Şahbettin Uluat
Köşe Yazarı
Şahbettin Uluat
 

Ömrümüzün bu demi

Ömür dediğimiz şey birbirine eklenmiş zamanlardan başka nedir ki! Su gibi akıp gidiyor, buhar gibi yükselip kayboluyor. Yeryüzünde bize verilmiş olan süre boyunca yaşayacak olan biz insanlar o zaman boyutuyla bağlıyız yaşama. Her birimizin kendimize göre rutinlerimiz var. Ömürlerimizin bir kısmı evlerimizde, bir kısmı işyerlerimizde geçiyor. Öyle olunca da doğal olarak gündemimizi genellikle bu ortamlarda yaşadıklarımız, dokunduklarımız, tanık olduklarımız ve işittiklerimiz belirliyor. O bir zincirin elemanları gibi her biri ötekine eklenmiş demlerden sadece birini yaşıyoruz şu an. Her ne yapıyor, ne düşünüyorsak o demlerin birini harcayarak yapıyoruz. Her insanın eşsiz olduğu gibi her insanın yaşamakta olduğu demler de eşsizdir. Geçmişte hiçbir şey bugünkü gibi değildi. Gelecekte hiçbir şey bugünkü gibi olmayacak. Gün dedim ya, buna takılıp kalmayın. An da, gün de bir demdir, hafta da, ay da, yıl da birer demdir. Birbirinin içine girmiş ve her biri eninde sonunda tükenecek zayıf, şişman demler. Yaşarken o demleri harcayıp duruyoruz. Uzunlarıyla kısalarıyla o demleri. Bir kısmımız ekmek kovalıyoruz, bir kısmımız ev işleriyle meşgulüz. Bir kısmımız kahvehanede, kafede vakit geçiriyoruz. Bir kısmımız köprüler kurmakla, izlerden gitmekle ya da izleri silmekle meşgulüz. İşsizimiz iş, hastamız doktor peşinde. Çarşı pazar, cadde sokak, ev ocak bizlerle dolu, herkesin peşin ve taze demleri var ve o demler kullanılıyor. Gencimiz, yaşlımız bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz, bir şeyleri satmaya, bir şeyleri satın almaya çalışıyoruz. Televizyonlar, sosyal medya ağları o kadar çok insanı meşgul ediyor ki. Reklamlar evimize, yatak odamıza kadar giriyor. Bir kere yakalandıktan sonra kurtulamıyoruz. Takılınca bakıyoruz.  Demler halka halka dökülüyor. Siyaset, ibadet, aşk, macera, heves, hayal, dedikodu, boş muhabbet, nokta nokta işler… Hepsi insan için. Gözle görülmüyor ama oralara az zaman yatırmıyoruz. Ana kentlerde yaşıyorsak ömrümüzün ciddi bir kısmı trafikte geçiyor. Caddeler, sokaklar, garajlar arabalarla dolu. Oralarda harcadığımız zaman dilimlerinin nereye gittiğini hiç mi hiç düşünmüyoruz. Aracın içinde ve hele sürücü isek yollar bizi büyülüyor ve zamanımızı çalıveriyor. Pek çoğumuzun çocukluğu, gençliği ve yetişkinliği ömrümüzün demleri ile ilgili hesaplar yapmadan, yapamadan geçiyor. Bir kısmımız yaşlılıkta da ömrün demleri ile ilgili çok kafa yormuyor. Buna karşılık diğer bir kısmımız, özellikle artık çocukları evlendirmiş, evleri tenhalaşmış olanlarımız dönüp o demlerle ilgili hesaplar yapmaya başlıyoruz. Bu biraz da yaşlılığın getirdiği bir şey oluyor. Çocukluk, gençlik, yetişkinlik zamanlarımızdaki gibi dikkatimizi dağıtan çok sayıda ve çok heyecan veren şeyler yok. Işıltımız solmuş. Etrafımızdaki kalabalıklar dağılmış. Beklentilerimiz azalmış.  Son istasyon gittikçe yakına geliyor. O yakına geldikçe bizler de geçmiş yolculuğumuzu, başka yolculukları; harcanmış ve harcanmakta olan demleri düşünmeye başlıyoruz. Elimizde sınırlı miktarda kalmış olan dem halkalarımızı tüketmekte olduğumuzu fark ettiğimizde bilyelerini kaybetmiş çocuklara dönüşüyoruz. Dizilerde, bilgisayar oyunlarında, taş ve kâğıt oyunlarında, dedikodularda ve başka şeylerde kaybolmuş çocuklar, gençler, yetişkinler dem hesaplarından şimdilik uzak. Şu 65 yaş Kovid – 19 dünyayı kasıp kavurmaya devam ediyor. Ülkemizde de bulaşıcılık oranı yüksek hastalığın yayılımını azaltmak için bilim kurulunun görüşü alınarak haklı kısıtlamalar getiriliyor. Kısıtlamaların bir kısmı belli yaş gruplarını kapsıyor.  Son süreçte kısıtlamalara tabi olanların bir kısmı 20 yaş altı olanlar ve bununla ilgili bir tarih var.  Bu tarih 01 Ocak 2001 ve sonrasında doğmuş olanlar. Net, açık. Kısıtlamalara tabi diğer kesim için farklı ifadeler kullanılıyor. Kimileri “65 yaş üzeri” diyor; kimileri de “65 yaş ve üzeri.”  Ne var ki, hiç kimse doğum yılı anlamında net bir tarih zikretmiyor.  Konuyla ilgili sorumluluğu olan zabıta güçleri bunu biliyor, belediye otobüs şoförleri biliyor ama sokaktaki yurttaşın kafası biraz karışık. Mutlaka internette birileri buna değinmiştir diye arama motorunu çalıştırıyorum. Konu ile ilgili çok sayıda haber var ama hepsi birbirinin kopyası.  65 yaş ile ilgili açıklanmış bir tarih yok. Konu pek çok kişiyi ilgilendiriyor. Kamuya ait toplu taşıma araçlarındaki sürücüler bu konuda titiz. Yasaklı konumundaki yolcuları almak istemiyorlar.   Tereddüt yaşayan bir kısım vatandaş ne zaman geri çevrilecek bilemiyor. Bu 65 yaş sınırını belirten doğum tarihinin net ifade edilmesinin pek çok kişinin kafasındaki soru işaretini ortadan kaldıracağını düşünüyorum. 
Ekleme Tarihi: 15 Aralık 2020 - Salı

