Mehmet Bedri Gültekin
Köşe Yazarı
Mehmet Bedri Gültekin
 

Onikibin yılın ana fikri: Kırklar efsanesi

Anadolu’da neredeyse her yerin, her şehrin “Kırklar efsanesi”yle ilgili bir hikayesi vardır. Yunus Emre’nin çok sayıda yerde mezarının olması gibi, Pir Sultan’ın, asılmasının ardından Sivas’ın dört çıkışında görülmesi gibi… Diyarbakır’da, türkülere de konu olan Kırklar Dağı, Tunceli’de Mazgirt Dağlarında “Kırklar makamı” vardır. Sivas’taki “Kırklar Pınarı”na dair söylence, İslamiyet öncesi döneme aittir. Gene “Kırklar”, bilindiği gibi bir şehrimize adını vermiştir; Kırklareli. Aynı şehrin Bizans dönemindeki adının “Kırkkilise” olduğunu da hatırlatalım ve bu da şehrin adının kökeni konusunda bir fikir vermektedir. Sadece semavi dinlerde değil, hemen hemen bütün kültürlerde 40 rakamına atfedilen bir kutsallık vardır. Yani Kırklar efsanesi, İslamiyet’e ve özel olarak da Alevilere özgü değildir. Bu da; verilmek istenen mesajların bir yanıyla bütün insanlığı ilgilendirdiğini ama aynı zamanda diğer yanıyla da “Efsane”nin bütün insanlığın ortak ürünü olduğunu gösterir. Kırk rakamı  İslam Ansiklopedisinde “Kırklar” hakkında özetle şu bilgiler veriliyor: ‘Kırk rakamı, gök cisimleri ve gök olaylarıyla ilk defa ilgilenen eski Bâbil'de, Ülker yıldızının gözden kaybolduğu kırk günlük süreden sonra yeniden görünmesi üzerine kutlanan yeni yıl bayramı dolayısıyla kutsallık kazanmıştır. (BN: Ülker takımyıldızı, salınan gazlar ve yaşanan patlamalara bağlı olarak zaman zaman olduğundan daha parlak hale gelir ve zaman zaman da gözden kaybolacak ölçüde silikleşir.) Kitâb-ı Mukaddes'e göre Yahuda'yı temsil eden Satürn'ün kırk yönü vardır. Eski Ahid'de insan ömrünün ideal süresi 3 × 40 yıl (120 yıl) olarak gösterilir, İsrail kralları da (Süleyman ve Davud dahil) genellikle kırkar yıl hüküm sürerler. Çıkış ve mâbedin inşası sırasında her biri kırk yıllık on iki nesil yaşamıştır. ‘Ortaçağ Hıristiyan tefsiri, Tufanı kırk gün olarak belirler ve İsrâiloğulları'nın çölde kırk yıl dolaştığını kabul eder. Hz. Mûsâ'nın Tûr dağında kırk gün kalması, şeytanın Hz. Îsâ'yı saptırmak için kırk gün uğraşması, Mesîh'in mezarda kırk saat yatması (Roma Katolik kilisesinin Kırk Saat Adağı bu inanışa dayanır), Paskalya'dan önceki Büyük Perhiz'in kırk gün sürmesi ve on emrin dört İncil ile çoğaltılarak kırkı tamamlaması da bu sayının Hıristiyan geleneğindeki önemini gösterir. …… Hz. Muhammed'e kırk yaşında nübüvvetin gelmesi, Müslümanların sayısı kırka tamamlanınca açıktan tebliğe başlanması, ayrıca İslâm hukukunda malın kırkta birinin zekât olarak verilmesi, Müslüman geleneğinde kırk rakamının önemli bir yer tuttuğuna işaret sayılabilir. ‘Tasavvuf geleneğinde de kırk rakamı sıkça kullanılmıştır. Tarikata intisap edenlerin kırk günlük ön perhizini simgeleyen çile, Hz. Ali'nin kırklar meclisinin sâkisi kabul edilmesi, dünyayı tedvîr eden ermişlerin sayısının kırk oluşu ve buradan türeyen "kırklara karışmak" deyimi, Bektaşîlik'teki kırklar meydanı, kırklar şerbeti, kırk budak ve kırk makam, insan hamurunun kırk gün boyunca rahmet yağmurlarınca yıkandığı vb. hususlar bunlar arasında sayılabilir. ‘Bazı rivayetler dolayısıyla inançlara yansımış başka telakkiler de mevcuttur: Mehdî kırk yaşında hurûc edip kırk yıl dünyada kalacak; kıyamet gününde göklerden fışkıracak