Nedim İlikçi
Köşe Yazarı
Nedim İlikçi
 

Vaspurakan’a Ağıt

Değerli okurlar; tarihimizi bu günün nesline aktaran en önemli yazı türlerinden biri de tarihi romanlardır. Bu roman türü her ne kadar biz okuyuculara belgeler ışığında bilgiler sunmasalar da kahramanları aracılığı ile anlattıkları olaylar, tarih hakkında ufkumuzun açılmasına yardımcı olurlar. Tarihteki yaşanmışlıkları hafızalarımızda daha kolay canlandırmamızı sağlarlar. Bizleri, tarihte yaşamış, unutulmuş sıradan insanların neler yaşadıklarına ve neler duyumsadıklarına ortak ederler.  Tarihte yaşananların ayrıntılarını roman kahramanları aracılığı ile yeniden yaşatırlar. Tarihteki gerçek kişileri hayali kahramanlar aracılığı ile bizlere sunarlar.  Kendimizi tarihi olayların yaşandığı dönemin içinde yaşıyor gibi hissederiz.   Tarihi romanlar konu edindikleri dönemi kavramamızda son derece etkili olan yazı türleridirler. Bu gün ile dün arasında daha kolay ve daha anlaşılır bir şekilde bağ kurmamızı kolaylaştırırlar. Tarihi romanlarda yazarın olaylara bakışının ve dünya görüşünün romanın anlatımında etkili olduğu gerçeğini de akılda tutmak gerekir. Bu romanlar her ne kadar ana malzemelerini tarihten alsalar bile roman yazarının dünya görüşü ve duyguları da romanda etkili olur. Hepimizce malumdur ki tarihte yaşamış sıradan insanların hayatlarının ayrıntıları tarihçiler tarafından ele alınmaz. Bu sıradan insanları ancak roman sayfalarında görmemiz mümkün olur. Tarihçiler, sıradan insanların günlük yaşamlarında neler yaptıkları, ne yiyip içtikleri, neler duyumsadıkları, neler giyindikleri, birbirleri ile kişisel ilişkilerinin ayrıntıları ile pek uğraşmazlar. Ama romancı tarihi olayları anlatırken kendi hayal dünyasında var ettiği insanları, ilişkileri ve bireysel yaşanmışlıkları en küçük ayrıntılarına varıncaya kadar okuyuculara aktarır. İlimizin tarihini günümüze aktaran az sayıda roman bulunmaktadır. Bu romanlardan bir kaçını daha önceki yazılarımda siz okuyucular ile paylaşmıştım. Bu hafta da sizlere yine ilimizin 1915 öncesini konu edinen bir romanı tanıtmaya çalışacağım. “Vaspurakan’a Ağıt” isimli bu roman özellikle 1895-96 yıllarında ilimizde yaşanmış olan ve birinci Van isyanı diye isimlendirdiğimiz dönemi konu ediniyor. Bu dönemin sebeplerinden ve sonuçlarından, evvelinden ve ahirinden bahsediyor. Bu dönem ilimizde yaşanmış olanları roman kahramanlarının duygu, düşünce ve ilişkileri ile bizlere aktarıyor. İlimizin tarihiyle ilgilenenler bilirler ki; tarih kitaplarında birinci Van isyanı ismi ile geçen olaylar çok can yakmış ve çok yıkıcı sonuçlar doğurmuştur. Hatta ilimizde 1915 yılında yaşanan olayların tohumları 1895-96 olaylarında atılmıştır.   Yazarımız romanında o dönem gelişen olayları ayrıntıları ile okuyucular ile paylaşıyor. Ancak ben ilgimi çeken ve o yılların Van’ının ekonomik yapısı ile ilgili tasvir edilen bir bölümü siz okuyucular ile paylaşmak istiyorum:” Van’da yalnızca zenginler pencerelerine cam takabilirdi. Van’da evleri birbirinden ayıran ulusal, dinsel ya da kültürel farklılık değil, ekonomik durumdu. İster bir Ermeniye, ister Kürd’e, Türk’e, Asurî Suryaniye ya da Yahudiye ait olsun, Van’da evler, dışarıdan bakılarak ayırt edilemezdi. Van evlerinin hepsi birbirine benzerdi. Hepsi kerpiçten yapılmış, geniş ve düz damı olan, cumbalı, dış sıvası olmayan iki katlı Van evleri, cam ve kâğıt pencereliler olarak ikiye ayrılırdı. Onun dışında hemen hepsi aynı elden çıkmış gibi birbirine benzerdi. Van’da cam pencereye sahip olmak kolay değildi. Cam bulunmazdı. Bulunduğu zaman da satın alınması kolay olmazdı. Yoksul ile zengin evleri arasındaki fark özellikle kış aylarında çok belirgin hale gelirdi. Zira kış oldu muydu, pencerelerdeki kâğıtlar sökülür, kâğıdın yerine yün çuval, kilim, battaniye ve heybe çakılırdı. Uzun kış gecelerinde yoksulların evlerinden dışarıya ışık sızmaz, hayatın izine rastlamak mümkün olmazdı. Zenginler ise yağlı çıralarını tavana veya pencere kenarına asarlardı. Aydınlık ile karanlık, kış aylarında Van’da yoksulluk ile zenginliğin arasına çekilmiş kalın bir çizgi gibiydi….”           “Vaspurakan’a Ağıt” isimli roman Günay Aslan tarafından yazılmış. 2007 yılında Aram Yayınlarından piyasaya çıkmış ve 215 sayfadan ibarettir. Bu arada Vaspurakan isminin Van’ı kapsamakla birlikte, Van ve Urmiye illerinin arasında bulunan coğrafi alanın genel adı olduğu bilgisini de siz okuyucularla paylaşmak isterim. Kitabı, ilimizde 1915’ ten önce nelerin yaşandığını öğrenmek isteyen herkesin okumasını tavsiye ederim. Kalın sağlıcakla…
Ekleme Tarihi: 31 Ocak 2021 - Pazar

