Mehmet Bedri Gültekin
Köşe Yazarı
Mehmet Bedri Gültekin
 

28 Şubat’a bu hınç neden?

Milli Güvenlik Kurulu’nun 28 Şubat 1997 yılında almış olduğu kararların üzerinden tam 24 yıl geçti. 24. yıl dönümünde AKP’nin önde yetkililerinin hepsi sıraya girdi, yaptıkları öfke ve kin dolu açıklamalar inanılmazdır ve üzerinde durulmayı fazlasıyla hak ediyor: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan: “Darbe bir insanlık suçudur. 28 Şubat’ı yaşadım, 28 Şubat insanlık suçudur.” dedi. Ertesi gün yapılan kabine toplantısının ardından düzenlediği basın açıklamasının başlangıcında ise yaklaşık 15 dakikasını 28. Şubat’ı lanetlemeye ayırdı. Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay: “Eğitimden sağlığa, ticaretten kültüre kadar toplumun önemli bir kesiminin sistemin dışına çıkarılmasını amaçlayan bu anti demokratik ve ahlaksız süreç, ne yazık ki asker-sivil işbirliği ile gerçekleştirilmiştir.” Parti sözcüsü Ömer Çelik: “28 Şubat siyasi tarihimizin en karanlık dönemlerinden birinin sembolüdür… haysiyetsiz bir milli irade düşmanlığıdır.” Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş: “28 Şubat’ın mağdur, mazlum ve şanlı direnişçilerini şükran ve saygıyla, 28 Şubatçıları ve onların zelil destekçilerini ise nefretle anıyoruz.” İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe: “28 Şubat darbesi, amaçları, aktörleri ve sonuçları itibariyle siyasi, toplumsal ve ekonomik tahribatı çok ağır olan karanlık bir projeydi.” Aynı gün, bir de “28 Şubat’ın sivil ayağından da hesap sorulmalıdır” kampanyası başlatıldı. Memur-Sen ve Eğitim Bir-Sen ile Hak-İş Konfederasyonu adına yapılan açıklamalarda “darbenin sivil ayağından” hesap sorulması gerektiği söylendi. 28 Şubat’ta ne oldu? Türkiye, yakın geçmişte binlerce yurttaşımızın hapislere atıldığı, yüzlercesinin katledildiği ve yüzbinlerce insanın mağdur edildiği 12 Mart ve 12 Eylül gibi iki Amerikancı darbe yaşadı. Ama o darbelerden sonra bile yıldönümlerinde böyle bir kampanya yürütülmedi. 28 Şubat ise birinci olarak bir darbe değildi. Milli Güvenlik Kurulu, Anayasanın tanıdığı yetkilerini kullanarak bazı “tavsiye” kararları almıştı ve alınan kararların altında zamanın Başbakanı Necmettin Erbakan’ın da imzası vardı. Nitekim rahmetli Erbakan hayatta olduğu zaman içinde bu konuyu hiç gündeme getirmemiştir. İkinci olarak bu dönemde “hapse atılan”, “öldürülen” veya “mağdur edilenlerin” sayısını, 12 Mart ve 12 Eylül ile kıyaslamak bile abestir. Sorun bakalım kaç kişi hapse atıldı, kaç kişi öldürüldü, kaç kişi mağdur edildi? Doğru dürüst bir cevap alamazsınız! Peki o zaman bu akıl almaz saldırı niye? AK Parti’nin 28 Şubat’a karşı böylesine bir saldırı gerçekleştirmesinin nedeni üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü sorun, geçmişte olup bitmiş bir olayı tartışmanın ötesinde Türkiye’nin geleceğini ilgilendirmektedir. Bunun için 28 Şubat’ta neler olup bittiğini hatırlamakta yarar vardır: 1991 yılındaki Birinci Körfez Savaşı ile birlikte Türkiye, kendisine yönelen tehdidin nereden geldiğini görmeye ve tavır almaya başladı. ABD, bu gelişmeyi Eşref Bitlis komutanı ve diğer yurtsever aydınları katlederek durdurmaya çalıştı. Ama Türkiye 1995 yılındaki Çelik Harekatı’yla ABD karşıtı tavrını daha da ileri götürdü. Komşularıyla ilişkilerini düzeltti. 