortalıktan kaybolmuş. Baba, anne, eş, kardeş perişan. Kadının başına bir şey geldi diye ödleri kopuyor.Başlıyor bir arama faslı.   Kimisi televizyon stüdyosunda, kimisi evde telefonun başında yürekleri ağızlarında. Programı yapan sunucu gelişmeleri yönetiyor, hukukçusu, uzmanı, varsa seyircisi herkes üzerine düşeni yapıp kayıp kadını arıyor.  Bu tür aramalar bazen iki gün bazen bir hafta sürüyor.  Medyanın ilgisi lazer gibi değdiği yeri dağlayıp ortaya çıkarıyor. Sonunda Dilek adlı kadın her neredeyse bunca gürültü patırtıya, bunca eleştiri ah vaha, ilenmeye, eleştirilere, duruma göre yeni yerinde kendisini bilip tanıyanların baskısına dayanamıyor, ortaya çıkmak zorunda kalıyor. Açıyor telefonu televizyon stüdyosuna, incinmiş ve kızgın bir halde "yahu size ne oluyor, ben iyiyim, kendime yeni bir hayat kurdum, memnunum, geri de gelmeyeceğim" diyerek pişmiş aşa soğuk suyunu katıyor. Soğuk su katıyor çünkü o bunları söylerken televizyon stüdyosunda kendisini aramak için Anadolu'nun bir yerindeki evinden çıkıp İstanbul'a gelmiş öz babası var ve bu sözleri en çok onu yaralıyor. Programa telefonla katılmış olan kızının sesini duyan hem kendisi yaşlı hem de gözü yaşlı anne de kızını bulup kurtarmak (!), geri getirmek hayaliyle çarşafını giyinip İstanbul yollarına düşüyor.  İyi ki bu televizyon programları var. Medyanın eli -kolu her durumda çaresiz ailelerden çok daha uzun. Yapılan yayınlarla her yere ulaşıp her yerden ihbarlar, destekler alabiliyor. Yine o destek sayesinde çok geçmeden Dilek bulunup, ikna edilip stüdyoya da getiriliyor.  Özlemle, heyecanla evladını bekleyen babanın o güne kadar kayıp olan kızına sarılma isteği karşı tarafça kabul görmüyor.  Kızı Dilek hazır olmadığını söyleyip reddediyor. O gün ve izleyen günlerde programın sunucusu, deneyimli avukatı, her çevreden seyircileri sırayla Dilek'e üç çocuklu bir anne olduğunu hatırlatıp geri dönmesi için çeşitli telkinlerde bulunuyorlarsa da o duruşundan, tavrından taviz vermiyor. "Zaten gidecektim, o akşam aklıma esti, çıkıp gittim. Eşime de, evime de, aileme de dönmeyeceğim" diyor ve en ufak bir gevşeme göstermiyor. Eşi iki üç kez "eğer iddia ettiğin gibi bir erkeğin yanına gitmediysen gel seni affediyorum, üç çocuğumuz var onları annesiz bırakma" dese de karşılık alamıyor. Karşılık "zaten ben seni sevmiyorum, senden ayrılmak istiyorum. Bu yüzden gittim" oluyor. Anne baba "tamam kızım gel, eşini sevmiyorsan bize gel, istersen boşanırsın, çocuklarını ortada bırakma" diyorlar, olmaz anlamında başını sallayıp susuyor. İstanbul'daki bir yakını "gel bir süre bizde kal, olaylar yatışınca dönersin" teklifi yapıyor. Program sunucusu hanım "ben seni burada misafir edeyim, iş bulursun sonra yeniden düşünürsün" diye bir başka kapı açıyor ama hepsi geri çevriliyor. Evlatlarının özlemle "anne neredeysen gel" çağrılarını dinletiyorlar, ağlıyor ama kabul etmiyor. Sonunda yine televizyon çalışanları gidip yanına sığınmış olduğu, uğruna ailesini terk ettiği şahsın "çocuklarının ve ailenin sıkıntılarını arttırma, bence de onların yanına dön" şeklinde mesajını getirip eline veriyorlar, mesajı okuyor, sarsılıyor ama kararında direniyor. Yaşlı anne babasını stüdyoda perişan halde bırakıp arkasını dönüp, çıkıp gidiyor. *** Bu öykü üç aşağı beş yukarı birbirine benzeyen binlercesinden sadece bir tanesidir. Aynı kanalda 19 yaşında evli ve sekiz aylık hamile bir kadının evini ve eşini terk ederek 67 yaşında birinin yanına gitmiş olması da anlatılıyor. Genç kız telefonla bağlanıp hayatından memnun olduğu iddiasında bulunuyor. Ona göre babasından büyük birinin desteğiyle yaşamak daha doğru. Eşine ya da kendi ailesine dönmemek için direniyor. Görünen o ki, bizim televizyon ekranlarından ibretle ve hayretle az sayıda örneklerini izlemek durumunda kaldığımız olayların farklı türleri, farklı kişilerce her Allah'ın günü yaşanıp duruyor. Yüksek beklentilerle abartılmış gençlik hayalleri, evlilik bağıyla gelen yaşamın gerçekleriyle bağdaşmayınca evliliklerde, ilişkilerde de ciddi sorunlar yaşanıyor. Kişisel uyumsuzluklar, ekonomik sorunlar da bazen işin tuzu biberi oluyor. Sorun yaşayan ve kendisini zayıf halka olarak gören taraf elindeki akıllı telefonların sağladığı olanaklarla tanımadığı insanlarla dolu sosyal paylaşım sitelerinde buluyor kendisini. Sonrası çeşit çeşit macera. Çoğunun sonu çok daha kötü biten bir yığın karışık durum. Fiziksel ve ruhsal anlamda çökmüş, tükenmiş, köprülerini yitirmiş kadınlar, erkekler. Parçalanmış aileler, ortada kalmış evlatlar, yüreği yanık anne babalar, yakınlar. Her şeyin devlet tarafından ve yasalarla düzene sokulmasını bekleyemeyiz, beklememeliyiz. İyi gitmeyen, hiç gitmeyen bir evliliğimiz varsa ve hiçbir çıkar yol kalmamışsa boşanma da bir seçenek. Kendimizi sıkıntılı bir durumda görüyorsak bütün bu yolları açmadan önce yakın çevremizden destek almaya bakmalıyız. Sorun yaşayabilecek birinin yakınıysak vaktinde farkına varıp ihtiyaç duyulan desteği karşıdaki istemeden vermenin yollarını bulmalıyız. Köprüler yıkılmadan, kapılar kapanmadan önce.
Ekleme Tarihi: 11 Mayıs 2020 - Pazartesi