bir duman arzı kırk gün kaplayacak; sûr ve kıyametin dehşeti kırk yıl devam edecek; günahkârlar cehennemdeki akrep ve yılanların zehrini kırk yıl hissedecek ve Mâlik onlara kırk yıl cevap vermeyecektir. Ölen birinin ardından kırk gün Kur'an okunup kırkıncı gün dua yapılır; yenilen haram lokma da kırk gün bedenden çıkmaz. ‘Kırk rakamının eski Türk kültüründe önemli bir yeri vardır. Kırgız (Kırk Kız) efsanesinden itibaren Türk destan ve masallarında kırk ve kırklar motifi önemli bir yer tutar. Orta Asya kökenli destanlarda yiğitlerin yanında kırk er, hatunların çevresinde kırk kız bulunduğu bilinmektedir (İnan, s. 238-240). Kırk vezir ve kırk harâmiler gibi halk hikâyelerinde, Kırkçeşme, Kırkanbar, Kırkgöz, Kırkpınar, Kırklareli gibi yer adlarında ve "kırkı çıkmak, kırklamak, kırk oruç, kırk kurban, kırk gün kırk gece" gibi sosyal hayatı ilgilendiren alanlarda Türk geleneğini zenginleştiren kırk rakamı Türk atasözleri ve deyimlerinde de sıkça anılır. "Acı kahvenin kırk yıl hatırı vardır; kırkından sonra azanı teneşir paklar; kırk kurda bir aslan ne yapsın; kırk derviş bir kilime sığar ama iki sultan bir iklime sığmaz; birisine kırk gün deli dersen deli olur" gibi atasözleriyle "kırklara karışmak, kırk deveye bir eşek, kırk gün günahkâr bir gün tövbekâr, kırk serçeden bir börek, kırk yılın başı, kırkı on paraya" gibi deyimler bu türdendir. …. (İslam Ansiklopedisi DİB y. Kırklar maddesi) Kırklar Cem’i Bu genel bilgilerin ardından, Anadolu Alevi inancı içinde özel bir yeri olan Kırklar Cemi’ne geçebiliriz: Mirac dönüşü, Hazreti Muhammed’in yolu bir Tekke’ye düşer. Çalar kapıyı. İçerden seslenirler kendisine; “Kimsin?” Cevap verir: “Ben Peygamberim.” “Peygamber buraya sığmaz” cevabını alır ve kapı açılmaz. Geri döner ama gaipten bir ses duyar; “Ey Muhammed geri dön ve bir kez daha çal kapıyı!” Peygamber döner, çalar kapıyı ve gene içerden “Kimsin?” sorusu gelir. “Ben Allah’ın resulüyüm” der. Aynı cevabı alır, kapı gene açılmaz. Hz. Muhammed kapıya üçüncü gidişinde; “Ben Muhammed, yoksulların hizmetkârı” der ve kapı açılır. İçeride 17’si kadın, 22’si erkek 39 kişi vardır. Hepsi aynı surettedir. “Kimsiniz?” diye sorar, “Biz Kırklarız” cevabını alır. “İşaretiniz nedir?” diye sorar; “Birimiz kırkımız, kırkımız birimiz için” cevabını alır. “Nasıl ispatlarsınız” sorusuna Hz. Ali bir hançer alarak kolunu kanatır, aynı anda Meclisteki 38 kişinin de konu kanar ve bir damla kan da kubbeden içeri damlar. “Bu da Salman Can’ın kanıdır. Kendisi şu anda hakulah için dışardadır” derler. “Sizin ulunuz kim?” diye sorar Muhammed; “Bizim ulumuz, büyüğümüz, küçüğümüz yok. Hepimiz eşitiz” cevabını alır. Sonrasında bir üzüm tanesi getirilir ve Hz Muhammed’den bu üzüm tanesini 40 kişiye bölüştürmesi istenir. Peygamber gaipten ne yapması gerektiğini söyleyen bir ses duyar ve üzüm tanesini bir kapta ezerek şerbet yapar, 40 kişiye dağıtır. Kırk kişi şerbeti içer, doyarlar, mest olurlar ve hep beraber cem tutarlar. Aleviler, inançlarına göre ibadet eylemleri olan Cem töreniyle, Kırklar Cem’ini tekrarlamış olurlar. Şimdi bu söylence ile verilmek istenen mesajlara bakalım: Sınıfsız toplum özlemi İnsanlık, Batı Asya’da, günümüzden beş altı bin yıl önce Neolitik dönemden ilk sınıflı topluma, yani uygarlığa geçtiğinde, aynı zamanda bu dünyadaki “Cennet”ini