İkram Kali
Köşe Yazarı
İkram Kali
 

Berbat Süleyman’ın merhameti

ggg Yakışıklılığı, duruşu ve mimikleriyle Türk filmlerindeki artistlere benziyordu. Van Veteriner (Baytar) Müdürlüğü'nde çalışan Yusuf Kaya'nın 6 oğlunun ortancasıydı Süleyman Kaya.Genç yaştan itibaren kabına sığmayınca çevresindeki dostları kendisine  “Berbat” lakabı vermişti.  Yaşamının son anına kadar bu lakapla hep tanındı, anıldı. Karayolları 11. Bölge Müdürlüğü’nde yol yapımında dev kayaları taşıyan, bir tekeri 4-5 metre olan aracı kullanırdı.    Hanımı Zeynep Abla Murat, Fırat, Suat, Fuat, Nihat isimli 5 erkek çocuğun annesiydi. Bir kızlarının olmasını çok isterlerdi. Zeynep abla güler yüzü,   mizahi boyut kazandırdığı olayları kendine has üslubuyla anlatırdı.   İçten gönül dostluğumuz,  aynı hanede yaşarmışçasına temel komşuluğumuz vardı. Yaşça büyük olan annem babam onların sevgi ve saygı duydukları, uyarılarına önerilerine değer verdikleri dert ortaklarıydı. Riyasız gönül dostluğumuz, aynı hanede yaşarmışçasına komşuluğumuz, sırdaşlığımız vardı.     Kerpiç duvarlı toprak damlı evlerinden neşe dışarı taşardı. Televizyonun olmadığı yıllarda radyodan yükselen şarkı ve türkülerin sesi sokağımızda çınlardı.  Küçük sesli kutu ailenin eğlencesi Zeynep Abla’nın yakın arkadaşıydı.  Radyo tiyatrosu Zeynep Abla için vazgeçilmezdi.  Komşu ziyaretini, evdeki iş planını radyo tiyatrosu saatine göre ayarlar.     Bir sofrada oturduğumuz,  birlikte oynayıp güldüğümüz, birlikte acıları sevinçleri paylaştığımız,  birlikte kavgalara barışmalara karıştığımız güzel komşumuz Zeynep Abla ve Süleyman Abi’nin farklı özellikleri vardı.  Süleyman Abi futbol oynamış, arkadaşlarıyla eğlenceyi, eşi dostuyla demlenmeyi, sözü sohbeti seven, kimseye zararı dokunmayan herkesin tanıdığı sevdiği ehli keyf biriydi. Harika yemekler yapan ustaydı. Eli çok lezzetliydi. Meyhane pilavı, cızbız, çiğ köfte, kele paça, kuru fasulye, pirinç pilavı, mangalda et onun ellerinde eşsiz lezzet kazanırdı.   Zeynep Abla Van futbolunda 1950-60’lı yıllarda “ Şemo’nun ortası Uçun’un volesi” deyimini futbolda dillere düşüren, esas mesleği ilkokul öğretmenliği olan Yalçın Sümer’in ( Macar Şemo) ablasıydı.  5 erkek çocuğu, eşi yanında evinde öğrencilerine Kuran-ı Kerim dersi veren hocaydı. Yüzlerce kadına kıza Kuran-ı Kerim okumasını öğretmişti.  Namazını kılan ama aynı zamanda komşuları dostlarıyla sinemaya, konsere gitmeyi seven gözü gönlü tok, yüzü hep gülen sosyal kadındı. Kapsının önündeki eksik olmayan ocak ve tavasında köfte başta olmak üzere et ürünleri pişirmesiyle bilinirdi. Ocak yanarken kapı önünde oynayan çocuklar yayılan kokuya denk geldiklerinde mutlaka nasiplenirlerdi.  Saklı kalmış yemek tarifleri vardı. Van usulü tandırda kokoreç yapımının hikâyesini ve tarifini ondan dinleyerek bu köşede yazmıştım.    Aile 1960’lı yıllarda bir süreliğine İstanbul’a gitmiş daha sonra Van’a geri dönmüştü. Süleyman Abi’nin İstanbul Üsküdar’da o dönem yaptığı cızbızı yemek için farklı semtlerden gelenlerin olduğu anlatılırdı.     Büyük oğlu Murat Kaya ile İnönü İlkokulu’ndan 50. Yıl Orta Okulu’na kadar aynı sıralarda okuyarak mezun olduk. Lise dönemi geldi. Ticaret Lisesi ve Endüstri Meslek Lisesi (Sanat Okulu)  sınavla öğrenci almaya başlamıştı.  Babalarımızın “ Sanat altın bileziktir “ sözü üzerine ikimizde iki okulun sınavına girdik. Ticaret Lisesi’ne kaydımı yaparak birkaç gün okula devam ettim. Murat, Karayolları 11. Bölge Müdürlüğü’nde atölye formeni olan amcası rahmetli Salih Kaya’nın yönlendirmesi üzerine evimizin yakınındaki Endüstri Meslek Lisesi’ne kayıt yaptı.   Ayrılık ile arkadaşlığımız bir anda kopmuştu sanki. Ticaret Lisesi’nde kendimi sudan çıkmış balık gibi hissetmiştim. Ayrılığa fazla dayanamayacağımı anlayınca kayıtlar kapanmadan Endüstri Meslek Lisesi Ağaç İşleri Bölümüne  (ilgi duymadığım halde)  arkadaş aşkıyla kayıt yaptırmıştım.     