Hikmet AKSOY
Köşe Yazarı
Hikmet AKSOY
 

"Büyük Tablo"ya bakmak...

"Umut fakirin ekmeği", ama  en çok da siyasetçinin... Hele de iktidarda iseniz, gidişat konusunda " pembe tablo" çizmek siyasetçinin boynunun borcu... Böyle olduğu için de; gerçeği ifadeden korkan bir siyaset anlayışı yerleşti ülkede... Siz, başarısızlığından söz eden, yapamadıklarının sorumluluğunu siyasi rakiplerinin üzerine yıkmayan siyasetçi gördünüz mü, hiç? Tanıdınız mı böyle birisini? Çıkmadı böyle bir siyasetçi ki... Çıkacağının işareti de yok.. Acı bir gerçektir ki; demokrasiye geçişle birlikte başlayan ve bugün de doruk noktada yaşanılan bir siyasal karalama/yalanlama dönemini yaşıyoruz bu yüzden... xxx Parası/pulu olmak... Marka marka arabaları olmak... Arsaları, apartmanları, fabrikaları olmak... Kısacası "tuzu kuru olmak... "Büyük tablo" bu mu? Böyle bir duruma ulaşıp dünyayı sorunsuz yaşamak isteyenler elbette ki vardır toplumsal yaşamda... Vardır da; ama "Büyük denizin fırtınası da ona göre olur" gerçeğini unutmamak gerekir bu arada. Diyeceğim o ki; kişi de her dönem kendi yaşamının sorunlarını aşmak, çözümlemek için uğraş verir. Hayal gücü ile cebinin derinliği arasında fırtınalar yaşar. O yüzden didinir durur... Amaç; sorunsuz yaşamak... Ama ne mümkün? Siyasetçinin görevi ise daha da ağırdır bu bakımdan... Çünkü, toplumsal anlamda aldığı vekil sıfatı nedeniyle kendinden önce başkalarını;  daha büyük boyutlu düşünürsek milletin verdiği kutsal görevi; yerine getirme durumunu tüm varlığıyla duymak/yaşamak zorunda  kalır bu bakımdan... Öncelikle yapabileceği de umut dağıtmak olur ister-istemez. En çok da -Hiç eksilmeyen- "Büyük Türkiye" sloganına  sıkıştıkça sarılır. Bu çağrıyı çıkış/kurtuluş yolu görür kendine... Geçmişte (1950-1960) DP yöneticilerinin bu konudaki sloganı önce  "Büyük Türkiye" oldu. Ardından, genel bir heyecan oluşturan, "Her mahallede bir milyoner yaratacağız" ve daha sonra da "Küçük Amerika olacağız" söylemleri/sloganları oldu. Aradan 70 yıl geçti. Olduk mu? xxx Geçen gün tv kanallarının birinde milletvekilinin biri halkoylaması üzerine ahkam kesiyordu.  Sevmem böyle akıl veren tipleri ama; öylesine atıp-tutması vardı ki, katlandım, dinledim.     Güldüm... Sonucu gelecek zamanı gösteren  konuşmaların; vaat denizinde yüzmek olduğunu bilirsiniz. TV'de konuşan milletvekil de; şu kış/ilkbahar geçiş döneminin tutarsız havasında "Büyük tabloya bakmak lazım" deyip yeni bir umut kapısını gösteriyordu millete... "Büyük tabloya bakmak..." Nasıl birşey bu "Büyük  tablo?.." Kömür, şeker, makarna, çay, bulgur/pirinç mi yoksa?
Ekleme Tarihi: 30 Mart 2017 - Perşembe

"Büyük Tablo"ya bakmak...

"Umut fakirin ekmeği", ama  en çok da siyasetçinin... Hele de iktidarda iseniz, gidişat konusunda " pembe tablo" çizmek siyasetçinin boynunun borcu...

Böyle olduğu için de; gerçeği ifadeden korkan bir siyaset anlayışı yerleşti ülkede...

Siz, başarısızlığından söz eden, yapamadıklarının sorumluluğunu siyasi rakiplerinin üzerine yıkmayan siyasetçi gördünüz mü, hiç?

Tanıdınız mı böyle birisini?

Çıkmadı böyle bir siyasetçi ki...

Çıkacağının işareti de yok..

Acı bir gerçektir ki; demokrasiye geçişle birlikte başlayan ve bugün de doruk noktada yaşanılan bir siyasal karalama/yalanlama dönemini yaşıyoruz bu yüzden...

xxx

Parası/pulu olmak...

Marka marka arabaları olmak...

Arsaları, apartmanları, fabrikaları olmak...

Kısacası "tuzu kuru olmak...

"Büyük tablo" bu mu?

Böyle bir duruma ulaşıp dünyayı sorunsuz yaşamak isteyenler elbette ki vardır toplumsal yaşamda...

Vardır da; ama "Büyük denizin fırtınası da ona göre olur" gerçeğini unutmamak gerekir bu arada.

Diyeceğim o ki; kişi de her dönem kendi yaşamının sorunlarını aşmak, çözümlemek için uğraş verir. Hayal gücü ile cebinin derinliği arasında fırtınalar yaşar.

O yüzden didinir durur...

Amaç; sorunsuz yaşamak...

Ama ne mümkün?

Siyasetçinin görevi ise daha da ağırdır bu bakımdan... Çünkü, toplumsal anlamda aldığı vekil sıfatı nedeniyle kendinden önce başkalarını;  daha büyük boyutlu düşünürsek milletin verdiği kutsal görevi; yerine getirme durumunu tüm varlığıyla duymak/yaşamak zorunda  kalır bu bakımdan...

Öncelikle yapabileceği de umut dağıtmak olur ister-istemez.

En çok da -Hiç eksilmeyen- "Büyük Türkiye" sloganına  sıkıştıkça sarılır. Bu çağrıyı çıkış/kurtuluş yolu görür kendine...

Geçmişte (1950-1960) DP yöneticilerinin bu konudaki sloganı önce  "Büyük Türkiye" oldu. Ardından, genel bir heyecan oluşturan, "Her mahallede bir milyoner yaratacağız" ve daha sonra da "Küçük Amerika olacağız" söylemleri/sloganları oldu.

Aradan 70 yıl geçti.

Olduk mu?

xxx

Geçen gün tv kanallarının birinde milletvekilinin biri halkoylaması üzerine ahkam kesiyordu. 

Sevmem böyle akıl veren tipleri ama; öylesine atıp-tutması vardı ki, katlandım, dinledim.    

Güldüm...

Sonucu gelecek zamanı gösteren  konuşmaların; vaat denizinde yüzmek olduğunu bilirsiniz. TV'de konuşan milletvekil de; şu kış/ilkbahar geçiş döneminin tutarsız havasında "Büyük tabloya bakmak lazım" deyip yeni bir umut kapısını gösteriyordu millete...

"Büyük tabloya bakmak..." Nasıl birşey bu "Büyük  tablo?.."

Kömür, şeker, makarna, çay, bulgur/pirinç mi yoksa?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.