de kaybetti. Ve o günden bu yana kaybettiği “Cennet’ini” yeniden bulmanın mücadelesini veriyor. Benzer süreç, en güçlü şekilde Batı Asya’da yaşanmakla birlikte gerçekte dünyanın her köşesi için geçerlidir. Onun için kaybolan Cennet’i yeniden kazanmak için mücadele, dünyadaki bütün insan toplulukları için söz konusudur. Hazreti Muhammed’in, birinci ve ikinci çalışında kapının açılmamasının nedeni, Peygamber’in kendini, bütün diğer insanlardan ayıran sıfatlarını söylemiş olmasıdır. “Peygamber” veya “Allah’ın elçisi”, bütün diğer insanlardan farklı ve onlardan üstün bir statüyü ifade eder. Oysa insanlığın özlemi olan “Cennet”te herkes eşittir, diğerlerinden daha üstün olan kişi yoktur. Kırklar efsanesi birinci olarak, insanlığın sınıfsız, sömürüsüz toplum özleminin ifadesidir. Kederde ve sevinçte ortaklık Kırklardan birinin kolu kanadığında diğer 39 kişinin de kolu kanıyor. Kırklardan her biri şerbetten (dolu) içtiğinde, diğer 39 kişi de içmişçesine bir duyguya kapılıyor. “Birimiz kırkımız, kırkımız birimiz için” özdeyişi, insan topluluklarının arzuladıkları sınıfsız toplum hedefine ulaşmaları için “kederde ve tasada, sevinçte ve mutlulukla birlikte olmak” ilkesinin özlü ifadesidir. Büyük hedeflere, ancak her bakımdan gücünü ortaklaştırmış bireylerin topluluk bilinci ve eylemiyle varılır. İnsanoğlu, arkada kalan iki – üç milyon yıl boyunca bu ilkeyi, herşeyin başına koyarak uyguladığı için yaşarkalabildi. Giderek doğanın basit bir bileşeni olmaktan çıkarak doğaya müdahale edebilen ve bunu başarabilen bir konuma yükselebildi. Son beşbin yılda ise sınıflı toplumun bütün adaletsizliğine, zulmüne ve acılarına, gene bu ilkeyi sarılabildiği ölçüde daha güzel bir dünya özlemini canlı tutabildi. Kadın erkek eşitliği Kırkların 23’ü erkek, 17’si kadındır. Kadın ve erkek sayıları tersi de olabilirdi. “Kaybolan Cennet”te kadın erkek ayrımı yoktu. Cinsler arasında tam bir eşitlik vardı. Sınıflı toplumların kadını ikinci plana atan anlayışı, Kırklar efsanesinde ret edilmektedir. Günümüzde cem ayinlerinin kadın ve erkekler arasında bir ayrım yapılmadan gerçekleştirilmesi, semahlarda kadın ve erkeklerin birlikte ve eşit olarak yer almaları, o kaybedilen kadın erkek eşitliğinin savunulması ve yaşatılmasıdır. Üretimde ve tüketimde ortaklık Bir üzüm tanesinin 40 kişiye bölüştürülmesi ile de önemli mesaj verilmektedir. Üretim ortak yapılır ve üretilen, topluluğun bireyleri arasında eşit olarak bölüştürülür. “Hakkulah”a, yani Kırkların ihtiyaçlarını karşılama etkinliğine bütün “canlar” sırayla ve eşit olarak katılır. En büyük mutluluk, üretilenin eşit olarak bölüştürülmesinin verdiği hazdır. Veya topluluğun diğer bireylerinin doyduğunu görmek, doymasında pay sahibi olmak insanı mutlu eder, daha doğrusu böylesine eylemler insanı insan yapar. “Kırklar efsanesi” insanlığın, kaybettiği cennetine yeniden kavuşma yolunda en az beşbin yıldır vermekte olduğu mücadelenin ana fikridir. Elbette aynı zamanda geçmişte yaşanmış olan ilkel eşitlikçi toplumu idealize edişidir. Ve gelecekte varılacak sınıfsız toplumun nasıl olması gerektiğinin de özlü anlatımıdır. 2021 yılına, “Kırklar Efsanesi”den aldığımız esinle, milletimizin ve bütün insanlığın büyük davasına, daha büyük bir azimle sarılma kararlılığı ile giriyoruz.
Ekleme Tarihi: 04 Ocak 2021 - Pazartesi