Süleyman Ağabey Karayolları 11. Bölge Müdürlüğü Yüskekova Yeniköprü yol yapım şantiyesinde çalışıyordu. Şantiye kapandığında çalışanlar şehir merkezine geliyordu. Ama o boş durmuyordu. Kasap Mustafa Irak’tan hafta içinde aldığı taze kuzu etlerinin sinirlerini bir cerrah titizliğiyle cuma günü oğlu Murat ile birlikte ayırıp çöp şiş büyüklüğünde doğrayarak buzdolabında doğranmış kuyruk yağı ile birlikte bir gün hiçbir baharat ve bir şey katmadan terbiyeye bırakıyordu.  Et’in kendi tadını kaybetmemesi için terbiyede baharat veya başka bir şey kullanmazdı.     Cumartesi günü dört tekerli camekânlı şirin arabasıyla eski Bayram Oteli altındaki Türk Hava Yolları Satış Acentesi önünde oğulları Murat ve Fırat’ın yardımlaşmasıyla küçük mangalında cızbız satışı yapıyordu.  Lezzet şöleni pazar akşamı son buluyordu. Yani haftada iki gün.  Önceliği temizlik, hijyen, güven ve lezzet olan Süleyman Abi’nin damak çatlatan cızbızından yeme şansı olanlar küçük mutluluk yaşardı.    Yarım veya çeyrek taze çıtır somun ekmeğinin arasına kıyılarak sumak, maydanoz, limon, tuz ile harmanlanmış kuru soğan eşliğinde çekilen cızbızdan tutkunları kuyruk oluştururdu.     Süleyman Abi’nin seyyar arabada yaptığı cızbız Van’ın lezzet markasıydı. Cızbız’a üslubunu, sohbetini, insan ilişkisini de katardı.  O nedenle kim nasıl cızbız yaparsa yapsın eşi benzeri hiçbir yerde olmazdı, çünkü lezzeti, tadı, sunumu Süleyman abiye hastı.   İlin valisinden belediye başkanına, garnizon komutanından emniyet müdürüne,  eşrafından, iş insanına,  zengininden fakirine Süleyman Abi’nin sokak lezzetinden kendilerini mahrum etmezlerdi.  Öyle ki son derece disiplinli, tiz olan,  sokak düzenine önem veren Van Belediye Başkanı Tayyar Dabbağoğlu, zabıta müdürü Hamdi Uzel ( Hamdi Çavuş),   şehrin en gözde yerindeki cızbız arabasını kaldırmak bir yana sipariş vererek cızbızdan afiyetle yerlerdi. Çünkü yürüyen lezzet arabasının Van’a değer katan özelliği olduğunu bilirlerdi.   Bu lezzeti bilen THY pilot ve hostesleri de Van seferlerinde cızbız yemeden dönmemeye çalışırlardı. Renkli ve farklı kişiliği olan Süleyman Abi, yeri gelmiş İnzibatın elinden Merkez’e götürülmeye çalışılan askeri almış,  yeri gelmiş kavgada mazlumun yanında olmuş, yeri gelmiş insani güzellikler yapmıştı.   Hiç unutmam...     Cızbız günleri arkadaşım Murat’a takılır o ortamda bulunmaktan, müşteri kalabalık olunca yardımcı olmaktan zevk alırdım.     Bir cumartesi günü çarşının kalabalığına cızbızın enfes kokusu karışmıştı. Yiyemeyen de az yiyen de pişmandı. Müşteriler cızbız beklerken Süleyman Abi yarım ekmek arasına nar gibi kızararak lokum gibi ağızda eriyen cızbız şişlerini kaşla göz arasında çekerek oğluna “  He Fırat olum bunu giden şu kadına yetiştir” dediğini duyunca Cumhuriyet Caddesi’nden Ezberciler İş Hanı’na doğru yürüyen kadına dikkatle baktım. Fırat ekmeği uzattığında kadının önce almadığını, ısrarından sonra kabul ettiğini gördüm. Ancak kadına cızbız göndermesine o an toyluktan olacak bir anlam verememiş merak etmiştim. Sonradan Süleyman Ağabeyin cızbız arabası önünden geçen kadınının hamile olduğunu fark ettiğini, kokusunu alan kadına bu nedenle cızbız gönderdiğini öğrendiğimde etkilenmiş ve duygulanmıştım.       1970’lerde tanık olduğum bu davranışını hiç unutmadım.     Lakabı “Berbat”  yüreği merhamet dolu olan Süleyman Ağabey hafızalarımıza kazınan örnek bir davranışta bulunmuştu.    Merhamet duygusuyla ilgili öykü yazarı ve çevirmen. Tomris Uyar şöyle der: “Bir erkeğin merhametini sevin. Yakışıklılık geçer gider. Para; mal, mülk tükenir ama merhamet kalıcıdır. Ve bir erkeğe en çok merhamet yakışır” der ve ekler  “ Şu son cümlesini hep söylerim. Merhameti küçümsemeyin. En kalıcı ve en büyük duygu budur.” “ Allah’ın guranın var heee” sözü kulaklarda çınlayan Süleyman Ağabey ve ailesi 1980 sonrası İzmir’e taşınarak bir kez daha gurbeti mesken seçerek geri dönmedi.  Giderken beraberlerinde anıları, o eşsiz lezzeti güzellikleri de götürdüler. Kıymetli komşumuz,  şehrimizin güzel insanları Zeynep Abla ve Süleyman Abi bir kaç yıl önce İzmir’de hayata gözlerini yumarak aramızdan ayrıldı. Geride hoş seda bıraktılar.   Rahmetle anıyorum.     
Ekleme Tarihi: 19 Şubat 2021 - Cuma