28 Şubat, Türkiye’nin yeniden Atatürk’ün “bölge merkezli dış politika”ya yönelişini temsil eder. Aslında Türkiye bugün de koşulların zorlamasıyla bu politikaya yönelmiş durumdadır. Demek ki AKP’lilerin öfkesinin nedeni, 28 Şubat’ın dış politikası değil. 28 Şubat süreci aynı zamanda PKK terörüne karşı Türkiye’nin kararlı bir mücadele yürüttüğü ve önemli başarılar kazandığı bir dönemdir. Bu mücadelelerin sonunda Öcalan 1998 yılında Suriye’yi terk etmeye zorlanmış ve ardından 1999 yılı başında Türkiye’ye getirilmiştir. PKK ise bu gelişmenin sonrasında silah bırakarak Türkiye’nin dışına çekilmiştir. Bugün de aynen 28 Şubat sürecinde olduğu gibi PKK’ya karşı başarılı bir mücadele veriliyor ve sonuç alınıyor. Demek ki mesele, PKK terörüne alınan tavır da değil. Üçüncü olarak 28 Şubat döneminde FETÖ’ye karşı mücadelede de önemli adımlar atıldı. Fethullah Gülen alınan tedbirlerin ardından Türkiye’yi terk etti ve Amerika’ya kaçtı. Bugün de Fethullahçı Terör Örgütü’ne karşı büyük bir mücadele veriliyor. Demek ki burada da bir sorun yok. AKP’lilerin 28 Şubat sürecine bu kadar hınç beslemelerinin biricik nedeni, 28 Şubat kararlarında vurgulanan “Devrim Kanunları Uygulansın” maddesidir. Atatürk döneminde yürürlüğe giren Cumhuriyet Devrimi Kanunları ile Türkiye Ortaçağ’la büyük bir hesaplaşma yaşamış, Tarikat ve cemaat örgütlenmeleri yasadışı ilan edilmiş; şeyhlik, ağalık, aşiret, aşiret reisliği gibi kurumlar lağvedilmiş, Ortaçağ hukuku yerine Cumhuriyet hukuku ikame edilmiş, Eğitimin Birliği Kanunu ile medreselerdeki eğitim kaldırılarak azınlık okulları da dahil olmak üzere bütün eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmış vb. vb. Kısacası 28 Şubat “Devrim Kanunları Uygulansın” diyerek, Atatürk Devrimi’nin programını yeniden Türkiye’nin gündemine getirmiştir. İşte AKP’lileri rahatsız eden budur. Çünkü AKP, bir yanıyla tarikatlar koalisyonudur. Tarikat ve Cemaatler altın dönemini yaşamaktadır, artık en yetkili ağızlardan Cumhuriyet Devrimine saldırı yapılabilmektedir, en hayati dış politika konularında tarikat kardeşliğinin izleri görülebilmektedir, Eğitimin Birliği Kanunu fiiliyatta rafa kaldırılmıştır. Her yıl bütçenin çok önemli bir bölümü Ortaçağ’ın ihyasına ayrılmaktadır vb. vb. Konu her açıldığında kendilerini Turgut Özal’ın mirasçısı olarak görenlerin, 12 Eylül’den rahatsız olmaları elbette düşünülemez. Ama Turgut Özal’ın mirasçıları, Atatürk Devrimi’nin yeniden gündeme getirilmesinden rahatsız olacaklardır. Cumhuriyetin laiklik prensibiyle sorunları olanların 28 Şubat’ta kendi “can düşmanları”nı görmeleri doğaldır. Türkiye’nin en temel ihtiyacı Atatürk Devrimi’nin tamamlanmasıdır. Bu da bir nesnelliktir. Ve her geçen gün kendini daha fazla dayatmaktadır. AKP’lileri panik halinde 28 Şubat’a saldırtan ise kendini dayatan bu nesnelliktir. AKP, bir yandan Türkiye’yi yöneten bir Parti olarak “mecburiyetlere” uygun hareket etmek zorunda kalmakta, ABD ile karşı karşıya gelmekte ve uzantılarıyla bir ölüm kalım savaşı yürütmektedir. Ama öte yandan aynı Parti’nin Atatürk, Cumhuriyet Devrimi ve özel olarak laiklik ilkesi ile ideolojik kimliğinden kaynaklanan sorunları ise bu Parti’nin çıkmazıdır. 28 Şubat’a olan hınç, bu çıkmazda çırpınmaktan kaynaklanıyor.
Ekleme Tarihi: 04 Mart 2021 - Perşembe

28 Şubat’a bu hınç neden?