Ömrümüzün bu demi

Ömür dediğimiz şey birbirine eklenmiş zamanlardan başka nedir ki!

Su gibi akıp gidiyor, buhar gibi yükselip kayboluyor.

Yeryüzünde bize verilmiş olan süre boyunca yaşayacak olan biz insanlar o zaman boyutuyla bağlıyız yaşama. Her birimizin kendimize göre rutinlerimiz var.

Ömürlerimizin bir kısmı evlerimizde, bir kısmı işyerlerimizde geçiyor. Öyle olunca da doğal olarak gündemimizi genellikle bu ortamlarda yaşadıklarımız, dokunduklarımız, tanık olduklarımız ve işittiklerimiz belirliyor.

O bir zincirin elemanları gibi her biri ötekine eklenmiş demlerden sadece birini yaşıyoruz şu an.

Her ne yapıyor, ne düşünüyorsak o demlerin birini harcayarak yapıyoruz.

Her insanın eşsiz olduğu gibi her insanın yaşamakta olduğu demler de eşsizdir.

Geçmişte hiçbir şey bugünkü gibi değildi. Gelecekte hiçbir şey bugünkü gibi olmayacak.

Gün dedim ya, buna takılıp kalmayın. An da, gün de bir demdir, hafta da, ay da, yıl da birer demdir.

Birbirinin içine girmiş ve her biri eninde sonunda tükenecek zayıf, şişman demler.

Yaşarken o demleri harcayıp duruyoruz. Uzunlarıyla kısalarıyla o demleri.

Bir kısmımız ekmek kovalıyoruz, bir kısmımız ev işleriyle meşgulüz. Bir kısmımız kahvehanede, kafede vakit geçiriyoruz. Bir kısmımız köprüler kurmakla, izlerden gitmekle ya da izleri silmekle meşgulüz.

İşsizimiz iş, hastamız doktor peşinde.

Çarşı pazar, cadde sokak, ev ocak bizlerle dolu, herkesin peşin ve taze demleri var ve o demler kullanılıyor. Gencimiz, yaşlımız bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz, bir şeyleri satmaya, bir şeyleri satın almaya çalışıyoruz.