Berbat Süleyman’ın merhameti

Yakışıklılığı, duruşu ve mimikleriyle Türk filmlerindeki artistlere benziyordu. Van Veteriner (Baytar) Müdürlüğü'nde çalışan Yusuf Kaya'nın 6 oğlunun ortancasıydı Süleyman Kaya.Genç yaştan itibaren kabına sığmayınca çevresindeki dostları kendisine  “Berbat” lakabı vermişti.  Yaşamının son anına kadar bu lakapla hep tanındı, anıldı. Karayolları 11. Bölge Müdürlüğü’nde yol yapımında dev kayaları taşıyan, bir tekeri 4-5 metre olan aracı kullanırdı.   

Hanımı Zeynep Abla Murat, Fırat, Suat, Fuat, Nihat isimli 5 erkek çocuğun annesiydi. Bir kızlarının olmasını çok isterlerdi. Zeynep abla güler yüzü,   mizahi boyut kazandırdığı olayları kendine has üslubuyla anlatırdı.  

İçten gönül dostluğumuz,  aynı hanede yaşarmışçasına temel komşuluğumuz vardı. Yaşça büyük olan annem babam onların sevgi ve saygı duydukları, uyarılarına önerilerine değer verdikleri dert ortaklarıydı. Riyasız gönül dostluğumuz, aynı hanede yaşarmışçasına komşuluğumuz, sırdaşlığımız vardı.    

Kerpiç duvarlı toprak damlı evlerinden neşe dışarı taşardı. Televizyonun olmadığı yıllarda radyodan yükselen şarkı ve türkülerin sesi sokağımızda çınlardı.  Küçük sesli kutu ailenin eğlencesi Zeynep Abla’nın yakın arkadaşıydı.  Radyo tiyatrosu Zeynep Abla için vazgeçilmezdi.  Komşu ziyaretini, evdeki iş planını radyo tiyatrosu saatine göre ayarlar.    

Bir sofrada oturduğumuz,  birlikte oynayıp güldüğümüz, birlikte acıları sevinçleri paylaştığımız,  birlikte kavgalara barışmalara karıştığımız güzel komşumuz Zeynep Abla ve Süleyman Abi’nin farklı özellikleri vardı. 

Süleyman Abi futbol oynamış, arkadaşlarıyla eğlenceyi, eşi dostuyla demlenmeyi, sözü sohbeti seven, kimseye zararı dokunmayan herkesin tanıdığı sevdiği ehli keyf biriydi. Harika yemekler yapan ustaydı. Eli çok lezzetliydi. Meyhane pilavı, cızbız, çiğ köfte, kele paça, kuru fasulye, pirinç pilavı, mangalda et onun ellerinde eşsiz lezzet kazanırdı.  

