Mehmet Bedri Gültekin
Köşe Yazarı
Mehmet Bedri Gültekin
 

Suriye’de 10 yıllık yanlış!

ggg 15 Mart 2021 günü, Türkiye’nin Suriye politikasıyla ilgili iki önemli gelişme yaşandı. Birinci olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye politikasını özetleyen yazısı Bloomberg’de yayınlandı. İkinci olarak şu anda Türkiye’nin kontrolünde olan Halep’e bağlı Azez ilçesinde,  iç savaşın başlangıcının 10. Yıldönümünde Müslüman Kardeşlerin örgütlediği ve savaşın sorumlusu olarak Devlet Başkanı Esad’ı gösteren bir miting gerçekleştirildi. Elbette bu mitingin Türkiye’nin onayı ve yönlendirmesi ise yapılmış olduğunu söylemeye gerek yok. Cumhurbaşkanı ne yazdı? Sayın Erdoğan’ın Bloomberg’deki yazısında neler söylediğine bakalım önce: Suriye’deki savaşın sorumlusu Beşar Esad’dır. “Suriye krizinin onuncu yıldönümünde, sadece demokrasi, özgürlük ve insan haklarını talep ettikleri için yüzbinlerce insanın öldürüldüğünü ve işkenceye maruz bırakıldığını, milyonların ise yerlerinden edildiğini hatırlamalıyız. Esad rejiminin ve destekçilerinin bu meşru talepleri yok etme girişimi, terör ve düzensiz göç gibi korkunç sonuçları beraberinde getirmiştir.” Türkiye 10 yıldır Suriye’de doğru hareket etmiştir.  “Gururla söylüyorum ki, Türkiye’nin pozisyonu, Suriye iç savaşının başlangıcından itibaren hiç değişmemiştir.” PKK’dan söz ederken bile baş düşman Esad: “Batı’nın öncelikle güvenli bölgelere saldıran ve eli kanlı rejime payanda olan YPG’ye karşı net bir tavır takınması gerekmektedir.” Suriye’de çözümün adresi, Türkiye’nin denetimindeki “güvenli bölgeler”: “Türkiye’nin, yerel unsurlarla birlikte oluşturduğu güvenli bölgeler(de)… kolluk kuvvetleri oluşturmak ve eğitmek, elektrik ve su gibi alt yapı unsurlarını iyileştirmek, okullar ve hastaneleri yeniden açmak gibi temel projeleri hayata geçirdik.” Sorunun nedeni olan ve hala devam etmesinin en büyük müsebbibi ABD emperyalizminden çözüme katkı bekleniyor. “Biden yönetimi kampanya döneminde verdiği sözleri tutarak, Suriye’deki trajediyi sonlandırmak ve demokrasiyi müdafaa etmek için bizimle birlikte çalışmalıdır.” Batı’dan somut olarak beklentiler ise “YPG’ye karşı net tavır takınılmalı, Türkiye’nin sırtındaki mülteci yükü paylaşılmalı ve güvenli bölgelere yatırım yapılmalı” olarak belirtilmiş. Astana süreci, Rusya İran yok. Suriye’nin son on yılının anlatıldığı yazıda Türkiye’nin son beş yıldır birlikte hareket ettiği Rusya ve İran’dan ve bu sayede önemli başarılar elde ettiği Astana sürecinden tek cümle ile söz edilmemiş. Gerçekte neler oldu? 10 yılın sonrasında yapılan bu değerlendirme tek kelime ile vahimdir. Olup bitenlerden gerekli derslerin çıkarılmadığını göstermektedir. Gerçekte neler yaşandığını kısaca hatırlayalım: ABD, Büyük Ortadoğu Projesi uyarınca, Fas’tan Orta Asya’ya kadar 24 ülkenin rejimlerini ve sınırlarını değiştirme planının gereği olarak 2011 yılında dünyanın 80 ülkesinden 84 bin teröristi başta Türkiye olmak üzere komşuları üzerinden Suriye’ye sokarak iç savaşı başlattı.  Daha Türkiye’ye tek bir göçmen gelmemişken zamanın Hükümeti, Hatay’da Suriye sınırında Mülteci kampları inşa etmeye başladı. Nitekim 2011 yılı sonuna kadar inşa edilen kamplar esas olarak boş kaldı. 