Sosyal medyanın salladığı insanlar

Korona öcüsü insanları içerilere kapatmış.

Evlerin padişahları da televizyonlar.

Alıyor kumandayı evdekilerden biri, kanal kanal geziniyor. Hava durumu, reklamlar, Aşkımın Kör Gözü dizisi, Kelebek Mevsimi dizisi, sağlık uzmanları, deprem uzmanı, Suriye haberleri, politika haberleri, Avrupa - Amerika haberleri, basketbol maçı, futbol yorumu, yemek programı, temizlik programı, yine reklamlar, ramazan sohbeti ve kayıp, öldürülmüş insanlarla ilgili programlar.

Aynı ortamlarda bulunduğumuz için ister istemez oturup izleyenlere eşlik ediyoruz.

***

Kadının adı Dilek. Evini, eşini, üç çocuğunu terk edip ortalıktan kaybolmuş. Baba, anne, eş, kardeş perişan. Kadının başına bir şey geldi diye ödleri kopuyor.Başlıyor bir arama faslı.   Kimisi televizyon stüdyosunda, kimisi evde telefonun başında yürekleri ağızlarında. Programı yapan sunucu gelişmeleri yönetiyor, hukukçusu, uzmanı, varsa seyircisi herkes üzerine düşeni yapıp kayıp kadını arıyor.  Bu tür aramalar bazen iki gün bazen bir hafta sürüyor. 

Medyanın ilgisi lazer gibi değdiği yeri dağlayıp ortaya çıkarıyor. Sonunda Dilek adlı kadın her neredeyse bunca gürültü patırtıya, bunca eleştiri ah vaha, ilenmeye, eleştirilere, duruma göre yeni yerinde kendisini bilip tanıyanların baskısına dayanamıyor, ortaya çıkmak zorunda kalıyor. Açıyor telefonu televizyon stüdyosuna, incinmiş ve kızgın bir halde "yahu size ne oluyor, ben iyiyim, kendime yeni bir hayat kurdum, memnunum, geri de gelmeyeceğim" diyerek pişmiş aşa soğuk suyunu katıyor.

Soğuk su katıyor çünkü o bunları söylerken televizyon stüdyosunda kendisini aramak için Anadolu'nun bir yerindeki evinden çıkıp İstanbul'a gelmiş öz babası var ve bu sözleri en çok onu yaralıyor.

Programa telefonla katılmış olan kızının sesini duyan hem kendisi yaşlı hem de gözü yaşlı anne de kızını bulup kurtarmak (!), geri getirmek hayaliyle çarşafını giyinip İstanbul yollarına düşüyor. 

İyi ki bu televizyon programları var. Medyanın eli -kolu her durumda çaresiz ailelerden çok daha uzun. Yapılan yayınlarla her yere ulaşıp her yerden ihbarlar, destekler alabiliyor.

