Şahin AKÇAP
Köşe Yazarı
Şahin AKÇAP
 

Barış sürecini şoklamak

Ne acayip değil mi? "Çözüm sürecini buzdolabına kaldırdık." Bir devleti yönetenler çözümü dondurabilir mi? Dondurursa ne olur? Silahlar yeniden konuşur, tuzaklar bir kez daha kurulur, vur kaç taktiğiyle sesini duyurmak isteyen terör örgütleri: "Ya bismillah!" Diyerek iş başı yapmaz mı? Silahların bırakılmadığı bir ortamda barış ya da çözüm süreci başlatılabilir mi? Öyle olmuştu ve silahlarını bırakmayan örgütle davullu zurnalı anlaşmalar yapılmış, örgüt üyeleri ellerini, kollarını sallayarak dağdan düze indirilmişti. Her şey tek başına iktidar olmanın ömrünü sürdürmekti. Ta ki son Haziran seçimi gelip kapıya dayanıncaya kadar yalancı bahar devam edip geldi. Ve seçim sonrası sandıklar açılınca, oylar hiç de beklenmedik bir şekilde muhalefet partilerine akıp gidince, HDP Türkiye Partisi olma yönünde güçlü hamle yapınca iş değişti. Yazılara gelen baharın yerini şiddetin fırtınalı günleri aldı. O barış, çözüm süreci denilen dönem tıpkı öküz öldü ortaklık bozuldu sözünde olduğu gibi yerle yeksan oldu. Halkın iradesinin söz sahibi yaptığı, artık devleti sen yöneteceksin dedikleri iktidardan tepe takla düşmenin akıbetindekiler: "Çözüm sürecini buzdolabına kaldırdık." Dediler.  Allah aşkına böyle bir karar olur mu? Ülke yönetme sorumluluğunda olanlar: "Biz size küstük. Mademki tek başına iktidar olamadık o halde çözüm sürecini dondurduk. Başınızın çaresine bakın." Diyebilir mi? Bugünleri yazacak olan tarih bu tavra yarın hangi yorumu yazar hiç düşündünüz mü? Öç almayı mı? İhaneti mi? Sorumluluktan kaçmayı mı? Konumuza örnek olsun diye yazıyorum… Hangi ana ve baba yanlış yapan evladını sokağa atıp: "Defol! Bir daha seni gözüm görmesin!" Diyebilir mi? Devleti yönetenler: "Size dargınım." Dedirten hayati önemdeki çözüm sürecine: "Şimdilik böyle." Noktası koyabilir mi? Koyarsa da komşu ülkelerle arasındaki sorunlar büyüyüp, içerideki terör hücreleri azmaz mı? İşte bütün bu olup biteni milli irade dediğimiz halk, 1 Kasım'da yapılacak erken seçimde oylayacak. Yanlışlar ya da yönetenlerce yanlış olarak görülmeyenler, akan kan ve gözyaşı, sönen ocaklarda yükselen figanların bedeli, seçim sandığından çıkacak sonuçlarla siyasi geleceğimize, hayatlarımıza fatura edilecek. Ve en çok belirleyici olan da barış ve çözüm sürecinin sekteye uğratılmasının yarattığı acıların öne çıkması olacak. Kaybedenler… Kazanacak olanlar belli! 1 Kasım ortak hükümet kurma seçenekleriyle birlikte yeni kurulacak partileri de beraberinde getirecek.
Ekleme Tarihi: 21 Ekim 2015 - Çarşamba

Barış sürecini şoklamak

Ne acayip değil mi?

"Çözüm sürecini buzdolabına kaldırdık."

Bir devleti yönetenler çözümü dondurabilir mi? Dondurursa ne olur? Silahlar yeniden konuşur, tuzaklar bir kez daha kurulur, vur kaç taktiğiyle sesini duyurmak isteyen terör örgütleri:

"Ya bismillah!" Diyerek iş başı yapmaz mı?

Silahların bırakılmadığı bir ortamda barış ya da çözüm süreci başlatılabilir mi?

Öyle olmuştu ve silahlarını bırakmayan örgütle davullu zurnalı anlaşmalar yapılmış, örgüt üyeleri ellerini, kollarını sallayarak dağdan düze indirilmişti.

Her şey tek başına iktidar olmanın ömrünü sürdürmekti. Ta ki son Haziran seçimi gelip kapıya dayanıncaya kadar yalancı bahar devam edip geldi. Ve seçim sonrası sandıklar açılınca, oylar hiç de beklenmedik bir şekilde muhalefet partilerine akıp gidince, HDP Türkiye Partisi olma yönünde güçlü hamle yapınca iş değişti.

Yazılara gelen baharın yerini şiddetin fırtınalı günleri aldı.

O barış, çözüm süreci denilen dönem tıpkı öküz öldü ortaklık bozuldu sözünde olduğu gibi yerle yeksan oldu.

Halkın iradesinin söz sahibi yaptığı, artık devleti sen yöneteceksin dedikleri iktidardan tepe takla düşmenin akıbetindekiler:

"Çözüm sürecini buzdolabına kaldırdık." Dediler.

 Allah aşkına böyle bir karar olur mu? Ülke yönetme sorumluluğunda olanlar:

"Biz size küstük. Mademki tek başına iktidar olamadık o halde çözüm sürecini dondurduk. Başınızın çaresine bakın." Diyebilir mi?

Bugünleri yazacak olan tarih bu tavra yarın hangi yorumu yazar hiç düşündünüz mü?

Öç almayı mı?

İhaneti mi?

Sorumluluktan kaçmayı mı?

Konumuza örnek olsun diye yazıyorum…

Hangi ana ve baba yanlış yapan evladını sokağa atıp:

"Defol! Bir daha seni gözüm görmesin!" Diyebilir mi?

Devleti yönetenler:

"Size dargınım." Dedirten hayati önemdeki çözüm sürecine:

"Şimdilik böyle." Noktası koyabilir mi?

Koyarsa da komşu ülkelerle arasındaki sorunlar büyüyüp, içerideki terör hücreleri azmaz mı?

İşte bütün bu olup biteni milli irade dediğimiz halk, 1 Kasım'da yapılacak erken seçimde oylayacak.

Yanlışlar ya da yönetenlerce yanlış olarak görülmeyenler, akan kan ve gözyaşı, sönen ocaklarda yükselen figanların bedeli, seçim sandığından çıkacak sonuçlarla siyasi geleceğimize, hayatlarımıza fatura edilecek.

Ve en çok belirleyici olan da barış ve çözüm sürecinin sekteye uğratılmasının yarattığı acıların öne çıkması olacak.

Kaybedenler…

Kazanacak olanlar belli!

1 Kasım ortak hükümet kurma seçenekleriyle birlikte yeni kurulacak partileri de beraberinde getirecek.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.