Zeynep Abla Van futbolunda 1950-60’lı yıllarda “ Şemo’nun ortası Uçun’un volesi” deyimini futbolda dillere düşüren, esas mesleği ilkokul öğretmenliği olan Yalçın Sümer’in ( Macar Şemo) ablasıydı.  5 erkek çocuğu, eşi yanında evinde öğrencilerine Kuran-ı Kerim dersi veren hocaydı. Yüzlerce kadına kıza Kuran-ı Kerim okumasını öğretmişti.  Namazını kılan ama aynı zamanda komşuları dostlarıyla sinemaya, konsere gitmeyi seven gözü gönlü tok, yüzü hep gülen sosyal kadındı. Kapsının önündeki eksik olmayan ocak ve tavasında köfte başta olmak üzere et ürünleri pişirmesiyle bilinirdi. Ocak yanarken kapı önünde oynayan çocuklar yayılan kokuya denk geldiklerinde mutlaka nasiplenirlerdi.  Saklı kalmış yemek tarifleri vardı. Van usulü tandırda kokoreç yapımının hikâyesini ve tarifini ondan dinleyerek bu köşede yazmıştım.   

Aile 1960’lı yıllarda bir süreliğine İstanbul’a gitmiş daha sonra Van’a geri dönmüştü. Süleyman Abi’nin İstanbul Üsküdar’da o dönem yaptığı cızbızı yemek için farklı semtlerden gelenlerin olduğu anlatılırdı.    

Büyük oğlu Murat Kaya ile İnönü İlkokulu’ndan 50. Yıl Orta Okulu’na kadar aynı sıralarda okuyarak mezun olduk. Lise dönemi geldi. Ticaret Lisesi ve Endüstri Meslek Lisesi (Sanat Okulu)  sınavla öğrenci almaya başlamıştı.  Babalarımızın “ Sanat altın bileziktir “ sözü üzerine ikimizde iki okulun sınavına girdik. Ticaret Lisesi’ne kaydımı yaparak birkaç gün okula devam ettim. Murat, Karayolları 11. Bölge Müdürlüğü’nde atölye formeni olan amcası rahmetli Salih Kaya’nın yönlendirmesi üzerine evimizin yakınındaki Endüstri Meslek Lisesi’ne kayıt yaptı.   Ayrılık ile arkadaşlığımız bir anda kopmuştu sanki. Ticaret Lisesi’nde kendimi sudan çıkmış balık gibi hissetmiştim. Ayrılığa fazla dayanamayacağımı anlayınca kayıtlar kapanmadan Endüstri Meslek Lisesi Ağaç İşleri Bölümüne  (ilgi duymadığım halde)  arkadaş aşkıyla kayıt yaptırmıştım.    

Süleyman Ağabey Karayolları 11. Bölge Müdürlüğü Yüskekova Yeniköprü yol yapım şantiyesinde çalışıyordu. Şantiye kapandığında çalışanlar şehir merkezine geliyordu. Ama o boş durmuyordu. Kasap Mustafa Irak’tan hafta içinde aldığı taze kuzu etlerinin sinirlerini bir cerrah titizliğiyle cuma günü oğlu Murat ile birlikte ayırıp çöp şiş büyüklüğünde doğrayarak buzdolabında doğranmış kuyruk yağı ile birlikte bir gün hiçbir baharat ve bir şey katmadan terbiyeye bırakıyordu.  Et’in kendi tadını kaybetmemesi için terbiyede baharat veya başka bir şey kullanmazdı.    

Cumartesi günü dört tekerli camekânlı şirin arabasıyla eski Bayram Oteli altındaki Türk Hava Yolları Satış Acentesi önünde oğulları Murat ve Fırat’ın yardımlaşmasıyla küçük mangalında cızbız satışı yapıyordu.  Lezzet şöleni pazar akşamı son buluyordu. Yani haftada iki gün.  Önceliği temizlik, hijyen, güven ve lezzet olan Süleyman Abi’nin damak çatlatan cızbızından yeme şansı olanlar küçük mutluluk yaşardı.   

Yarım veya çeyrek taze çıtır somun ekmeğinin arasına kıyılarak sumak, maydanoz, limon, tuz ile harmanlanmış kuru soğan eşliğinde çekilen cızbızdan tutkunları kuyruk oluştururdu.    

Süleyman Abi’nin seyyar arabada yaptığı cızbız Van’ın lezzet markasıydı. Cızbız’a üslubunu, sohbetini, insan ilişkisini de katardı.  O nedenle kim nasıl cızbız yaparsa yapsın eşi benzeri hiçbir yerde olmazdı, çünkü lezzeti, tadı, sunumu Süleyman abiye hastı.  