Yine o destek sayesinde çok geçmeden Dilek bulunup, ikna edilip stüdyoya da getiriliyor.  Özlemle, heyecanla evladını bekleyen babanın o güne kadar kayıp olan kızına sarılma isteği karşı tarafça kabul görmüyor.  Kızı Dilek hazır olmadığını söyleyip reddediyor.

O gün ve izleyen günlerde programın sunucusu, deneyimli avukatı, her çevreden seyircileri sırayla Dilek'e üç çocuklu bir anne olduğunu hatırlatıp geri dönmesi için çeşitli telkinlerde bulunuyorlarsa da o duruşundan, tavrından taviz vermiyor.

"Zaten gidecektim, o akşam aklıma esti, çıkıp gittim. Eşime de, evime de, aileme de dönmeyeceğim" diyor ve en ufak bir gevşeme göstermiyor.

Eşi iki üç kez "eğer iddia ettiğin gibi bir erkeğin yanına gitmediysen gel seni affediyorum, üç çocuğumuz var onları annesiz bırakma" dese de karşılık alamıyor. Karşılık "zaten ben seni sevmiyorum, senden ayrılmak istiyorum. Bu yüzden gittim" oluyor.

Anne baba "tamam kızım gel, eşini sevmiyorsan bize gel, istersen boşanırsın, çocuklarını ortada bırakma" diyorlar, olmaz anlamında başını sallayıp susuyor.

İstanbul'daki bir yakını "gel bir süre bizde kal, olaylar yatışınca dönersin" teklifi yapıyor. Program sunucusu hanım "ben seni burada misafir edeyim, iş bulursun sonra yeniden düşünürsün" diye bir başka kapı açıyor ama hepsi geri çevriliyor.

Evlatlarının özlemle "anne neredeysen gel" çağrılarını dinletiyorlar, ağlıyor ama kabul etmiyor.

Sonunda yine televizyon çalışanları gidip yanına sığınmış olduğu, uğruna ailesini terk ettiği şahsın "çocuklarının ve ailenin sıkıntılarını arttırma, bence de onların yanına dön" şeklinde mesajını getirip eline veriyorlar, mesajı okuyor, sarsılıyor ama kararında direniyor.

Yaşlı anne babasını stüdyoda perişan halde bırakıp arkasını dönüp, çıkıp gidiyor.

***

Bu öykü üç aşağı beş yukarı birbirine benzeyen binlercesinden sadece bir tanesidir.

Aynı kanalda 19 yaşında evli ve sekiz aylık hamile bir kadının evini ve eşini terk ederek 67 yaşında birinin yanına gitmiş olması da anlatılıyor.

Genç kız telefonla bağlanıp hayatından memnun olduğu iddiasında bulunuyor. Ona göre babasından büyük birinin desteğiyle yaşamak daha doğru. Eşine ya da kendi ailesine dönmemek için direniyor.

Görünen o ki, bizim televizyon ekranlarından ibretle ve hayretle az sayıda örneklerini izlemek durumunda kaldığımız olayların farklı türleri, farklı kişilerce her Allah'ın günü yaşanıp duruyor.

Yüksek beklentilerle abartılmış gençlik hayalleri, evlilik bağıyla gelen yaşamın gerçekleriyle bağdaşmayınca evliliklerde, ilişkilerde de ciddi sorunlar yaşanıyor. Kişisel uyumsuzluklar, ekonomik sorunlar da bazen işin tuzu biberi oluyor.

Sorun yaşayan ve kendisini zayıf halka olarak gören taraf elindeki akıllı telefonların sağladığı olanaklarla tanımadığı insanlarla dolu sosyal paylaşım sitelerinde buluyor kendisini.

Sonrası çeşit çeşit macera. Çoğunun sonu çok daha kötü biten bir yığın karışık durum. Fiziksel ve ruhsal anlamda çökmüş, tükenmiş, köprülerini yitirmiş kadınlar, erkekler. Parçalanmış aileler, ortada kalmış evlatlar, yüreği yanık anne babalar, yakınlar.

Her şeyin devlet tarafından ve yasalarla düzene sokulmasını bekleyemeyiz, beklememeliyiz.

İyi gitmeyen, hiç gitmeyen bir evliliğimiz varsa ve hiçbir çıkar yol kalmamışsa boşanma da bir seçenek.

Kendimizi sıkıntılı bir durumda görüyorsak bütün bu yolları açmadan önce yakın çevremizden destek almaya bakmalıyız.

Sorun yaşayabilecek birinin yakınıysak vaktinde farkına varıp ihtiyaç duyulan desteği karşıdaki istemeden vermenin yollarını bulmalıyız.

Köprüler yıkılmadan, kapılar kapanmadan önce.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.