Onikibin yılın ana fikri: Kırklar efsanesi

Anadolu’da neredeyse her yerin, her şehrin “Kırklar efsanesi”yle ilgili bir hikayesi vardır. Yunus Emre’nin çok sayıda yerde mezarının olması gibi, Pir Sultan’ın, asılmasının ardından Sivas’ın dört çıkışında görülmesi gibi… Diyarbakır’da, türkülere de konu olan Kırklar Dağı, Tunceli’de Mazgirt Dağlarında “Kırklar makamı” vardır. Sivas’taki “Kırklar Pınarı”na dair söylence, İslamiyet öncesi döneme aittir.

Gene “Kırklar”, bilindiği gibi bir şehrimize adını vermiştir; Kırklareli. Aynı şehrin Bizans dönemindeki adının “Kırkkilise” olduğunu da hatırlatalım ve bu da şehrin adının kökeni konusunda bir fikir vermektedir.

Sadece semavi dinlerde değil, hemen hemen bütün kültürlerde 40 rakamına atfedilen bir kutsallık vardır. Yani Kırklar efsanesi, İslamiyet’e ve özel olarak da Alevilere özgü değildir. Bu da; verilmek istenen mesajların bir yanıyla bütün insanlığı ilgilendirdiğini ama aynı zamanda diğer yanıyla da “Efsane”nin bütün insanlığın ortak ürünü olduğunu gösterir.

Kırk rakamı

 İslam Ansiklopedisinde “Kırklar” hakkında özetle şu bilgiler veriliyor:

‘Kırk rakamı, gök cisimleri ve gök olaylarıyla ilk defa ilgilenen eski Bâbil'de, Ülker yıldızının gözden kaybolduğu kırk günlük süreden sonra yeniden görünmesi üzerine kutlanan yeni yıl bayramı dolayısıyla kutsallık kazanmıştır. (BN: Ülker takımyıldızı, salınan gazlar ve yaşanan patlamalara bağlı olarak zaman zaman olduğundan daha parlak hale gelir ve zaman zaman da gözden kaybolacak ölçüde silikleşir.) Kitâb-ı Mukaddes'e göre Yahuda'yı temsil eden Satürn'ün kırk yönü vardır. Eski Ahid'de insan ömrünün ideal süresi 3 × 40 yıl (120 yıl) olarak gösterilir, İsrail kralları da (Süleyman ve Davud dahil) genellikle kırkar yıl hüküm sürerler. Çıkış ve mâbedin inşası sırasında her biri kırk yıllık on iki nesil yaşamıştır.