Milli Güvenlik Kurulu’nun 28 Şubat 1997 yılında almış olduğu kararların üzerinden tam 24 yıl geçti. 24. yıl dönümünde AKP’nin önde yetkililerinin hepsi sıraya girdi, yaptıkları öfke ve kin dolu açıklamalar inanılmazdır ve üzerinde durulmayı fazlasıyla hak ediyor:

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan: “Darbe bir insanlık suçudur. 28 Şubat’ı yaşadım, 28 Şubat insanlık suçudur.” dedi. Ertesi gün yapılan kabine toplantısının ardından düzenlediği basın açıklamasının başlangıcında ise yaklaşık 15 dakikasını 28. Şubat’ı lanetlemeye ayırdı.

Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay: “Eğitimden sağlığa, ticaretten kültüre kadar toplumun önemli bir kesiminin sistemin dışına çıkarılmasını amaçlayan bu anti demokratik ve ahlaksız süreç, ne yazık ki asker-sivil işbirliği ile gerçekleştirilmiştir.”

Parti sözcüsü Ömer Çelik: “28 Şubat siyasi tarihimizin en karanlık dönemlerinden birinin sembolüdür… haysiyetsiz bir milli irade düşmanlığıdır.”

Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş: “28 Şubat’ın mağdur, mazlum ve şanlı direnişçilerini şükran ve saygıyla, 28 Şubatçıları ve onların zelil destekçilerini ise nefretle anıyoruz.”

İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe: “28 Şubat darbesi, amaçları, aktörleri ve sonuçları itibariyle siyasi, toplumsal ve ekonomik tahribatı çok ağır olan karanlık bir projeydi.”

Aynı gün, bir de “28 Şubat’ın sivil ayağından da hesap sorulmalıdır” kampanyası başlatıldı. Memur-Sen ve Eğitim Bir-Sen ile Hak-İş Konfederasyonu adına yapılan açıklamalarda “darbenin sivil ayağından” hesap sorulması gerektiği söylendi.

28 Şubat’ta ne oldu?

Türkiye, yakın geçmişte binlerce yurttaşımızın hapislere atıldığı, yüzlercesinin katledildiği ve yüzbinlerce insanın mağdur edildiği 12 Mart ve 12 Eylül gibi iki Amerikancı darbe yaşadı. Ama o darbelerden sonra bile yıldönümlerinde böyle bir kampanya yürütülmedi. 28 Şubat ise birinci olarak bir darbe değildi. Milli Güvenlik Kurulu, Anayasanın tanıdığı yetkilerini kullanarak bazı “tavsiye” kararları almıştı ve alınan kararların altında zamanın Başbakanı Necmettin Erbakan’ın da imzası vardı. Nitekim rahmetli Erbakan hayatta olduğu zaman içinde bu konuyu hiç gündeme getirmemiştir.

İkinci olarak bu dönemde “hapse atılan”, “öldürülen” veya “mağdur edilenlerin” sayısını, 12 Mart ve 12 Eylül ile kıyaslamak bile abestir. Sorun bakalım kaç kişi hapse atıldı, kaç kişi öldürüldü, kaç kişi mağdur edildi? Doğru dürüst bir cevap alamazsınız!

Peki o zaman bu akıl almaz saldırı niye?

AK Parti’nin 28 Şubat’a karşı böylesine bir saldırı gerçekleştirmesinin nedeni üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü sorun, geçmişte olup bitmiş bir olayı tartışmanın ötesinde Türkiye’nin geleceğini ilgilendirmektedir.

Bunun için 28 Şubat’ta neler olup bittiğini hatırlamakta yarar vardır: 1991 yılındaki Birinci Körfez Savaşı ile birlikte Türkiye, kendisine yönelen tehdidin nereden geldiğini görmeye ve tavır almaya başladı. ABD, bu gelişmeyi Eşref Bitlis komutanı ve diğer yurtsever aydınları katlederek durdurmaya çalıştı. Ama Türkiye 1995 yılındaki Çelik Harekatı’yla ABD karşıtı tavrını daha da ileri götürdü. Komşularıyla ilişkilerini düzeltti.

28 Şubat, Türkiye’nin yeniden Atatürk’ün “bölge merkezli dış politika”ya yönelişini temsil eder.

