Prof. Dr. Esfender Korkmaz
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Esfender Korkmaz
 

Geleceğimiz de İpotek Altına Girdi

Ekonomide durgunluk, bunalım dönemleri farklı yorumlanamaz ve tartışılamaz; çünkü insanlar yaşıyor. Söz gelimi Türkiye 2020 yılında yüzde 1,8 oranında büyüdü, fert başına hesaplarsak yüzde 1,2 oranında büyüdü. Türkiye için bu oran durgunluk demektir. Türkiye pozitif ayrıştı dersek, bir tek kendimizi kandırmış oluruz. Siyasi iktidar, ekonomiyi de algı üstüne götürmek istedi. Ekonomide hamaset ve algı karın doyurmadığı için sürdüremedi. Aslında buna politikasızlık denir. İktisat politikaları iki tarafı kesen bıçak gibidir. Önemli olan ters tarafının kesmeyeceği şekilde uygulamaktır. Buna karşılık yarınlara ait politikalar yoksa yani politikasızlık varsa, bu defa politikasızlığın her iki tarafı da tersten keser. Türkiye’de olan budur. Siyasi iktidar, planlamayı kaldırdı, IMF’nin kur politikasını değiştirmedi, dış ticaret politikası yok, sermaye hareketlerinin kontrolü yok, bir istihdam politikası yok. Sanayisizleşmeye neden oldu. Üretimin dışa bağımlığını ve cari açığı görmezden geliyor. Bir iktidar neden politikasızlığı tercih eder? Birincisi, planlı programlı politikalar iktidarları bağlar. Günlük kararları engeller. İlan edildiği için iktidarın popülizm yapmasını da kısmen engeller. İkincisi, rasyonel politikalar ekonomideki kaynakların rasyonel tahsisini gerektirir. Söz gelimi eğer kaynaklar etkin tahsis edilmiş olsaydı, inşaat sektörü siyasi iktidarın rant alanı olamazdı. Üçüncüsü her şey usulüne göre yapılsaydı, siyasi iktidarın destekçilerine kaynak aktarma imkanı olmazdı. Ekonomik alanda daha kötü günlere hazır olmalıyız. Uluslararası iş gören iki sigorta şirketi, 2020 Küresel İflas Raporu‘nu açıkladı. Bu rapora göre iflas sayıları olarak, gelişmekte olan ülkeler içinde en fazla iflasların olduğu ülke Türkiye oldu. Söz gelimi Çin’in GSYH’sı bizim 20 katımızdır. (2020 Çin 14,4 trilyon; Türkiye 717 milyar dolar.) Ancak 2020’de Çin’de iflas eden firma sayısı 14 bin, bizde 15 bin 400’dür. Parantez içinde söylemek gerekir ki; yalnızca iflas sayıları iflas eden firmaların varlık büyüklüğünü göstermez. Buna rağmen genel bir fikir verebilir. Diğer ülkelerde iflas sayıları aşağıdaki tabloda yer alıyor. Bu gerçeğin nesini tartışacaksınız? Siyasi iktidarın yaptıklarından en fazla tartışılan, kamu-özel iş birliği anlaşması kapsamında yapılan, köprüler, yollar, tüneller ve hastaneler geliyor. Bunları ucuz-pahalı Türkiye’nin yapması gerekiyordu. Yapıldı ve fakat bunları iktidar yapmadı ki; gelecek iktidarlar ve toplum yaptı. Bunların tamamı bütçeyi ve halkı borçlandırarak yapıldı. Geçenler ücret ödeyecek. Geçmeyenler talep garantisi için vergi ödeyecek. Gelecek iktidarlar bütçe ile iş yapamayacak, çünkü bütçenin önemli bir payı talep garantili ödemelere gidecektir. Dahası da, müteahhitler dış borcu ödemezlerse, devlet garantili olduğu için millet ödeyecektir. Türkiye büyüdü ve fakat ne pahasına büyüdü? 2003 ile 2020 arasında 611 milyar dolar cari açık verdi. Bu açığı yatırım malı ithal etmek için verseydik, ihracatımız artardı ve açığımız kalmazdı. Bu arada Türkiye’ye giren 200 milyar dolar yabancı yatırım sermayesini ve 300 milyar dolar yeni dış borcu da cari açık yuttu. Bu yanlışlar, IMF’nin getirdiği ve ulusal çıkarlarımızı dışlayan kur politikası ve dış ticaret politikasından dolayı ortaya çıktı. Siyasi iktidar IMF’den devraldığı bu politikaları her seçim bildirgesinde koruyacağını açıkladı. Bundan sonra üretim yapısı ithal girdiye bağımlı olduğu için açık vermek zorundayız. Aksi halde üretim yapamayız ve büyüyemeyiz. Ancak artık kur şokları ithalatın finansmanını da zorlaştırdı. Dahası bu borçları geri ödemek zorundayız. O zaman da önümüzdeki yıllar eskisi gibi büyüme şansımız olmayacaktır. Özetle; hem bugünümüzü, hem de geleceğimizi kaybetti.
Ekleme Tarihi: 29 Mart 2021 - Pazartesi

Geleceğimiz de İpotek Altına Girdi

Ekonomide durgunluk, bunalım dönemleri farklı yorumlanamaz ve tartışılamaz; çünkü insanlar yaşıyor. Söz gelimi Türkiye 2020 yılında yüzde 1,8 oranında büyüdü, fert başına hesaplarsak yüzde 1,2 oranında büyüdü. Türkiye için bu oran durgunluk demektir. Türkiye pozitif ayrıştı dersek, bir tek kendimizi kandırmış oluruz.