‘Ortaçağ Hıristiyan tefsiri, Tufanı kırk gün olarak belirler ve İsrâiloğulları'nın çölde kırk yıl dolaştığını kabul eder. Hz. Mûsâ'nın Tûr dağında kırk gün kalması, şeytanın Hz. Îsâ'yı saptırmak için kırk gün uğraşması, Mesîh'in mezarda kırk saat yatması (Roma Katolik kilisesinin Kırk Saat Adağı bu inanışa dayanır), Paskalya'dan önceki Büyük Perhiz'in kırk gün sürmesi ve on emrin dört İncil ile çoğaltılarak kırkı tamamlaması da bu sayının Hıristiyan geleneğindeki önemini gösterir.

…… Hz. Muhammed'e kırk yaşında nübüvvetin gelmesi, Müslümanların sayısı kırka tamamlanınca açıktan tebliğe başlanması, ayrıca İslâm hukukunda malın kırkta birinin zekât olarak verilmesi, Müslüman geleneğinde kırk rakamının önemli bir yer tuttuğuna işaret sayılabilir.

‘Tasavvuf geleneğinde de kırk rakamı sıkça kullanılmıştır. Tarikata intisap edenlerin kırk günlük ön perhizini simgeleyen çile, Hz. Ali'nin kırklar meclisinin sâkisi kabul edilmesi, dünyayı tedvîr eden ermişlerin sayısının kırk oluşu ve buradan türeyen "kırklara karışmak" deyimi, Bektaşîlik'teki kırklar meydanı, kırklar şerbeti, kırk budak ve kırk makam, insan hamurunun kırk gün boyunca rahmet yağmurlarınca yıkandığı vb. hususlar bunlar arasında sayılabilir.

‘Bazı rivayetler dolayısıyla inançlara yansımış başka telakkiler de mevcuttur: Mehdî kırk yaşında hurûc edip kırk yıl dünyada kalacak; kıyamet gününde göklerden fışkıracak bir duman arzı kırk gün kaplayacak; sûr ve kıyametin dehşeti kırk yıl devam edecek; günahkârlar cehennemdeki akrep ve yılanların zehrini kırk yıl hissedecek ve Mâlik onlara kırk yıl cevap vermeyecektir. Ölen birinin ardından kırk gün Kur'an okunup kırkıncı gün dua yapılır; yenilen haram lokma da kırk gün bedenden çıkmaz.

‘Kırk rakamının eski Türk kültüründe önemli bir yeri vardır. Kırgız (Kırk Kız) efsanesinden itibaren Türk destan ve masallarında kırk ve kırklar motifi önemli bir yer tutar. Orta Asya kökenli destanlarda yiğitlerin yanında kırk er, hatunların çevresinde kırk kız bulunduğu bilinmektedir (İnan, s. 238-240). Kırk vezir ve kırk harâmiler gibi halk hikâyelerinde, Kırkçeşme, Kırkanbar, Kırkgöz, Kırkpınar, Kırklareli gibi yer adlarında ve "kırkı çıkmak, kırklamak, kırk oruç, kırk kurban, kırk gün kırk gece" gibi sosyal hayatı ilgilendiren alanlarda Türk geleneğini zenginleştiren kırk rakamı Türk atasözleri ve deyimlerinde de sıkça anılır. "Acı kahvenin kırk yıl hatırı vardır; kırkından sonra azanı teneşir paklar; kırk kurda bir aslan ne yapsın; kırk derviş bir kilime sığar ama iki sultan bir iklime sığmaz; birisine kırk gün deli dersen deli olur" gibi atasözleriyle "kırklara karışmak, kırk deveye bir eşek, kırk gün günahkâr bir gün tövbekâr, kırk serçeden bir börek, kırk yılın başı, kırkı on paraya" gibi deyimler bu türdendir. ….