2012 yılında ABD’nin yönlendirmesi ile YPG’nin kuruluşu gerçekleşti. ÖSO ve YPG Şam rejimine karşı birlikte hareket etmek üzere anlaştılar. Terör eylemleri 2013 yılında yoğunlaştı. Türkiye, terör eylemlerini yapan örgütlere her türlü desteği verdi. 2013 Ağustosunda zamanın Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu “aylar değil, haftalar içinde Şam’ın düşeceğini” , Tayyip Erdoğan ise “Bayram namazını inşallah Emeviye Camiinde kılacaklarını”  söyledi. Ama iç savaşta dengeler, en başta Suriye Hükümetinin ve halkının kararlı direnişi, 2013 yılında Hizbullah örgütü ve İran’ın, 2014 yılında ise Rusya’nın dahil olması ile birlikte değişti. 2014 yılı birlikte ABD; önce IŞİD’ı sahaya sürerek ve yapılan vahşeti adeta canlı yayınlarla bütün dünyaya izleterek “bütün insanlığı tehdit eden İslamcı teröristler” propagandasına girişti. Ardından aynı propaganda mekanizması, IŞİD vahşetine karşı bütün insanlık için savaşan “laik kürtler” olarak PKK, PYD ve Barzani için işlemeye başladı. Amaç, IŞİD’e karşı mücadele adı altında Kuzey Irak’tan Akdeniz’e uzanacak bir terör koridorunu bütün dünyaya kabul ettirmekti. Eşzamanlı olarak 2015 yılında PKK, Türkiye’nin içinde de harekete geçirildi. Bu gelişmeler üzerine Türkiye, “uyandı”. “Kürt açılımı” sona erdirildi ve PKK’ya karşı harekete geçildi. 2015 yılı sonunda yaşanan uçak krizinin ardından Türkiye, Rusya’dan özür diledi. Fırat Kalkanı operasyonu bu gelişmelerin ardından gerçekleşti. ABD ve İsrail’in terör koridoru planı bozuldu. Astana süreci ile birlikte Türkiye’nin; Rusya ve İran ve dolaylı olarak da Suriye Hükümeti ile işbirliği yapması sonucu IŞİD terörü esas olarak bitirildi. Ülkenin yüzde 70’inde hükümetin kontrolü sağlandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen yıl Şubat ayında “muhalefetin son kalesi İdlip’de müdahale ederek yeni bir göç dalgasını önledik” dediği olay, AKP Hükümeti’nin, Astana inisiyatifi dışında Batı’dan bir takım beklentilerle Suriye’nin meşru Hükümeti’ne yönelik bir hamlesiydi. Hatırlanacağı üzere “operasyon”, 34 askerimizin şehit olması ve Erdoğan’ın Moskova’ya gidip Putin’le yaptığı görüşmeyle son buldu. Kısacası son on yılda Suriye’de bunlar yaşandı. Toplam olarak bakıldığında ise bütün bu süre içinde değişmeyen tek şeyin, AKP iktidarının ihvan kardeşliği dolaysıyla vazgeçmediği “Zalim Esed” söylemi olduğunu görüyoruz. Bu da İktidarın Suriye politikasındaki temel yanlışıdır. Bu yanlış bugüne kadar Türkiye’ye büyük bedeller ödetti. Yanlış da ısrar ise hiç şüphesiz, Fırat’ın doğusunda PKK’ya bir devlet kurdurmak dahil yeni faturalar da çıkaracaktır. Türkiye ne yapmalı? Şam’a derhal büyükelçi gönderilerek 10 yıllık hatadan bir an önce dönülmelidir. Batı’dan çözüme katkı beklemek, sorunun ağırlaşarak devam etmesinden başka bir anlama gelmez. Tam tersine Türkiye’nin gerçek dostlarında güvensizliğe neden olacaktır. Fırat’ın batısında Türkiye denetiminde İhvan bölgeleri yaratmak politikası derhal terk edilmeli ve Şam Hükümetinin buralarda tam kontrolünün gerçekleştirilmesine yardımcı olunmalıdır. Rusya, İran ve Irak’la koordinasyon halinde ve Şam ile işbirliği yaparak Fırat’ın doğusundaki ABD – PKK varlığının sona erdirilmelidir.  
Ekleme Tarihi: 18 Mart 2021 - Perşembe

Suriye’de 10 yıllık yanlış!