Vaspurakan’a Ağıt

Değerli okurlar; tarihimizi bu günün nesline aktaran en önemli yazı türlerinden biri de tarihi romanlardır. Bu roman türü her ne kadar biz okuyuculara belgeler ışığında bilgiler sunmasalar da kahramanları aracılığı ile anlattıkları olaylar, tarih hakkında ufkumuzun açılmasına yardımcı olurlar. Tarihteki yaşanmışlıkları hafızalarımızda daha kolay canlandırmamızı sağlarlar. Bizleri, tarihte yaşamış, unutulmuş sıradan insanların neler yaşadıklarına ve neler duyumsadıklarına ortak ederler.  Tarihte yaşananların ayrıntılarını roman kahramanları aracılığı ile yeniden yaşatırlar. Tarihteki gerçek kişileri hayali kahramanlar aracılığı ile bizlere sunarlar.  Kendimizi tarihi olayların yaşandığı dönemin içinde yaşıyor gibi hissederiz.  

Tarihi romanlar konu edindikleri dönemi kavramamızda son derece etkili olan yazı türleridirler. Bu gün ile dün arasında daha kolay ve daha anlaşılır bir şekilde bağ kurmamızı kolaylaştırırlar. Tarihi romanlarda yazarın olaylara bakışının ve dünya görüşünün romanın anlatımında etkili olduğu gerçeğini de akılda tutmak gerekir. Bu romanlar her ne kadar ana malzemelerini tarihten alsalar bile roman yazarının dünya görüşü ve duyguları da romanda etkili olur.

Hepimizce malumdur ki tarihte yaşamış sıradan insanların hayatlarının ayrıntıları tarihçiler tarafından ele alınmaz. Bu sıradan insanları ancak roman sayfalarında görmemiz mümkün olur. Tarihçiler, sıradan insanların günlük yaşamlarında neler yaptıkları, ne yiyip içtikleri, neler duyumsadıkları, neler giyindikleri, birbirleri ile kişisel ilişkilerinin ayrıntıları ile pek uğraşmazlar. Ama romancı tarihi olayları anlatırken kendi hayal dünyasında var ettiği insanları, ilişkileri ve bireysel yaşanmışlıkları en küçük ayrıntılarına varıncaya kadar okuyuculara aktarır.