(İslam Ansiklopedisi DİB y. Kırklar maddesi)

Kırklar Cem’i

Bu genel bilgilerin ardından, Anadolu Alevi inancı içinde özel bir yeri olan Kırklar Cemi’ne geçebiliriz:

Mirac dönüşü, Hazreti Muhammed’in yolu bir Tekke’ye düşer. Çalar kapıyı. İçerden seslenirler kendisine; “Kimsin?” Cevap verir: “Ben Peygamberim.” “Peygamber buraya sığmaz” cevabını alır ve kapı açılmaz. Geri döner ama gaipten bir ses duyar; “Ey Muhammed geri dön ve bir kez daha çal kapıyı!” Peygamber döner, çalar kapıyı ve gene içerden “Kimsin?” sorusu gelir. “Ben Allah’ın resulüyüm” der. Aynı cevabı alır, kapı gene açılmaz. Hz. Muhammed kapıya üçüncü gidişinde; “Ben Muhammed, yoksulların hizmetkârı” der ve kapı açılır. İçeride 17’si kadın, 22’si erkek 39 kişi vardır. Hepsi aynı surettedir. “Kimsiniz?” diye sorar, “Biz Kırklarız” cevabını alır. “İşaretiniz nedir?” diye sorar; “Birimiz kırkımız, kırkımız birimiz için” cevabını alır. “Nasıl ispatlarsınız” sorusuna Hz. Ali bir hançer alarak kolunu kanatır, aynı anda Meclisteki 38 kişinin de konu kanar ve bir damla kan da kubbeden içeri damlar. “Bu da Salman Can’ın kanıdır. Kendisi şu anda hakulah için dışardadır” derler. “Sizin ulunuz kim?” diye sorar Muhammed; “Bizim ulumuz, büyüğümüz, küçüğümüz yok. Hepimiz eşitiz” cevabını alır.

Sonrasında bir üzüm tanesi getirilir ve Hz Muhammed’den bu üzüm tanesini 40 kişiye bölüştürmesi istenir. Peygamber gaipten ne yapması gerektiğini söyleyen bir ses duyar ve üzüm tanesini bir kapta ezerek şerbet yapar, 40 kişiye dağıtır. Kırk kişi şerbeti içer, doyarlar, mest olurlar ve hep beraber cem tutarlar.

Aleviler, inançlarına göre ibadet eylemleri olan Cem töreniyle, Kırklar Cem’ini tekrarlamış olurlar.

Şimdi bu söylence ile verilmek istenen mesajlara bakalım:

Sınıfsız toplum özlemi

İnsanlık, Batı Asya’da, günümüzden beş altı bin yıl önce Neolitik dönemden ilk sınıflı topluma, yani uygarlığa geçtiğinde, aynı zamanda bu dünyadaki “Cennet”ini de kaybetti. Ve o günden bu yana kaybettiği “Cennet’ini” yeniden bulmanın mücadelesini veriyor. Benzer süreç, en güçlü şekilde Batı Asya’da yaşanmakla birlikte gerçekte dünyanın her köşesi için geçerlidir. Onun için kaybolan Cennet’i yeniden kazanmak için mücadele, dünyadaki bütün insan toplulukları için söz konusudur.

Hazreti Muhammed’in, birinci ve ikinci çalışında kapının açılmamasının nedeni, Peygamber’in kendini, bütün diğer insanlardan ayıran sıfatlarını söylemiş olmasıdır. “Peygamber” veya “Allah’ın elçisi”, bütün diğer insanlardan farklı ve onlardan üstün bir statüyü ifade eder. Oysa insanlığın özlemi olan “Cennet”te herkes eşittir, diğerlerinden daha üstün olan kişi yoktur.

Kırklar efsanesi birinci olarak, insanlığın sınıfsız, sömürüsüz toplum özleminin ifadesidir.

Kederde ve sevinçte ortaklık

Kırklardan birinin kolu kanadığında diğer 39 kişinin de kolu kanıyor. Kırklardan her biri şerbetten (dolu) içtiğinde, diğer 39 kişi de içmişçesine bir duyguya kapılıyor.

“Birimiz kırkımız, kırkımız birimiz için” özdeyişi, insan topluluklarının arzuladıkları sınıfsız toplum hedefine ulaşmaları için “kederde ve tasada, sevinçte ve mutlulukla birlikte olmak” ilkesinin özlü ifadesidir. Büyük hedeflere, ancak her bakımdan gücünü ortaklaştırmış bireylerin topluluk bilinci ve eylemiyle varılır.