15 Mart 2021 günü, Türkiye’nin Suriye politikasıyla ilgili iki önemli gelişme yaşandı. Birinci olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye politikasını özetleyen yazısı Bloomberg’de yayınlandı.

İkinci olarak şu anda Türkiye’nin kontrolünde olan Halep’e bağlı Azez ilçesinde,  iç savaşın başlangıcının 10. Yıldönümünde Müslüman Kardeşlerin örgütlediği ve savaşın sorumlusu olarak Devlet Başkanı Esad’ı gösteren bir miting gerçekleştirildi. Elbette bu mitingin Türkiye’nin onayı ve yönlendirmesi ise yapılmış olduğunu söylemeye gerek yok.

Cumhurbaşkanı ne yazdı?

Sayın Erdoğan’ın Bloomberg’deki yazısında neler söylediğine bakalım önce:

Suriye’deki savaşın sorumlusu Beşar Esad’dır. “Suriye krizinin onuncu

yıldönümünde, sadece demokrasi, özgürlük ve insan haklarını talep ettikleri için yüzbinlerce insanın öldürüldüğünü ve işkenceye maruz bırakıldığını, milyonların ise yerlerinden edildiğini hatırlamalıyız. Esad rejiminin ve destekçilerinin bu meşru talepleri yok etme girişimi, terör ve düzensiz göç gibi korkunç sonuçları beraberinde getirmiştir.”

Türkiye 10 yıldır Suriye’de doğru hareket etmiştir.  “Gururla söylüyorum ki,

Türkiye’nin pozisyonu, Suriye iç savaşının başlangıcından itibaren hiç değişmemiştir.”

PKK’dan söz ederken bile baş düşman Esad: “Batı’nın öncelikle güvenli

bölgelere saldıran ve eli kanlı rejime payanda olan YPG’ye karşı net bir tavır takınması gerekmektedir.”

Suriye’de çözümün adresi, Türkiye’nin denetimindeki “güvenli bölgeler”: “Türkiye’nin, yerel unsurlarla birlikte oluşturduğu güvenli bölgeler(de)… kolluk kuvvetleri oluşturmak ve eğitmek, elektrik ve su gibi alt yapı unsurlarını iyileştirmek, okullar ve hastaneleri yeniden açmak gibi temel projeleri hayata geçirdik.”

Sorunun nedeni olan ve hala devam etmesinin en büyük müsebbibi ABD emperyalizminden çözüme katkı bekleniyor. “Biden yönetimi kampanya döneminde verdiği sözleri tutarak, Suriye’deki trajediyi sonlandırmak ve demokrasiyi müdafaa etmek için bizimle birlikte çalışmalıdır.”

Batı’dan somut olarak beklentiler ise “YPG’ye karşı net tavır takınılmalı, Türkiye’nin sırtındaki mülteci yükü paylaşılmalı ve güvenli bölgelere yatırım yapılmalı” olarak belirtilmiş.

Astana süreci, Rusya İran yok. Suriye’nin son on yılının anlatıldığı yazıda

Türkiye’nin son beş yıldır birlikte hareket ettiği Rusya ve İran’dan ve bu sayede önemli başarılar elde ettiği Astana sürecinden tek cümle ile söz edilmemiş.

Gerçekte neler oldu?

10 yılın sonrasında yapılan bu değerlendirme tek kelime ile vahimdir. Olup bitenlerden gerekli derslerin çıkarılmadığını göstermektedir.

Gerçekte neler yaşandığını kısaca hatırlayalım:

ABD, Büyük Ortadoğu Projesi uyarınca, Fas’tan Orta Asya’ya kadar 24 ülkenin

rejimlerini ve sınırlarını değiştirme planının gereği olarak 2011 yılında dünyanın 80 ülkesinden 84 bin teröristi başta Türkiye olmak üzere komşuları üzerinden Suriye’ye sokarak iç savaşı başlattı.  Daha Türkiye’ye tek bir göçmen gelmemişken zamanın Hükümeti, Hatay’da Suriye sınırında Mülteci kampları inşa etmeye başladı. Nitekim 2011 yılı sonuna kadar inşa edilen kamplar esas olarak boş kaldı.

2012 yılında ABD’nin yönlendirmesi ile YPG’nin kuruluşu gerçekleşti. ÖSO ve

YPG Şam rejimine karşı birlikte hareket etmek üzere anlaştılar.