Siyasi iktidar, ekonomiyi de algı üstüne götürmek istedi. Ekonomide hamaset ve algı karın doyurmadığı için sürdüremedi. Aslında buna politikasızlık denir.

İktisat politikaları iki tarafı kesen bıçak gibidir. Önemli olan ters tarafının kesmeyeceği şekilde uygulamaktır. Buna karşılık yarınlara ait politikalar yoksa yani politikasızlık varsa, bu defa politikasızlığın her iki tarafı da tersten keser. Türkiye’de olan budur. Siyasi iktidar, planlamayı kaldırdı, IMF’nin kur politikasını değiştirmedi, dış ticaret politikası yok, sermaye hareketlerinin kontrolü yok, bir istihdam politikası yok. Sanayisizleşmeye neden oldu. Üretimin dışa bağımlığını ve cari açığı görmezden geliyor.

Bir iktidar neden politikasızlığı tercih eder?

Birincisi, planlı programlı politikalar iktidarları bağlar. Günlük kararları engeller. İlan edildiği için iktidarın popülizm yapmasını da kısmen engeller.

İkincisi, rasyonel politikalar ekonomideki kaynakların rasyonel tahsisini gerektirir. Söz gelimi eğer kaynaklar etkin tahsis edilmiş olsaydı, inşaat sektörü siyasi iktidarın rant alanı olamazdı.

Üçüncüsü her şey usulüne göre yapılsaydı, siyasi iktidarın destekçilerine kaynak aktarma imkanı olmazdı.

Ekonomik alanda daha kötü günlere hazır olmalıyız.

Uluslararası iş gören iki sigorta şirketi, 2020 Küresel İflas Raporu‘nu açıkladı. Bu rapora göre iflas sayıları olarak, gelişmekte olan ülkeler içinde en fazla iflasların olduğu ülke Türkiye oldu. Söz gelimi Çin’in GSYH’sı bizim 20 katımızdır. (2020 Çin 14,4 trilyon; Türkiye 717 milyar dolar.) Ancak 2020’de Çin’de iflas eden firma sayısı 14 bin, bizde 15 bin 400’dür. Parantez içinde söylemek gerekir ki; yalnızca iflas sayıları iflas eden firmaların varlık büyüklüğünü göstermez. Buna rağmen genel bir fikir verebilir. Diğer ülkelerde iflas sayıları aşağıdaki tabloda yer alıyor.

Bu gerçeğin nesini tartışacaksınız?

Siyasi iktidarın yaptıklarından en fazla tartışılan, kamu-özel iş birliği anlaşması kapsamında yapılan, köprüler, yollar, tüneller ve hastaneler geliyor. Bunları ucuz-pahalı Türkiye’nin yapması gerekiyordu. Yapıldı ve fakat bunları iktidar yapmadı ki; gelecek iktidarlar ve toplum yaptı.

Bunların tamamı bütçeyi ve halkı borçlandırarak yapıldı. Geçenler ücret ödeyecek. Geçmeyenler talep garantisi için vergi ödeyecek. Gelecek iktidarlar bütçe ile iş yapamayacak, çünkü bütçenin önemli bir payı talep garantili ödemelere gidecektir. Dahası da, müteahhitler dış borcu ödemezlerse, devlet garantili olduğu için millet ödeyecektir.

Türkiye büyüdü ve fakat ne pahasına büyüdü? 2003 ile 2020 arasında 611 milyar dolar cari açık verdi. Bu açığı yatırım malı ithal etmek için verseydik, ihracatımız artardı ve açığımız kalmazdı. Bu arada Türkiye’ye giren 200 milyar dolar yabancı yatırım sermayesini ve 300 milyar dolar yeni dış borcu da cari açık yuttu.

Bu yanlışlar, IMF’nin getirdiği ve ulusal çıkarlarımızı dışlayan kur politikası ve dış ticaret politikasından dolayı ortaya çıktı. Siyasi iktidar IMF’den devraldığı bu politikaları her seçim bildirgesinde koruyacağını açıkladı. Bundan sonra üretim yapısı ithal girdiye bağımlı olduğu için açık vermek zorundayız. Aksi halde üretim yapamayız ve büyüyemeyiz. Ancak artık kur şokları ithalatın finansmanını da zorlaştırdı. Dahası bu borçları geri ödemek zorundayız. O zaman da önümüzdeki yıllar eskisi gibi büyüme şansımız olmayacaktır.

Özetle; hem bugünümüzü, hem de geleceğimizi kaybetti.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.