İnsanoğlu, arkada kalan iki – üç milyon yıl boyunca bu ilkeyi, herşeyin başına koyarak uyguladığı için yaşarkalabildi. Giderek doğanın basit bir bileşeni olmaktan çıkarak doğaya müdahale edebilen ve bunu başarabilen bir konuma yükselebildi. Son beşbin yılda ise sınıflı toplumun bütün adaletsizliğine, zulmüne ve acılarına, gene bu ilkeyi sarılabildiği ölçüde daha güzel bir dünya özlemini canlı tutabildi.

Kadın erkek eşitliği

Kırkların 23’ü erkek, 17’si kadındır. Kadın ve erkek sayıları tersi de olabilirdi.

“Kaybolan Cennet”te kadın erkek ayrımı yoktu. Cinsler arasında tam bir eşitlik vardı.

Sınıflı toplumların kadını ikinci plana atan anlayışı, Kırklar efsanesinde ret edilmektedir.

Günümüzde cem ayinlerinin kadın ve erkekler arasında bir ayrım yapılmadan gerçekleştirilmesi, semahlarda kadın ve erkeklerin birlikte ve eşit olarak yer almaları, o kaybedilen kadın erkek eşitliğinin savunulması ve yaşatılmasıdır.

Üretimde ve tüketimde ortaklık

Bir üzüm tanesinin 40 kişiye bölüştürülmesi ile de önemli mesaj verilmektedir. Üretim ortak yapılır ve üretilen, topluluğun bireyleri arasında eşit olarak bölüştürülür. “Hakkulah”a, yani Kırkların ihtiyaçlarını karşılama etkinliğine bütün “canlar” sırayla ve eşit olarak katılır. En büyük mutluluk, üretilenin eşit olarak bölüştürülmesinin verdiği hazdır. Veya topluluğun diğer bireylerinin doyduğunu görmek, doymasında pay sahibi olmak insanı mutlu eder, daha doğrusu böylesine eylemler insanı insan yapar.

“Kırklar efsanesi” insanlığın, kaybettiği cennetine yeniden kavuşma yolunda en az beşbin yıldır vermekte olduğu mücadelenin ana fikridir. Elbette aynı zamanda geçmişte yaşanmış olan ilkel eşitlikçi toplumu idealize edişidir. Ve gelecekte varılacak sınıfsız toplumun nasıl olması gerektiğinin de özlü anlatımıdır.

2021 yılına, “Kırklar Efsanesi”den aldığımız esinle, milletimizin ve bütün insanlığın büyük davasına, daha büyük bir azimle sarılma kararlılığı ile giriyoruz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
FG
(07.01.2021 10:43 - #72171)
Cennette de kademler makamlar vardır, takvada üstün olana daha üst makamlar öngörülmüştür. Kur'an da geçer.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
İSMAİL ALTUNTAŞ
(08.01.2021 06:30 - #72172)
Sayın Yoldaşım, benim ana dedem yöresel dille "rah bar" idi, veya "rehber" idi. Babam da keman ve bağlama çalabildiği için "talıba" dedem babamı da götürürdü.. Alevi inanç/yaşam kültürünü ta kemiklerimize kadar hissederdik. Dedem devrine göre okumuş, görgülü, bilgili, varlıklı birisi idi. gittiği yerlerde kendisine konan niyaz paralarını oralardaki hasta, kimsesiz evlenecek kız ve erkeklere harcardı... *** Ben, dedeme ait "BUYRUK" kitabını bir kaç kez okuyarak devrimci bilincimin alt yapısını oluşturdum... *** Bizler yobaz, şeriatçı bir örgütlenme mensubu değiliz, "Alevi şeriatçılığı" yapmıyoruz... *** Bizim davamız ve inancımız, aslında yazınızın özünde olduğu gibi, paylaşma, eşitlik temelinde bir cennet yaratma kültürüdür/davasıdır.. SELAM VE SAYGILARIMI GÖNDERİYORUM....
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.