Terör eylemleri 2013 yılında yoğunlaştı. Türkiye, terör eylemlerini yapan örgütlere

her türlü desteği verdi. 2013 Ağustosunda zamanın Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu “aylar değil, haftalar içinde Şam’ın düşeceğini” , Tayyip Erdoğan ise “Bayram namazını inşallah Emeviye Camiinde kılacaklarını”  söyledi.

Ama iç savaşta dengeler, en başta Suriye Hükümetinin ve halkının kararlı direnişi, 2013 yılında Hizbullah örgütü ve İran’ın, 2014 yılında ise Rusya’nın dahil olması ile birlikte değişti.

2014 yılı birlikte ABD; önce IŞİD’ı sahaya sürerek ve yapılan vahşeti adeta canlı yayınlarla bütün dünyaya izleterek “bütün insanlığı tehdit eden İslamcı teröristler” propagandasına girişti. Ardından aynı propaganda mekanizması, IŞİD vahşetine karşı bütün insanlık için savaşan “laik kürtler” olarak PKK, PYD ve Barzani için işlemeye başladı. Amaç, IŞİD’e karşı mücadele adı altında Kuzey Irak’tan Akdeniz’e uzanacak bir terör koridorunu bütün dünyaya kabul ettirmekti. Eşzamanlı olarak 2015 yılında PKK, Türkiye’nin içinde de harekete geçirildi.

Bu gelişmeler üzerine Türkiye, “uyandı”. “Kürt açılımı” sona erdirildi ve PKK’ya karşı harekete geçildi. 2015 yılı sonunda yaşanan uçak krizinin ardından Türkiye, Rusya’dan özür diledi. Fırat Kalkanı operasyonu bu gelişmelerin ardından gerçekleşti. ABD ve İsrail’in terör koridoru planı bozuldu.

Astana süreci ile birlikte Türkiye’nin; Rusya ve İran ve dolaylı olarak da Suriye

Hükümeti ile işbirliği yapması sonucu IŞİD terörü esas olarak bitirildi. Ülkenin yüzde 70’inde hükümetin kontrolü sağlandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen yıl Şubat ayında “muhalefetin son kalesi İdlip’de müdahale ederek yeni bir göç dalgasını önledik” dediği olay, AKP Hükümeti’nin, Astana inisiyatifi dışında Batı’dan bir takım beklentilerle Suriye’nin meşru Hükümeti’ne yönelik bir hamlesiydi. Hatırlanacağı üzere “operasyon”, 34 askerimizin şehit olması ve Erdoğan’ın Moskova’ya gidip Putin’le yaptığı görüşmeyle son buldu.

Kısacası son on yılda Suriye’de bunlar yaşandı. Toplam olarak bakıldığında ise bütün bu süre içinde değişmeyen tek şeyin, AKP iktidarının ihvan kardeşliği dolaysıyla vazgeçmediği “Zalim Esed” söylemi olduğunu görüyoruz.

Bu da İktidarın Suriye politikasındaki temel yanlışıdır. Bu yanlış bugüne kadar Türkiye’ye büyük bedeller ödetti. Yanlış da ısrar ise hiç şüphesiz, Fırat’ın doğusunda PKK’ya bir devlet kurdurmak dahil yeni faturalar da çıkaracaktır.

Türkiye ne yapmalı?

Şam’a derhal büyükelçi gönderilerek 10 yıllık hatadan bir an önce dönülmelidir.

Batı’dan çözüme katkı beklemek, sorunun ağırlaşarak devam etmesinden başka bir anlama gelmez. Tam tersine Türkiye’nin gerçek dostlarında güvensizliğe neden olacaktır.

Fırat’ın batısında Türkiye denetiminde İhvan bölgeleri yaratmak politikası derhal terk edilmeli ve Şam Hükümetinin buralarda tam kontrolünün gerçekleştirilmesine yardımcı olunmalıdır.

Rusya, İran ve Irak’la koordinasyon halinde ve Şam ile işbirliği yaparak Fırat’ın doğusundaki ABD – PKK varlığının sona erdirilmelidir.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Mustafa erdoğan
(19.03.2021 14:09 - #72262)
Esat düşmanlığında israr etmek suriyenin toprak bütünlüğünü savunmakla çelişiyor ve abd ye net tavır alınamamakt şüpe uyandırıyor, güven vermiyor.!!
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.