İlin valisinden belediye başkanına, garnizon komutanından emniyet müdürüne,  eşrafından, iş insanına,  zengininden fakirine Süleyman Abi’nin sokak lezzetinden kendilerini mahrum etmezlerdi.  Öyle ki son derece disiplinli, tiz olan,  sokak düzenine önem veren Van Belediye Başkanı Tayyar Dabbağoğlu, zabıta müdürü Hamdi Uzel ( Hamdi Çavuş),   şehrin en gözde yerindeki cızbız arabasını kaldırmak bir yana sipariş vererek cızbızdan afiyetle yerlerdi. Çünkü yürüyen lezzet arabasının Van’a değer katan özelliği olduğunu bilirlerdi.   Bu lezzeti bilen THY pilot ve hostesleri de Van seferlerinde cızbız yemeden dönmemeye çalışırlardı.

Renkli ve farklı kişiliği olan Süleyman Abi, yeri gelmiş İnzibatın elinden Merkez’e götürülmeye çalışılan askeri almış,  yeri gelmiş kavgada mazlumun yanında olmuş, yeri gelmiş insani güzellikler yapmıştı.  

Hiç unutmam...    

Cızbız günleri arkadaşım Murat’a takılır o ortamda bulunmaktan, müşteri kalabalık olunca yardımcı olmaktan zevk alırdım.    

Bir cumartesi günü çarşının kalabalığına cızbızın enfes kokusu karışmıştı. Yiyemeyen de az yiyen de pişmandı. Müşteriler cızbız beklerken Süleyman Abi yarım ekmek arasına nar gibi kızararak lokum gibi ağızda eriyen cızbız şişlerini kaşla göz arasında çekerek oğluna “  He Fırat olum bunu giden şu kadına yetiştir” dediğini duyunca Cumhuriyet Caddesi’nden Ezberciler İş Hanı’na doğru yürüyen kadına dikkatle baktım. Fırat ekmeği uzattığında kadının önce almadığını, ısrarından sonra kabul ettiğini gördüm. Ancak kadına cızbız göndermesine o an toyluktan olacak bir anlam verememiş merak etmiştim. Sonradan Süleyman Ağabeyin cızbız arabası önünden geçen kadınının hamile olduğunu fark ettiğini, kokusunu alan kadına bu nedenle cızbız gönderdiğini öğrendiğimde etkilenmiş ve duygulanmıştım.      

1970’lerde tanık olduğum bu davranışını hiç unutmadım.    

Lakabı “Berbat”  yüreği merhamet dolu olan Süleyman Ağabey hafızalarımıza kazınan örnek bir davranışta bulunmuştu.   

Merhamet duygusuyla ilgili öykü yazarı ve çevirmen. Tomris Uyar şöyle der: “Bir erkeğin merhametini sevin. Yakışıklılık geçer gider. Para; mal, mülk tükenir ama merhamet kalıcıdır. Ve bir erkeğe en çok merhamet yakışır” der ve ekler  “ Şu son cümlesini hep söylerim. Merhameti küçümsemeyin. En kalıcı ve en büyük duygu budur.”

“ Allah’ın guranın var heee” sözü kulaklarda çınlayan Süleyman Ağabey ve ailesi 1980 sonrası İzmir’e taşınarak bir kez daha gurbeti mesken seçerek geri dönmedi.  Giderken beraberlerinde anıları, o eşsiz lezzeti güzellikleri de götürdüler.

Kıymetli komşumuz,  şehrimizin güzel insanları Zeynep Abla ve Süleyman Abi bir kaç yıl önce İzmir’de hayata gözlerini yumarak aramızdan ayrıldı. Geride hoş seda bıraktılar.  

Rahmetle anıyorum.   

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (3)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Hüsnü Türközü.
(19.02.2021 12:09 - #72236)
Kedisiyle Reşadiye şantiyesinde birlikte çalışma şansı buldum.süleyman abi can dı cana can katardı vede çok dürüst bir insan gerçek dost du.Kendisini saygıyla anıyor bu yazınız için sizi kutluyorum .Sağol var ol İkram gardaşım.
Faik cengiz Allah rahmet eylesin
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Vankarkaplani
(20.02.2021 08:05 - #72238)
Allah rahmet eylesin Nur içinde uyusun mekanı Cennet olsun inşallah
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Fatih kantarcıoğlu
(20.02.2021 11:55 - #72241)
Allah rahmet eylesin mekanları cennet olsun inşallah rabbim sana da sağlık li uzun ömürler versin Allah a emanet ol
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.