Aslında Türkiye bugün de koşulların zorlamasıyla bu politikaya yönelmiş durumdadır. Demek ki AKP’lilerin öfkesinin nedeni, 28 Şubat’ın dış politikası değil.

28 Şubat süreci aynı zamanda PKK terörüne karşı Türkiye’nin kararlı bir mücadele yürüttüğü ve önemli başarılar kazandığı bir dönemdir. Bu mücadelelerin sonunda Öcalan 1998 yılında Suriye’yi terk etmeye zorlanmış ve ardından 1999 yılı başında Türkiye’ye getirilmiştir. PKK ise bu gelişmenin sonrasında silah bırakarak Türkiye’nin dışına çekilmiştir.

Bugün de aynen 28 Şubat sürecinde olduğu gibi PKK’ya karşı başarılı bir mücadele veriliyor ve sonuç alınıyor. Demek ki mesele, PKK terörüne alınan tavır da değil.

Üçüncü olarak 28 Şubat döneminde FETÖ’ye karşı mücadelede de önemli adımlar atıldı. Fethullah Gülen alınan tedbirlerin ardından Türkiye’yi terk etti ve Amerika’ya kaçtı. Bugün de Fethullahçı Terör Örgütü’ne karşı büyük bir mücadele veriliyor. Demek ki burada da bir sorun yok.

AKP’lilerin 28 Şubat sürecine bu kadar hınç beslemelerinin biricik nedeni, 28 Şubat kararlarında vurgulanan “Devrim Kanunları Uygulansın” maddesidir.

Atatürk döneminde yürürlüğe giren Cumhuriyet Devrimi Kanunları ile Türkiye Ortaçağ’la büyük bir hesaplaşma yaşamış, Tarikat ve cemaat örgütlenmeleri yasadışı ilan edilmiş; şeyhlik, ağalık, aşiret, aşiret reisliği gibi kurumlar lağvedilmiş, Ortaçağ hukuku yerine Cumhuriyet hukuku ikame edilmiş, Eğitimin Birliği Kanunu ile medreselerdeki eğitim kaldırılarak azınlık okulları da dahil olmak üzere bütün eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmış vb. vb.

Kısacası 28 Şubat “Devrim Kanunları Uygulansın” diyerek, Atatürk Devrimi’nin programını yeniden Türkiye’nin gündemine getirmiştir.

İşte AKP’lileri rahatsız eden budur. Çünkü AKP, bir yanıyla tarikatlar koalisyonudur. Tarikat ve Cemaatler altın dönemini yaşamaktadır, artık en yetkili ağızlardan Cumhuriyet Devrimine saldırı yapılabilmektedir, en hayati dış politika konularında tarikat kardeşliğinin izleri görülebilmektedir, Eğitimin Birliği Kanunu fiiliyatta rafa kaldırılmıştır. Her yıl bütçenin çok önemli bir bölümü Ortaçağ’ın ihyasına ayrılmaktadır vb. vb.

Konu her açıldığında kendilerini Turgut Özal’ın mirasçısı olarak görenlerin, 12 Eylül’den rahatsız olmaları elbette düşünülemez.

Ama Turgut Özal’ın mirasçıları, Atatürk Devrimi’nin yeniden gündeme getirilmesinden rahatsız olacaklardır. Cumhuriyetin laiklik prensibiyle sorunları olanların 28 Şubat’ta kendi “can düşmanları”nı görmeleri doğaldır.

Türkiye’nin en temel ihtiyacı Atatürk Devrimi’nin tamamlanmasıdır. Bu da bir nesnelliktir. Ve her geçen gün kendini daha fazla dayatmaktadır. AKP’lileri panik halinde 28 Şubat’a saldırtan ise kendini dayatan bu nesnelliktir.

AKP, bir yandan Türkiye’yi yöneten bir Parti olarak “mecburiyetlere” uygun hareket etmek zorunda kalmakta, ABD ile karşı karşıya gelmekte ve uzantılarıyla bir ölüm kalım savaşı yürütmektedir. Ama öte yandan aynı Parti’nin Atatürk, Cumhuriyet Devrimi ve özel olarak laiklik ilkesi ile ideolojik kimliğinden kaynaklanan sorunları ise bu Parti’nin çıkmazıdır.

28 Şubat’a olan hınç, bu çıkmazda çırpınmaktan kaynaklanıyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Çatlak
(06.03.2021 18:43 - #72254)
Çok doğru abi
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.