Televizyonlar, sosyal medya ağları o kadar çok insanı meşgul ediyor ki. Reklamlar evimize, yatak odamıza kadar giriyor. Bir kere yakalandıktan sonra kurtulamıyoruz. Takılınca bakıyoruz. 

Demler halka halka dökülüyor.

Siyaset, ibadet, aşk, macera, heves, hayal, dedikodu, boş muhabbet, nokta nokta işler… Hepsi insan için. Gözle görülmüyor ama oralara az zaman yatırmıyoruz.

Ana kentlerde yaşıyorsak ömrümüzün ciddi bir kısmı trafikte geçiyor. Caddeler, sokaklar, garajlar arabalarla dolu. Oralarda harcadığımız zaman dilimlerinin nereye gittiğini hiç mi hiç düşünmüyoruz. Aracın içinde ve hele sürücü isek yollar bizi büyülüyor ve zamanımızı çalıveriyor.

Pek çoğumuzun çocukluğu, gençliği ve yetişkinliği ömrümüzün demleri ile ilgili hesaplar yapmadan, yapamadan geçiyor.

Bir kısmımız yaşlılıkta da ömrün demleri ile ilgili çok kafa yormuyor. Buna karşılık diğer bir kısmımız, özellikle artık çocukları evlendirmiş, evleri tenhalaşmış olanlarımız dönüp o demlerle ilgili hesaplar yapmaya başlıyoruz.

Bu biraz da yaşlılığın getirdiği bir şey oluyor.

Çocukluk, gençlik, yetişkinlik zamanlarımızdaki gibi dikkatimizi dağıtan çok sayıda ve çok heyecan veren şeyler yok. Işıltımız solmuş. Etrafımızdaki kalabalıklar dağılmış. Beklentilerimiz azalmış. 

Son istasyon gittikçe yakına geliyor.

O yakına geldikçe bizler de geçmiş yolculuğumuzu, başka yolculukları; harcanmış ve harcanmakta olan demleri düşünmeye başlıyoruz.

Elimizde sınırlı miktarda kalmış olan dem halkalarımızı tüketmekte olduğumuzu fark ettiğimizde bilyelerini kaybetmiş çocuklara dönüşüyoruz.

Dizilerde, bilgisayar oyunlarında, taş ve kâğıt oyunlarında, dedikodularda ve başka şeylerde kaybolmuş çocuklar, gençler, yetişkinler dem hesaplarından şimdilik uzak.

Şu 65 yaş

Kovid – 19 dünyayı kasıp kavurmaya devam ediyor.

Ülkemizde de bulaşıcılık oranı yüksek hastalığın yayılımını azaltmak için bilim kurulunun görüşü alınarak haklı kısıtlamalar getiriliyor.

Kısıtlamaların bir kısmı belli yaş gruplarını kapsıyor. 

Son süreçte kısıtlamalara tabi olanların bir kısmı 20 yaş altı olanlar ve bununla ilgili bir tarih var.  Bu tarih 01 Ocak 2001 ve sonrasında doğmuş olanlar. Net, açık.

Kısıtlamalara tabi diğer kesim için farklı ifadeler kullanılıyor.

Kimileri “65 yaş üzeri” diyor; kimileri de “65 yaş ve üzeri.”  Ne var ki, hiç kimse doğum yılı anlamında net bir tarih zikretmiyor.  Konuyla ilgili sorumluluğu olan zabıta güçleri bunu biliyor, belediye otobüs şoförleri biliyor ama sokaktaki yurttaşın kafası biraz karışık.

Mutlaka internette birileri buna değinmiştir diye arama motorunu çalıştırıyorum. Konu ile ilgili çok sayıda haber var ama hepsi birbirinin kopyası.  65 yaş ile ilgili açıklanmış bir tarih yok.

Konu pek çok kişiyi ilgilendiriyor. Kamuya ait toplu taşıma araçlarındaki sürücüler bu konuda titiz. Yasaklı konumundaki yolcuları almak istemiyorlar.  

Tereddüt yaşayan bir kısım vatandaş ne zaman geri çevrilecek bilemiyor.

Bu 65 yaş sınırını belirten doğum tarihinin net ifade edilmesinin pek çok kişinin kafasındaki soru işaretini ortadan kaldıracağını düşünüyorum. 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.