İlimizin tarihini günümüze aktaran az sayıda roman bulunmaktadır. Bu romanlardan bir kaçını daha önceki yazılarımda siz okuyucular ile paylaşmıştım. Bu hafta da sizlere yine ilimizin 1915 öncesini konu edinen bir romanı tanıtmaya çalışacağım. “Vaspurakan’a Ağıt” isimli bu roman özellikle 1895-96 yıllarında ilimizde yaşanmış olan ve birinci Van isyanı diye isimlendirdiğimiz dönemi konu ediniyor. Bu dönemin sebeplerinden ve sonuçlarından, evvelinden ve ahirinden bahsediyor. Bu dönem ilimizde yaşanmış olanları roman kahramanlarının duygu, düşünce ve ilişkileri ile bizlere aktarıyor. İlimizin tarihiyle ilgilenenler bilirler ki; tarih kitaplarında birinci Van isyanı ismi ile geçen olaylar çok can yakmış ve çok yıkıcı sonuçlar doğurmuştur. Hatta ilimizde 1915 yılında yaşanan olayların tohumları 1895-96 olaylarında atılmıştır.  

Yazarımız romanında o dönem gelişen olayları ayrıntıları ile okuyucular ile paylaşıyor. Ancak ben ilgimi çeken ve o yılların Van’ının ekonomik yapısı ile ilgili tasvir edilen bir bölümü siz okuyucular ile paylaşmak istiyorum:” Van’da yalnızca zenginler pencerelerine cam takabilirdi. Van’da evleri birbirinden ayıran ulusal, dinsel ya da kültürel farklılık değil, ekonomik durumdu. İster bir Ermeniye, ister Kürd’e, Türk’e, Asurî Suryaniye ya da Yahudiye ait olsun, Van’da evler, dışarıdan bakılarak ayırt edilemezdi. Van evlerinin hepsi birbirine benzerdi. Hepsi kerpiçten yapılmış, geniş ve düz damı olan, cumbalı, dış sıvası olmayan iki katlı Van evleri, cam ve kâğıt pencereliler olarak ikiye ayrılırdı. Onun dışında hemen hepsi aynı elden çıkmış gibi birbirine benzerdi. Van’da cam pencereye sahip olmak kolay değildi. Cam bulunmazdı. Bulunduğu zaman da satın alınması kolay olmazdı. Yoksul ile zengin evleri arasındaki fark özellikle kış aylarında çok belirgin hale gelirdi. Zira kış oldu muydu, pencerelerdeki kâğıtlar sökülür, kâğıdın yerine yün çuval, kilim, battaniye ve heybe çakılırdı. Uzun kış gecelerinde yoksulların evlerinden dışarıya ışık sızmaz, hayatın izine rastlamak mümkün olmazdı. Zenginler ise yağlı çıralarını tavana veya pencere kenarına asarlardı. Aydınlık ile karanlık, kış aylarında Van’da yoksulluk ile zenginliğin arasına çekilmiş kalın bir çizgi gibiydi….”         

 “Vaspurakan’a Ağıt” isimli roman Günay Aslan tarafından yazılmış. 2007 yılında Aram Yayınlarından piyasaya çıkmış ve 215 sayfadan ibarettir. Bu arada Vaspurakan isminin Van’ı kapsamakla birlikte, Van ve Urmiye illerinin arasında bulunan coğrafi alanın genel adı olduğu bilgisini de siz okuyucularla paylaşmak isterim. Kitabı, ilimizde 1915’ ten önce nelerin yaşandığını öğrenmek isteyen herkesin okumasını tavsiye ederim. Kalın sağlıcakla…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Özvanlı
(31.01.2021 18:46 - #72191)
Hocam aram yayınevi pkk'yı öven yayınları basıyor ve biliyoruz ki pkk ve Ermeni diasporası birlikte iş tutuyorlar
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.